Aslında bu konuda yazı yazma niyetim yoktu. öylece kendimi de modladım. Gelişmeler ile ekranlarda karşılaştığım bazı durumlar, beni tekrardan yakın tarihdeki bu sürece yönelik bazı kelimeler dökmeğe yöneltti.
Bilindiği gibi, ikinci Kıbrıs harekatı yetmişdört yılında gerçekleşti. Kissinger onaylı, Amerikan İngiltere menşeli ve Yunanistanın darbe yapma ile Türkiye’nin adaya çıkmasıyla adanın fiilen ikiye ayrılma döneminden söz etmekteyiz. İkinci harekat ise birincinin braktığı herden, yani Türkiyenin adaya çıkmasıyla başlanan Kuzeyin ayrışma sürecinin, ikinci ayağı olup, bugünkü Kıbrıs’ın oluşmasının da dönemecidir.
Nitekim, ikinci harekat, 14 Ağustos’ta başlayıp, 16 Ağustos’ta sonlandı. Kıbrıs resmen fiilen ikiye ayrıldı.
EN UFAK BİLGİLER DAHİ EKSİK…
Peki neden özetlediğim durum varken, yazma isteğim yokken, birden hem de sabaha yakın yazma nedenim oluştu. Hemen iki olguyla konuyu özetleyim: öncelikle kanallarda ki hepsinde değil, konuyla alakalı programlar yapıldı. Resmi törenler altında söylemler yükseldi. Dikkatimden kaçmayan, konuşanların çoğu resmen konuyu bilmiyor. Öyle bilmiyor ki en ufak bilgiler dahi eksik. Hatta resmi idolojiye yarayacak yönleri de unutmuşlar gibiydiler. Günün hamasi havasına uygun, işbirlikle koltukta kalma sevdasının ateşiyle vurgular yaptılar. Kısaca, olanlar tamamen unutuldu. Bazı kutlanmak için devamlılık içeren olgularla yetinildi. Tabii ki onları da günümüz resmi idolojik dağarcıkla doldurulup bazen bambaşka olguları da kolayca duydum.
İkinci nokta daha ilginç gelecek: Reşat Akar’ın kanalı röportajlar yaptı. Öyle gençlerle falan değil. Yaşlı denecek kesimle oldu. İlginç gelmeyip aslında ilginç olmaya aday sonucu izledim. Çoğu ne 14 Ağustos 1974’ü, ne Maraş konusunu bilmedi. Bir anlamda bir yanda atmasyonlu yakın tarih hamasileşmesi öte yanda bilmeme ikilemi, bana konuya bazı dokunmalar yapma ihdiyacını hisetirdi.
MARAŞ PLANDA YOKTU…
1974, 14-16 Ağustos günleri adaya çıkan Türkiye ordusunun ikinci harekatı sürdürdüğü tarihtir. Resmen ada fiilen ikiye ayrıldı. Ne dendiyse de hiçbiri olmadı. Sadece artık Kıbrıs fiilen ikiye ayrılıp Kuzeyi Türkiye denetimine geçti. Bunu makyajlayıp iki toplumlu dense de masada öyle gösterilse de pratik hep olanın gerçeğini yansıtı.
Peki bu salt Türkiye Yunanistan ekseninde mi gelişti. Bir not ekleyelim. İlgili sınırlar ben bildim bileli aşağı yukarı hep söylenirdi. Adına da kimsi Attila hattı diyordu. Öyle ki Rumlar’ın çoğu yerden çekilmesi nedeniyle çizilen sınırların ötesine de geçildi. B.M. askerleri, İngiliz ordusunun müdahalesiyle çizilen çizgiye gelindi. Sadece Maraş veya Varoşa hariç kaldı. Burası da planda yoktu. Rumlar kurşun atmadan, ordu gelmeden buradan da kaçtılar. Türkiye yetkilileri Maraş’tan çekilmedi. Fakat şu açıklamayı da yaptılar: Geri çekilmeyeceğiz. Ama geri vereceğiz. Görüşmelerde taviz olarak kulanacağız. Maraş’a yerleşim olmayacak. Burasının sorumluluğu Tüürkiye askerinin kontrolunda kapalı olarak kalacak dendi.
Öyle de oluşturuldu. Tabi yağmalama ise gırla yapıldı. Etrafı orduyla çevrilip resmen kapalı hale sokuldu. Kuzeydeki koltukçular dahi bölgeye askerden izinsiz giremiyordu. Bir anlamda Maraş’tan direk Türkiye sorumlu kılındı. Bunlar hep sıfırlatılan gelişmeler oldu. Öyle ki örneğin her görüşme sonrası veya bazı B.M. kararlarında anlaşma olmasa da Maraş’a sahiplerinin geri dönmesi ve başlangıçta B.M. kontrolunda açılma maddeleri var. Tabii hiçbiri uygulanmadı.
KİSSİNGER’İN DİREK ETKİSİ DE VARDI…
Bir konuşulmayan önemli başka konu da şu: Birinci Kıbrıs çıkarmasıyla başlayan süreç, ateşkesle bir yerde durduruldu. Cenevre’de görüşmeler yapıldı. Kıbrıs Cumhuriyeti’nde Kliridis yönetime getirildi. Yunanistan’da çöken cunta sonrası Karamanlis gelip mezarlıktan canlandırma yapmaya girişti. Ama masa kurulduydu. Ganrantörler dışında Kissinger’in direk etkisi de vardı.
Cenevre görüşmelerine Türkiye bir harita sundu. İkili federal yapı ile kantonal bölgeler içerikli iki seçeneği belirtti. Hemen yanıt alma peşine düştü. Genelde öteki taraf hazırlıksızdı. Zaman istedi. Bu konuda İngiltere de aynı görüşteydi. Fakat Kissinger’in meşur sözü Güneş’e söylendi: “Ne bekliyorsunuz?…” Turan Güneş de Ecevit’e telefon açıp “Ayşe tatile çıksın” dedi. Böylelikle ikinci harekat da başlatıldı. Nedense Kissinger’in tutumu hep gözardı edilmektedir. Hatta Türkiye’de öyle bir karıştırılıyor ki sanki Yunanistan’da cunta yapılanmasından sonra Ayşe’nin tatile çıkma durumu yaşandı dahi denilmektedir.
AMERİKAN ELÇİSİ ÖLDÜRÜLDÜ…
Özelikle Kissinger’in durumu, ikinci harekattaki rolü ve daha da can yakanı harekat biterken, birgün sonra hala nasıl oldu bilinmeyen bir ilanla Maraş sakinlerinin evlerine dönebileceği açıklamasıyla bölgeye gidip kaybolan Rumlar da oldu. Ertesi gün ortaya saçılan bilgiler ile Amerika’nın rolü ortaya çıkınca, Rumlar büyük bir gösteriyi elçilik önünde yaptılar. Atılan bir keskin nişancı kurşunuyla da Amerikan elçisi öldürüldü. 19 Ağustos’taki olay da böyle oldu.
Genelde bu tür olaylarda Amerika çok sert tavır kordu. Ama Kıbrıs’ta 19 Ağustos’taki elçinin öldürülmesine fazla tepki vermedi. Zamana yaydı. Ama etrafa Kıbrıs ve Yunanistan tarafında saçılan belgelerde hep darbeden son ana dek hep ABD ve özde Kissinger’i işaretlerle süslemekteydi.
AMERİKA, KIBRIS AYAĞINDA UNUTTURULDU…
Nedense zaman geçtikçe, Amerika Kıbrıs ayağında unutturuldu. Birçok gelişme sıfırlatıldı. Hatta olan olaylar dahi tersdüz edildi. Sadece katliamlar ile göçler, onlar da güncel resmi idolojinin kullanımı için gündemde tutuldu. Ama hala aklımızda olan olayın dahi ne olduğu unutkanlığı bellek silinmesine dek geldi. Bu koşullar, dilendiği anda kolayca yalanlarla yeni resmi tarih yazılmasını da kolaylaştırdı. Başka açıdan da olanların bellekten sildirilip olmamış havasına da sokulduğu çokça yaşandı. Tabi, yalanlar da gırla. En çok da Maraş üzerinde oluyor. Yağmalama ve konma adına uydurulmayan durum kalmadı. Çözümsüzlük ile yeni kurallar ise adanın fiilen ikiye ayrılıp bambaşka şekle de soktu.