14 Aralık 2025, Pazar
17.8 C
Lefkoşa
yazılariktibasSol Parti (Almanya) Filistin Konusunda Sözünü Buldu-Loren Balhorn

Sol Parti (Almanya) Filistin Konusunda Sözünü Buldu-Loren Balhorn

Orjinal yazının kaynağıjacobin.com
alıntı yapılan kaynakkontrasalvo.wordpress.com
Parti Eş Başkanı Ines Schwerdtner, 27 Eylül’de Berlin’de Die Linke tarafından düzenlenen Filistin yanlısı gösteride toplanan kalabalığın arasında bir konuşma yapıyor

Almanya’daki Filistinle dayanışma hareketi, geçtiğimiz hafta sonu ileriye doğru büyük bir adım attı. Ülkenin dört bir yanından on binleri kendine çeken kitlesel gösteri, 7 Ekim 2023’ten bu yana yapılan en büyük ve en çeşitli, ve Müslüman toplum ile aşırı sol dışında ciddi sayıda insanın katıldığı ilk gösteriydi. Af Örgütü ve diğer daha ılımlı görünen grupların katılmasıyla birlikte yürüyüş net bir mesaj verdi: Almanya’da, artık daha da fazla insan hükümetlerinin İsrail’in Gazze’deki soykırımına verdiği destekten tiksiniyor ve müphem anti semitizm iddiaları artık onları protesto etmekten alıkoyamıyor.

Gösteri aynı zamanda demokratik sosyalist Sol Parti içerisindeki yeni güçler dengesini de gösterdi. Parti, savaşın uzun bir süresi boyunca suskun kalmadıysa da Alman silahlarıyla işlenen savaş saçlarıyla ilgili görece olarak ses çıkarmadı. Yine de geçen Cumartesi, Almanya’nın dört bir yanından binlerce üyesi Gazze’yle dayanışma için gelmişken partinin ihmal edilebilir sayıda sağ kanat üyesi ve eski üyeleri karşıt sessiz protestoya katıldı. Hatta gösterinin öncülerinden ve Gazze’de yaşananları tanımlamak için “soykırım” sözcüğünü Eylül ayında kullanan ilk Sol Parti lideri olan eş başkan Ines Schwerdtner ve liderliğinin Gazze’yle ilgili olarak çok uzun süre sessiz kaldığını kamuoyu önünde kabul etti, harekete bundan sonra da destek sözü verdi.

Geçen Cumartesi gününün katılımıyla ilgili en iyimser tahminler bile, başkenti Brüksel bu sayıyı aşan tekrarlayan gösterilere sahne olmuş komşu ülke Belçika ile 22 Eylül’de Gazze için devasa bir grev yapılan İtalya’ya kıyasla daha düşük. Yine de bu, Almanya gibi, İsrail’e verdiği sarsılmaz desteğin Avrupa Birliği içerisinde daha ileri tedbirler alınmasına en büyük engel olduğu kanıtlanan bir ülkedeki bir hareket için büyük bir ilerleme. Görünen o ki Sol Parti’nin yeni, daha militan bir duruş göstermesiyle birlikte, hükümetin İsrail yanlısı yönetimine karşı ciddi bir muhalefet Alman Parlamentosunda ilk defa duyulmuş oldu. Daha büyük bir hareket ve onunla birlikte Sol için anlamlı bir siyasi zafer potansiyeli artık daha belirgin.

Karalamalar Artık İşe Yaramıyor

İsrail silahlı kuvvetlerinin, Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki saldırısının intikamı olarak Gazze Şeridi’ni dümdüz etmeye başlamasından bu yana, savaşa ve Almanya’nın malzeme tedariğine karşı gösteri düzenlemek isteyen eylemciler asılsız antisemitizm suçlamalarıyla karşı karşıya kalıyor. 7 Ekim’in aslında tamamen sebepsiz ve barbarca bir terör saldırısı olmadığı, belki de ardı ardına gelen İsrail hükümetlerinin devam eden yasadışı işgal, baskı ve yerinden etme sürecinin nihai sonucu olduğu yönündeki neredeyse her türlü çıkarım ana akım söylemde neredeyse yasaktı. Alman-Amerikalı yazar Deborah Feldman gibi böyle bir iddiayı ortaya koymaya çalışan önde gelen Yahudiler bile antisemitizm suçlamalarıyla karşı karşıya kaldılar.

Bu arada, Almanya’daki antisemit tavırlardan Müslüman göçmenlerin sorumlu olduklarını ima eden, dillere pelesenk olmuş ” ithal edilmiş antisemitizm_ sözcüğü, aşırı sağ tarafından uzun süredir kullanılan müslüman karşıtı ırkçılığın i̇srail_in yanında durma siyasi zorunluluğuyla birleşmesiyle birlikte, siyasal yelpazenin büyük kısmında ortak konuşma konusu oldu. süddeutsche zeitung editörü ronen steinke gibi mantıklı, liberal görünen yorumcuların olduğu daha rafine çevreler, benjamin netanyahu’nun güçlerinin gazze şeridi_ni halı bombardımanına tabi tutarak ölçüyü aştığı uyarısında bulundularsa da yahudilerin binlerce yıldır bölgede yaşadığı göz önüne alındığında bir yerleşimci-sömürge olamayacağını kendilerinden emin şekilde savunarak çatışmanın sömürgeci kökenlerinin derinlemesine araştırılmasını engellemek için de ellerinden geleni yaptılar.

7 Ekim’den sonra, tarihi suçları İsrail’in kurulmasına itici güç olan Almanya’da İsraili eleştirmekte ciddi bir tereddüt olacağı beklenen bir şeydi. Ancak bu yoğun kısıtlama iklimi, İsrail Savunma Güçleri’nin Gazze’de sürdürdüğü şeyin sistematik bir etnik temizlik ve en azından bir soykırım girişimi olduğunun neredeyse tüm ciddi uluslararası gözlemciler ve kurumlar için çoktan açık hale gelmesinden sonra, savaşın ikinci yılına kadar devam etti.

Araştırmacı Fabian Goldmann’ın kısa süre önce Jacobin için belgelediği gibi Alman medyası çatışma boyunca büyük ölçüde İsrail iddialarının etkisinde kalmaya devam etti. Sol Parti ve diğer parlamento dışı oluşumlar dahil olmak üzere Solun geniş kesimleri dahi büyük ölçüde resmi söylemi kabullendi ve aylarca Gazze’de Filistinlilerin hayatlarının ayrım gözetmeksizin yok edilmesine ve Batı Şeria’da etnik temizliğin hızlanmasına rağmen İsrail’e dayanışmalarını vurguladılar.

Bu arka plana karşı, Filistin dayanışma hareketi tecridini kırmak için mücadele etti ve aylarca eylemleri Alman olmayan (sıklıkla İsrailli) küçük grupların yanı sıra büyük ölçüde Filistinli ve Müslüman topluluklara sınırlı kaldı. Başta Berlin olmak üzere harekete karşı uygulanan ve Sol Parti tarafından tereddütle kınanan vahşi polis şiddeti, eylemlerin daha da yaftalanmasına yardımcı oldu, ana akım topluma net bir mesaj gönderdi: bunlar meşru gösteriler değil, yasadışı nefret söylemidir.

Geçen Cumartesi günü yapılan gösteri havanın değiştiğini netleştirdi. Protesto öncesinde çok sayıda olumsuz haber yapılmıştı ki bunların arasında ana akım medyada isimleri açıklanmayan Die Linke yetkililerinin, gösteriyi örgütleyen grup arasında ciddi bir antisemitizm olduğuna dair asılsız iddialarda bulunup bir felaket öngördüklerine dair haberler de vardı. Bununla birlikte bu tür bir şey yaşanmadı. On binlerce sıradan Alman’ın katılımı ve sayısız Sol Partili parlamenter temsilcinin varlığı polisi kısıtladı.

Ana akım Alman basını, umduğu gibi çatışma ve Hamas bayrakları bulamadığı için savaşın “Almanya’yı böldüğünü” kabul ederek veya İsrail Gazze’de insanlığa karşı pervasızca işlediği üzücü ama gerekli suçları “tam olarak açıklamakta” başarısız olduğu için antisemitizmin yükselişte olduğundan şikayet ederek kıçını kollamaya çalıştı. İsrail’in suçlarını hâlâ savunuyorlar ama son iki yılın tek taraflı bakışının da bir sınırı var ve bir takım ayarlamalar yolda.

Gösteriyi örgütleyenler, büyük bir değişimin yaşanmakta olduğuna büyük ölçüde katılıyorlar. Medico International yöneticisi Tsafrir Cohen, protestonun marjinalize edilmiş Filistin hareketi ile İsrail’in Gazze’deki faaliyetlerine karşı muhalefeti “açık, milliyetçilik karşıtı ve dolayısıyla göçmen dostu bir Almanya’nın ön koşulu olarak Almanya’nın kendi şiddet tarihine olan yükümlülüğünün” elitlerin söyleminde göçmen karşıtı bir retoriğe dönüşmesi” nedeniyle uygun bir ifade imkanını bulamayan geniş Alman kamuoyu arasında bir “köprü” olarak tanımladı. Ama bu protesto Alman suç ortaklığının sona ermesi için kritik bir eşik olabilir.

Medico, tam olarak Almanya’nın burjuva merkezini değil ama sol eğilimli, yeşil kesimini temsil ediyor. Yine de Cohen doğru söylüyor: hepsinden öte, kamuoyundaki Gazze ile dayanışma eksikliği, resmi Sağ görüşün son yıllarda ne kadar yayıldığının bir ifadesi. Eğer hareket, soykırım karşıtı gösterileri Sağa karşı daha geniş bir hareketlilikle bütünleştirmekte başarılı olabilirse yalnızca merkez üzerindeki baskıyı yoğunlaştırmakla kalmayacak, aynı zamanda aşırı sağın etkisini de parçalayacaktır.

Sol Parti ve Filistin Hareketi Kazançlı Çıkacak

Kamuoyundaki değişim belirgin olsa da ve geçen Cumartesi yapılan gösteri (bazı) Almanların İsrail’in savaş suçlarına karşı artan konuşma isteğini işaret etse de toplumun geniş orta kesimini Filistin’le dayanışmanın antisemit olmadığına ve bir gösteriye katılmanın işlerini tehlikeye atmayacağına ikna etmek yine de zaman alacaktır.

İsrail yanlısı müesses nizam savunmada olsa da bu herkesçe bilinen barajdaki çatlağı bir taşkına dönüştürmek zaman alacak ve sabırla çok sayıda ortaklıklar kurulması gerekecek. Bununla birlikte, Sol Parti içerisindeki değişim, hem bunun mümkün olduğunu gösteriyor hem de daha fazla değişimi mümkün kılacak önemli bir araç sunuyor.

Az sayıda gerçekten cesur parlamenterin yanı sıra çok sayıda sıradan Sol Parti üyesi başından beri Filistin dayanışmasına derinden dahildi. Yine de parti liderliğinin konuyu olabildiğince hatta gösteri yapılana dek marjinalize etmeye çalıştığını söylemek abartı olmaz. “Soykırım” teriminden gayretle kaçınıldı. “İsrail’in varolma hakkını” sorgulayan üyeler çeşitli durumlarda partiden atılmayla karşı karşıya kalırken hareketi kamuoyu önünde Hamas propagandasını yaymakla suçlayan ağır toplardan Bodo Ramelow gibi sesi çok çıkan azınlıktaki yetkililer herhangi bir yaptırımla karşılaşmadı.

Geçen Cumartesi ise öyle değildi. Gösterinin muazzam büyüklüğüne yenik düşen ve çok sayıda göstericinin gösterdiği klas karşılamadan etkilenen parti liderleri, kendiliğinden ilk defa “soykırım” sözcüğünü kullanmaya ve önceki inatçılıkları için özür dilemeye karar verdiler. Ama değişimin nedeninden bağımsız olarak, artık geri adım atmak neredeyse imkansız ve hareketin Sol Parti’nin açık teklifine nasıl karşılık vereceğini düşünmesi gerekiyor. Hareketin genişleme ve soykırıma karşı çoğunlukçu bir koalisyon inşa etme niyeti varsa ancak olumlu yanıt vermesini umabiliriz.

Ana akım toplum tarafından şeytanlaştırılmış ve dışlanmış Almanya’daki Filistin dayanışma hareketi, Ekim 2023’ten bu yana bir kısır döngüye sıkışmış vaziyette ve bu nedenle ulusal çaptaki etkisizliğiyle örtüşen bir sözel militanllıkla bu şeytanlaştırmaya daha da radikalleşmeyle karşılık veriyor. Bu dinamik, Temmuz sonunda yine on binlerce protestocunun katıldığı ve gözle görünür bir şekilde aşırı sol çevrelerin hakim olduğu ve popüler talepler yerine radikal duruşları tercih etme eğiliminde olan “United4Gaza” gösterisinde net bir şekilde gösterilmişti.

Ülkenin ölüm sessizliğine bakıldığında “Almanya’yı siktir et” yazan bir pankartı kaldırmak makul görünse de davaya daha fazla Alman’ın katılmasına kesinlike yardımcı olmuyor. Pek çok yönden, bu tür bir performatif radikalizm, hareketi kolaylıkla aşırıcı olarak değersizleştirmelerini sakladıkları için İsrail müdafilerinin üstünlüklerini korumalarına yardım ediyor.

Sol Parti’den gelecek kamusal ve istikrarlı destek, Filistin hareketine ve daha da önemlisi Gazze halkına, Bundestag’da ilk defa yüksek bir ses sağlamış olacak. Geçen hafta 4 Sol Partili milletvekilinin Filistin bayrağı açması gibi eylemler sembolik olsalar da çok daha büyük bir potansiyeli işaret ediyor. Parti, önceki Afganistan savaşında yaptığı gibi, parlamento salonlarında daha büyük, eşgüdümlü protesto eylemleri örgütleyebilirken aynı zamanda İsrail’in tutumunu kınayan ve Alman hükümetine bir ateşkesi zorlamak için daha fazlasını yapma çağrısında bulunmak için önergeler verebilir.

Sol Partili milletvekillerinin geçen yıl Filistin Devletini tanıma önergesi sunma girişimleri, bazı İsrail yanlısı meslektaşlarının muhalefeti nedeniyle başarısız oldu. Bugün sokaktaki ve partideki güç dengelerine baktığımızda, o tür bir muhalefeti hayal etmek güç. Savaşa karşı yüksek ses çıkaran ilk Sol Partili milletvekillerinin birisi olan Nicole Gohlke, Jacobin’e, partinin “nihayet kamunun ruh haliyle bağlantı kurduğunu” ve “sağcı basın ve üyelerin küçük bir azınlığınca geriye döndürülmesine izin” veremeyeceğini söyledi. Onun bu hisleri muhtemelen, şu an için daha az ses çıkarsalar da Bundestag’daki pek çok meslektaşı tarafından paylaşılıyor.

Sol Parti’nin mütemadiyen baskı yapması diğer siyasi partilerin de Gazze’deki savaşa muhalefetlerini ifade etmeleri için zorlamakta hayati önem sahip olacaktır. Hem Sosyal Demokratlar (SPD) hem de Yeşiller Cumartesi günkü gösteride dikkat çekici bir şekilde namevcuttu. İktidardaki koalisyonun küçük ortağı olan SPD’nin, federal şansölye Friedrich Merz’ten ayrılacağını ummak mümkün değilse de Yeşiller’den biraz hareket gördük.

Son birkaç ayda Luisa Neubauer gibi -Gazze’deki katliamdan duyduğu üzüntüyü dile getiren ve hatta yakın zamanda yayınladığı bir podcastte Greta Thunberg’e yönelik eleştirilerini geri çekme noktasına gelen- orta yolcu iklim aktivistlerindeki ton değişimi, Almanya merkez solunun içerisinde yaşanan daha ciddi bir yeniden düşünüp taşınmayı yansıtıyor. Onun gibilerin üstünü oportünist diyerek çizmek çekici gelse de Filistin için kazanacak bir koalisyonu inşa etmek tam tersini gerektiriyor.

Nihayetinde, Sol Parti’nin Gazze’yle ilgili daha atılgan duruşu hem harekete hem de partiye yarayacaktır. Sol Parti, parlamentodaki tek Filistin yanlısı parti olma profilini güçlendirerek kendisini diğer muhalefet partilerinden ayrıştırmaya devam edebilir ve gelecekte, Alman hükümetini şahin duruşundan geri adım atmaya zorlayanın tam da kendi kamusal baskısının olduğu ileri sürebilir. Halihazırda güçlü bir muhalefet gösterdiği sosyal politika alanının aksine, İsrail’le askeri işbirliği son vermenin de devlete herhangi bir şekilde maliyeti olmayacaktır.

Hareket için ise parlamentoda bir müttefike sahip olmak Alman kamuoyunda kendisine alan açacaktır ve resmi politikaları etkileme imkanını arttıracaktır. Daha bu hafta, Sol Partili milletvekili Lea Reiser’in verdiği bir soru önergesi, Almanya’nın, güya silah ihracatı yasağının devreye girmesinden bu yana İsrail’e 2.5 milyon avroluk ek silah teslimatını onayladığını açığa çıkardı.

Aynı zamanda, parti ve hareket arasında yeni kurulan bu ilişki, Sol Parti’nin kendi içinde de bir netleşme sürecini cesaretlendirebilir. Geçen yıl ilk yapılan Gazze ile dayanışma açıklamasının ardından partinin en sağ kanadındaki bir grup üye bunu protesto ederek ayrılmıştı. Muhtemelen birkaçı daha geçen haftadan sonra aynısını yapmayı düşünüyordur zira siyasetlerinin büyük kısmı Sosyal Demokratlar veya Yeşiller’le aynı seviyede.

Son iki yıl, Almanya’da yaşayan Filistinliler ve müttefikleri için yıkıcı ve yabancılaştırıcı oldu. Bu yıkım ve yabancılaştırma sona ermedi ama geçen haftadan bu yana ilk defa, akla yakın bir ilerleme yolu ulaşılabilir görünüyor. Ve Sol Parti’nin buraya ulaşmada oynayacak önemli bir rolü var.

10.02.2025

Çeviri: Kontra Salvo

Diğer yazıları

ABD’nin Ulusal Güvenlik Stratejisi ve Barrack’ın uysal monarşisi – Nuray Sancar

ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barrack,...

Devrimin Bugünkü Anlamı Nedir? – David McNally

David McNally’nin Spectre Dergisi’nin çevrimiçi etkinliği öncesi etkinliğe çağrıyı...

Stockholm… sendrom mu? balon mu? – Arif Mostarlı

Devlete sevdalı ‘normal’ – ve elbette işbirlikçi – bir...

Emperyalizmin modern silahı: Borçlandırma – Uğur Zengin

Zihnimizde dış borca dair iki çarpıcı bilgi var. Birincisi,...

Britanya’nın yeni sosyalist alternatifi: Sizin Partiniz – Özge Güneş

Birleşik Krallık’ın yeni sol partisi ‘Sizin Partiniz’, kuruluş konferansını...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
4,000TakipçilerTakip Et
748AboneAbone Ol

Son eklenenler

Konuyu anlamaya çalışırken – Özkan Yıkıcı

Genelde basit gerçeklerle hareket edecek olursak: Önce, eğer bir...

Pembe Dalga’nın sönüşü: Latin Amerika’da aşırı-sağın yükselişi – Kavel Alpaslan

Aşırı-sağın yerini sağlamlaştırdığı bir zamanda Latin Amerika’daki solun içerisinden...

Trump Avrupa’da ‘rejim değişikliği’ istiyor – Yücel Özdemir

“Rejim Değişikliği”, bugüne kadar daha çok ABD ve Avrupa...

ABD’nin Ulusal Güvenlik Stratejisi ve Barrack’ın uysal monarşisi – Nuray Sancar

ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barrack,...

Nükleer atıklar gündelik yaşamın neresine düşer? – Pınar Demircan

Bir kentin gündelik yaşamı sessiz bir süreklilik üzerine kuruludur....

Bir hükümete daha güle güle: Bulgaristan – Özkan Yıkıcı

Bu yıl belkide muhalefet bakımından konuşulacak konu da hükümetlerin...

Lübnan bir kez daha savaşın eşiğinde! – Hediye Levent

Lübnan semalarında bir kere daha kara bulutlar toplanmaya başladı....

Fabrikada-tarlada: Sovyet kütüphane kültürü – Kavel Alpaslan

Tarihler 1980’leri gösterdiğinde dünyadaki üç kütüphaneden biri tek bir...

Canlı yayın