Son günlerde iki haber dikkatleri çekti. Birisi katliam nedeniyle epey yankı getirdi. İkincisi de öldürülen Amerikalı asker olması nedeniyle haber olmaya yetip arttı. Düşünüldüğünde Avustralya ile Suriye arasında oldukça fazla uzaklık vardır. Fakat onca uzaklığa karşın, farklı görünüşler olmasına rağmen yine bir ortak kelime konuyu ortaklaştırmaya yetiyordu. Olayı gerçekleştiren örgüt IŞİD idi. Onca uzaklıktaki koşul dahi ortak bir örgüt olmasına engel olmadı.
Ama farklılıkların olması da doğaldır. Suriye’deki saldırı doğrudan Amerikalı askerleri veya yeni yönetimi içerirken, Avustralya’daki saldırı deniz plajında bayramını kutlayan sivil kesime yönelikti. Bir genişletilip, işinize gelince daraltılan paradoksal bir haber akışı oluşmuş gibidir.
Avustralya’nın başkenti Sidney’deki Bondi Plajı’nda bayramları nedeniyle eğlenen Yahudiler vardı. Bu defa iki kişi, baba-oğul Pakistan kökenli saldırgan, eylemi gerçekleştirdi. Otomatik silahlarla ateş ettiler. On beş kişi öldürüldü, onlarcası da yaralandı. Olay başlangıçta kriminal veya münferit gibi düşünülürken, saldırıyı yapan kişilerin arabalarında IŞİD posterlerinin bulunması konuyu daha da siyasallaştırdı. Netanyahu gibi faşist liderler bu fırsatı kullanmaktan geri kalmadı; aynen Trump gibi.
Oysa hâlâ Gazze’de İsrail durmadan katliam yaparken, yerle bir ederken Amerika’nın bunu desteklemeye devam etmesi sürerken, böylesi saldırıları eleştirirken herhâlde aynaya bakmaları gerekirdi. Normal olmayan dünyamızda, yükselen faşist dalga ile emperyalist krizler militarizmle desteklenirken, olaylara dair farklı algıların oluşması da gayet doğaldır.
Başka bir haber ise Suriye’den geldi. Aslında haber eksiktir; çünkü ilgili ülkede yalnızca Amerikan askerleri değil, birçok öldürme olayı gerçekleşmektedir. Ancak iş Amerikalı askerlerin öldürülmesine gelince haber önceliği kaçınılmaz olarak artmaktadır. İşgalci Amerikan askerleri bir köye gidip ortak bir operasyonu görüşeceklerdi. Tam da bu sırada saldırı başladı. Sorumlu Amerikalı yarbayın da aralarında olduğu üç kişi öldü. Bu, ülkede bir ilkti: Amerikan askerlerinin öldürülmesi. Üstelik Amerika’nın desteklediği rejimin kontrolündeki bir alanda gerçekleşmişti. Eylemi gerçekleştiren kişinin IŞİD kökenli çıkması, Avustralya ile ortak noktayı oluşturdu.
Burada bir ek bilgi vermek gerekir: Genelde IŞİD, İsrail’e karşı eylem yapmamaktadır. Hatta sınırı olmasına karşın. Tam tersine, Suriye’de yaşandığı gibi İsrail’in farklı dönemlerde IŞİD ile temasları olmuştur; yaralılarının tedavisi dahi yapılmıştır. Bu nedenle Avustralya’daki eylemi IŞİD damgalı kişiler yapmış olsa da bunun örgütsel, merkezi bir karar olmadan hücresel ya da bireysel bir davranış olması muhtemeldir.
Ancak Suriye’deki durum farklıdır. Burada IŞİD’in hâlâ varlığını sürdürmesi, eylemin daha planlı ve merkezî olabileceğini düşündürmektedir. Devamında ise bugünkü Şam rejiminin, HTŞ–IŞİD devamı bir örgüt olduğu iddiası gündeme gelmektedir. Liderinin de aynı yapıdan gelmesi işleri daha da karmaşık hâle getirir. Ancak olaylar nedeniyle bazı ek bilgileri paylaşmak şarttır. Bu tür eylemlerin devamının geleceği de kesindir.
IŞİD’in ortaya çıkışında Amerika’nın doğrudan katkısı olduğu gerçeğiyle başlayalım. Eğer Kobani direnişi olmasaydı, bugün Suriye’de IŞİD’in yönetimde olması muhtemeldi. Bu tür örgütler özellikle emperyalist çağda kurdurulur, kullanılır ve yeri geldiğinde terk edilir. Örgütler bir anlamda serseri mayın gibidir: Bazen doğrudan sistemle, bazen sisteme alan açacak eylemlerle provokasyon yaparlar; bazen de kullanılmadıkları anda kendi iç dinamikleriyle hareket ederler. Çoğu zaman hangisinin öncelikli olduğunu ayırt etmek zorlaşır. Karşı olduğu imajıyla yapılan bir eylem, sonradan sistemin kullandığı yeni bir sıçrama aracı hâline gelebilir. Bunun birçok örneği vardır; başta 11 Eylül katliamı olmak üzere.
Daha geneline bakarsak, özellikle Orta Doğu’da birçok İslami örgüt Amerika tarafından kurdurulmuştur. İngiltere’yi de göz ardı etmemek gerekir. Bu örgütler siyasal roller üstlenmiş, kimi zaman iktidar olmuş, kimi zaman karşıt eylemler gerçekleştirmiş, gerektiğinde provokasyonlarla yeni aşamalar yaratmışlardır. Müslüman Kardeşler’den IŞİD’e kadar benzer stratejiler uygulanmıştır. İdeolojik gericilikle birlikte gelişmiş teknolojik imkânların kullanılması da bu yapılar için olağandır. Bazı olaylarda klasik kriminal yöntemler, bazılarında ise modern tanklar ve ağır silahlar kullanılmıştır.
Avustralya eyleminde tek tip bir olgu yoktur. Sivil saldırılarda doğrudan siyasal boyut ile bireysel ya da psikolojik saikler iç içe geçebilir. Bunlar ancak detaylı araştırmalarla açığa çıkar. Benzer olaylar Amerika’da da yaşanmakta; kimi saldırılarda doğrudan siyasal bir imge bulunmamaktadır. Bu nedenle Bondi olayında da geniş bir nedenler yelpazesi söz konusudur.
Yine de ortak noktaya geliriz: Yaşananlar günümüz kapitalizminin koşullarının sonucudur. İster siyasal, ister kriminal ya da bireysel olsun, hepsi aynı toplumsal koşulların ürünüdür.
Suriye olayında ise daha açık siyasal gerçeklikler vardır. İşgaller birincil etkendir. Amerika hem bölgeyi dizayn eden hem de IŞİD gibi örgütleri yaratan güçtür. Yarattığı örgütle dizayn ettiği Suriye’de, kendi askerleri yine bu örgüt eliyle saldırıya uğramaktadır. Bu, emperyalizmin kirli tarihinin bir başka örneğidir.
Görüldüğü gibi, konuya farklı açılardan bakıldığında karmaşık bir tablo ortaya çıkmaktadır. İlk anda insani duygular öne çıksa da, arkasında daha derin gerçekler vardır. En acı mesajlardan biri şudur: İsrail durmadan kanlı bir soykırım yürütürken dokunulmaz sayılmakta, başka bir yerde ise bu politikaların doğurduğu öfke masum Yahudilere yönelmektedir. Dünya ise ırkçılık, faşizm ve militarizmi beslemeye devam etmektedir. Trump’ın yeni stratejik güvenlik belgesi bunun açık bir yansımasıdır.
Bu soykırımlar devam ettikçe, sorunlar kalıcılaştıkça ve emperyalist savaşlar sürdükçe bu tür olayların yaşanmaması mümkün değildir. Gazze’deki soykırımı izlerken birçok çevrenin, bunun bir gün başka yerlerde Yahudilere yönelik öfke patlamalarına yol açabileceği yönündeki uyarıları unutulmamıştır. İşte tüm bunların toplamı, Orta Doğu projesinin uygulanış biçimiyle birlikte, aynı örgütsel anlayışın Avustralya’dan Suriye’ye uzanan eylemlerini ortaya çıkarmıştır. Bakalım karanlıkta dans eden dünyamız daha kaç karanlık tabloya sahne olacaktır?



