yaklaşımlarÖzkan YıkıcıSonuçlarla uğraşıp savrulurken, gerçekleri de unutma çizgisi - Özkan Yıkıcı

Sonuçlarla uğraşıp savrulurken, gerçekleri de unutma çizgisi – Özkan Yıkıcı

Gerçekten, kelimesel kulanım değil, yaşanan süreci anlatan ifade gibidir. Enteresan olaylarla hayatımız akıyor. Öyle normal hal falan değil. Ama kimi ilgisizlikten, kimisi de önüne koyan sonuçların bazısıyla savrulup geçiyor. En doğru olması gereken nedenler ile istenilen siyaset gerçekleri hep öteleniyor.

Son günlerde önemli gelişmeler yaşanıyor. Çoğu duyulmuyor bile. Duyulanlar ise çıkan sonuçların tercihi ile gündemeştiriliyor. İnsanları sonuçların tefrruatıyla uğraştırıp, neden hep gözardı edilme başarısı, neyazık oluyor. Salt ülkemiz değil, içeleştiğimiz ve ilhaklaşma politikasının merkezi Türkiye de yetmiyor. Doğu komşumuz Suriye ise artık böyle bir ülke bir daha olurmu sorularının epey artığı süreçler tetikleniyor. Daha genele gidecek olursak, süper güç Amerikanın başında Trump diye birisi var. ne yapacağı net değil. Neoliberal kapitalist model ise krizde, krizi aşamayan, siyasal yönetme olgusu epey daralan kısgaçta duruyor. Faşist rejimler, gerici otoeriter cihatçından öteki ortaçağ karanlık şekiler artık devlet biçimi haline yeniden geldi. Bu gelişmelerin de yaratığı sonuçlar da var. ama nedenleri düşünülmeden, olayın özü değil algıhyla uğraşıldığı için de sıkışıp ordan oraya savruluyoruz. Sonuçların arasında uçuşup gidiliyor.***

Son döneemde yaşanan birikimin sonuçlarıyla karşılaşıyoruz. Ama olayın nedeni değil önümüze konulan sonuçlarla ordan oraya savruluyoruz. Sonuçta öz ile genel neden bilinmeden müsaade edilen kadarıyla gündemleşip sonra hafıza kaybına sokulmaktadır. Birkaç somut güncel örnek verecem. Öncelikle de K. Kıbrısla başlayacam.

Daha önce de yazdığım iki olaydan Kıbbrıs versyonuna girecem. Epey zamandır tutuklu beş rum hapisanede duruyor. Aslında birçok olay ile birlikte gelişmeler oldu. Ama gündemleşme klasik suçlamalarla kamuoyuna ponpalanda. En basit insan hakları dahi haber olmadı. Örnek, hasta tutuklunun ilaç ihdiyacı karşılanmadı. Suçlamalar ise daha çok ertelemelerle genişletip tutuklama uzadı. Fazla ses de çıkmadı. Nede olsa rumdu. Herkes bunların esir olduğu ve rehine olarak kulanıldığına da neyazık inanmasına rağmen ses çıkmıordu.

Derken, Murat Hagı avukat tutuklanıp kelepçeyle mahkemeye getirilince, sesler başladı. Sanki konu kelepçeli olma ile başlamış gibiydi. Bu olgu üzerinden tartışmalar çıktı. Arada ilaç sağlamama gibi konular da eklendi. Oradan önemli laflar söylendi. Fakat öze kimse gelmedi tutuklanma gerekçelerinin ne olduğundan öte suçlamalar dahi net değildi. Sonunda biraz kıpırdama olunca olaylar geçiştirme amacıyla da konuşulur halde sonucun etrafında dolandı. Yüce kelimeler bile kirletilerek savunma refleksine sokuldu.

Oysa konu net: olayın ta başında da nedeni malum. Daha önce de epey örnek var. fakat oluşan resmi siyaset kültürü bunları hep doğal hale soktu. Geneldeki yaklaşım ile yargı kurumu sorgulanacağına, kelepçe takılan avukat başlangıcıyla konu şekilendi. Kıbrıs gerçeğinin sonuçları, K. Kıbrısın siyasal yapılanış kurallarının olduğu nedense kimsenin aklına gelme derecesine gelinmedi. Hele tutuklanan beş rum a yapılanlar fazla konuşulmaz. Böylelikle her an tekrarlı yaşanması da normalleştirildi.

İkinci sonuç daha ilgin: oturduğu koltuğun dahi siyasi gerçeğinin farkında olmayanlar, elbet daha kolay yalan söyleme kuralına da baş vurmaları birlikteliği bu defa doğru ile yanlışı birbirine karıştırdı. Tam da seçim sürecinde yandaşı da biraz rahatlama adına söylenen sözler oldu. Sınavı geçin de gerekeni Ersin beye söyleyip yatırırız deniliyordu. Özeti bu. Hemen birileri ses yükselti. Nedeolsa suçlanacak buradaki koltukçulardı. İlk defa oluyor veya apılıyor gibiymiş algısına geçiş oldu. Oysa en basitiyle yasaklar öncesi hem de sınavsız istihtamların sözleri daha kulaktan silinmedi. Ama sonuçta birisi itiraf ediyordu. Sanki KHK çok dürüşmüş gibi de savunu ile açıklama istendi.

Sistemin böyle işlediği. Sözlülerde nelerin olduğu, sınav geçilmese dahi nasıl istihtam edildiğinin örnekleri çok. Üstelik bu yönteme güvenilmediği için de her sınav döneminde dahi torpiller aranması da boşuna değildi. K. Kıbrısta yandaşa göre dağıtım kuralı işliyor. Torpil ile kayırma üst düzeyde. Ama şimdi biri söyleyince sanki ak kaşıkmış misaliyle davranma histerisine kapılındı. Bir kişinin tercihi değil sistemin böyle işlediğini nedense bilinip de bilinmeyen kural olarak geçiştirildi.

Hiçbir zaman K. Kıbrıs gerçeğine yaklaşmak istenmez. Sömürge kültürünün işbirlikçi ruhiyesinin sonuçları olarak siyasallaştı. Ama sanki çıkan bir sonuçla, olmamış derecesinde tepki verip probagandalaştırılmatadır. Söylenen söz sonucuyla debelenip durulur. Tabi geçen seçimlerdeki mahkemeye verilip kararı süresiz ertelenen durum kimsenin de aklına gelmez.

****

Biz K. Kıbrıs dolaşımı yaparken, Türkiye televizyonlarımın naklen yayınla istanbuldaki CHP il binasındaki olayları aktarıyordu. Beşbin polis eşliğinde kayim Gürsel Tekin hem de CHP eski yöneticisi olmasına karşın, şimdi polisle birlikte kayim olarak binaya giriyordu. Bu utanma denilen lafı lafı geride brakıyor.

Olay Türkiyenin nereye geldiğinin kanıtıydı. Üstelik böl yönet etkisiz kıl politikasının da yeniden yazılımı idi. Kendi önceki yöneticisi şimdi kayim olarak binaya giriyordu. Olayların sertliği ise tartışmaları da yoğunlaştırdı. Ama olan bir gelişmeydi. Beklenen idi. Tek etki yapan beklenmeyen CHP li Gürsel Tekinin kayimi kabul edip partisine beşbin polisle hem de etrafı kırarak girmesi idi. Buda döneklik ile siyasal kırılmaların nasıl örnekler yaratığının yeni acı kanıtı olluyor.

Ama dediğim gibi: bu biriken gelişmelerin sonucuydu. Oysa çok basit bir hukuki kural vardır. YSK kararları kesindir. Ondan başka nokta yok. Halbuki Gürsel beyi kayim ilan edecek dereceğe getiren mahkeme bir alt mahkemedir. Sulh makemesidir. Üst yargı kararını sıradan tersdüz eden bir karardı. Ama Türkiye gerçeği vardır. Buda gayet normal. Fakat, eğer YSK dahi kendi kesin kararına karşın alt mahkeme kararına onay veriyorsa, hukuk falan keliemeleri artık boş bir havanda su dövmeğe geldiğinin kanıtıdır.

****

Yukarda birkaç örnek verdim. Bunları basit günceden artırmak kolay. Ama ister istemez Mahir Çayan aklıma geldi. Mahir Çayan bizim gibi ülkelerdeki duruma sömürge tipi faşizim veya demokrasi kuramını geliştirdi. Çoğu dalga geçse de gerçek bu. Tabi ki benim de katıldığım yetmişsekiz Ayrancı halk evi seminerinde anlatıcılardan hukukçu olan ayne bu kuramın hukuki boyutunu aktardı. Sömürge tipi demokrasi veya faşizimde farketmez, yasa yetki dengeli değildir.. yasalar vardır. Fakat uygulamada yasal durum değil yetki mutlaktır. Yetkiyi kulanan da yasaları işine geldiği zaman gözetir dedi.

Ozamanın örneği ile “zafer çarşısına girip de açıkta satılan kitapları satın alırsınız. Bunlar yasaldır. Fakat, kapıdan çıkınca, sizi polis rahatça tutuklar. Çünkü yetkiyi kulanan yasaya değil verilen emre bakar” diye örnekledi.

Şimdi tüm bu anlatılanlardan sonra, sonuçlarda boğulma yerin, onlarla ordan oraya savrulma yerine konuya nedene bakmak yeterlidir. Son verilen hukuk örnekleri bize sistemin resmini çeker. Şurda o var, hukuken derken, yasaların nasıl kulanılmadan yetki kutsalığı ile uygulamalarıno olduğu, günümüzde oldukça fazla. Sanırım Gazze olayı geneli istanbuldaki CHP binasında olanlar Türkiyeği ve burdaki beş tutuklu rum da Kıbrıs yüzünü kolayca herşeği anlatmaya yeter. Daha fazla söze de ihtiyaç kalmaz.

Diğer yazıları

Birleşik Arap Emirlikleri, nereye doğru koşuyor? – Özkan Yıkıcı

Küçük olsa da birçok özellik gizletilerek öyle bir Körfez...

Gelişmelere seçimler boyutunu da katarsak – Özkan Yıkıcı

Gençliğimizde seminerler düzenlenirdi. İlk sosyalist eksendeki seminer konusu da...

Krizler diyarındaki gerçeklerde savrulmak – Özkan Yıkıcı

Adamız, kritik koşullarda yüzmeye çalışan gemi misalidir. Orta Doğu...

Suikastlerle Amerikan gerçeği civarında dolaşmak – Özkan Yıkıcı

Tartışılmaz şekliyle Amerika, sistemin süper gücüdür. Gerilemekte olan son...

Nereye gidiliyor? – Özkan Yıkıcı

Amerika’da Trump, Rusya’da Putin, Hindistan’da Modi, Arjantin’de Milei, İtalya’da...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
3,969TakipçilerTakip Et
823AboneAbone Ol

Son eklenenler

Birleşik Arap Emirlikleri, nereye doğru koşuyor? – Özkan Yıkıcı

Küçük olsa da birçok özellik gizletilerek öyle bir Körfez...

Dünya Siyasetinin Deneme Alanı – Şener Elcil

Dünya siyaseti ekonomi üzerine kurulmuş olup, tüm siyasi sistemler,...

Sadece sürücüyü değil, aracı da değiştirmek gerekiyor – Fikret Başkaya

‘Siyasal iktidar denen şey, bir sınıfın başka bir sınıfı...

Gelişmelere seçimler boyutunu da katarsak – Özkan Yıkıcı

Gençliğimizde seminerler düzenlenirdi. İlk sosyalist eksendeki seminer konusu da...

Krizler diyarındaki gerçeklerde savrulmak – Özkan Yıkıcı

Adamız, kritik koşullarda yüzmeye çalışan gemi misalidir. Orta Doğu...

Halkların İklim Zirvesi ve nükleer karşıtı mücadele – Mehmet Horuş

Çernobil felaketinin 40. yılı, geçtiğimiz haftanın en önemli gündemleri...

Dolar ve F-35 – Hayri Kozanoğlu

Marksist iktisatçı Lapavitsas, yeni emperyal düzeni “dolar ve F-35’in...

Doruk’tan gelen ses: Hangi taraftasın? – L. Doğan Tılıç

İşçi sınıfı mücadeleleri içinde madencilerin, en başta da terini...

Canlı yayın