14 Aralık 2025, Pazar
17.8 C
Lefkoşa
iktibasZafer YörükDevletin yayılmacı aklının eleştirisi - Zafer Yörük

Devletin yayılmacı aklının eleştirisi – Zafer Yörük

Orjinal yazının kaynağıyeniyasamgazetesi9.com

Türk dış siyaseti, sınırları korumaya odaklı savunmacı bir doktrine sahipti. NATO şemsiyesi altında aşırı silahlanma ve sürekli militarizme rağmen, 20. Yüzyıl cumhuriyet tarihi boyunca yaşanan tek dış çatışma 1974’te Kıbrıs’ın kısmi işgalinden ibaretti. Küresel ve bölgesel savaşlara seyirci kalmak, resmi doktrindi. Geçen hafta hayata veda eden tarihçi Mete Tunçay, cumhuriyet Türkiye’sinin, “gerçekçi bir değerlendirmeyle, saldırgan bir emperyalist politika izleyecek kadar güçlü olmadığının bilincinde” olduğu gözleminde bulunmuştu. Resmi ideolojide “iç ve dış mihrakların kötü emelleri,” asıl olarak Türkiye coğrafyasının parçalanması olarak belirtilmiş, ülke sınırları dışındaki icraatları konu dışı bırakılmıştı. Cihatçı ve milliyetçi agresyon, ülkeyi Müslimanlaştırma (gayrı Müslimleri imha etme) ve Türkleştirme (Türk olmayı kabullenmeyenlerin imhası) yolunda bir “iç-fetih” seferberliğine havale ediliyordu.

Ama gayrı resmi de olsa yeniden fetih ve yayılma ihtirası, milliyetçi söylemin bir bileşeni olarak varlığını sürdürdü: Üç kıtayı kapsayan tarihi hakimiyetin restorasyonu anlamında Osmanlıcılık; Turan’ın kurtuluşuyla Türk birliğinin (yeniden) inşası anlamında Pantürkizm; dünya Müslümanlarını yeniden Halife’nin himayesi altına almayı hedefleyen Panislamizm. Bunların hepsi yaşayan ama bastırılmış ütopyalardı; resmi milliyetçiliğin “yeraltında” nefes alabiliyor, hegemonik diskurun yüzeyine ancak ihtiyaç duyulan miktar ve sürelerle çıkabiliyorlardı.

21’inci Yüzyıl’ın ve onunla birlikte AKP iktidarının gelişi, bu zihniyette değişime yol açtı. Kemalizmle hesaplaşma ivme kazanırken küresel güç dengelerindeki değişimler ve bölgesel istikrarın bozuluşu, “Mavi Vatancılık” ve “Misakı Millicilik” gibi eğilimleri tahrik ederek egemen siyasete eklemledi. Arap baharı ve ardından kopan Suriye iç savaşı, bu fantezilerin resmi ideoloji halini almasında etkili oldu. Türk resmi diskuru, bölünme fobisiyle yüklü aşırı güvenlikçi söylemle yayılma ihtiraslarının iç içe geçtiği bir amalgama dönüştü: “Yayılmazsak bölünürüz” şeklinde özetlenebilecek bir kolektif ruh hali.

İrredenta, bir ülkenin sınırları dışında olmakla birlikte kültürel ve tarihsel iddialar üzerinden o ülkenin üzerinde emelleri olduğu coğrafi bölgeye verilen addır. Dünya genelinde Pakistan-Kasmir, Arnavutluk-Kosova, İspanya-Cebeli Tarık gibi iyi bilinen örneklerinden çok daha fazla irrendenta bulunuyor. İrredentaya göz dikmek, yani o toprağı kendi sınırlarına katma yolunda izlenen askeri ve sivil çabalara da irredantizm deniyor. İrredantizm, Ortaçağ imparatorlukları üzerinde daralarak kurulmuş modern devletlerde yaygın bir patoloji. Osmanlı da bunlardan biri.

Yeni Osmanlıcılık, öncelikle Türk irredantizminin ihyası anlamına geliyordu. 1990’ların başında Özal’ın söyleminde ilk kez resmiyet kazanan bu eğilim, 2010’lu yıllarda “Stratejik Derinlik” teziyle Ahmet Davutoğlu egemenliğinde Türk hariciyesinin yeni doktrini niteliği kazandı. Davutoğlu, Osmanlı’yı restore ederken Orta Doğu, Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Asya istikametlerinde çoğunlukla “yumuşak” ama fırsat bulundukça “sert güç” yayılmasının gerekliliğini dile getiriyordu. Çünkü buralar, Davutoğlu’na göre tarihsel olarak “Osmanlı-Türk havzasıdır”. Davutoğlu devrildi ama zihniyeti, zamanımızın “yeni barış süreci” içinde daha etli ve etkili meyveler veriyor. Şöyle ki, iç ve dış siyasette Kürt varlığına karşı sert güçten yumuşak güç doktrinine geçiş yapılacak ve bunun sağladığı avantajlar, Orta Doğu’da kaybedilmiş Osmanlı topraklarını yeniden kazanmanın yolunu açacak. Öyle mi olacak bilinmez ama bu zihniyetle yüklenmiş bir “barışın” olasılığı üzerine düşünmek gerekiyor.

Günümüzde irredantizm Erdoğan’ın dilinde ümmetçilik (Türk, Kürt ve Arap birliği), MHP çevresinde de Misakı Millicilik şeklinde telaffuz ediliyor. Diyanet de kadın haklarını tırpanlayarak Şeriat hukukuna geçiş talebini dile getiriyor. ABD’nin Tom Barrack’ın ağzından çıtlattığı “Osmanlı millet sistemi” önerisi de bu yönelimleri okşar nitelikte. Belli ki toplumun refah ve demokrasi beklentileri yerine “fetih” hayali pompalanarak barışın sağlanacağı umuluyor. Birkaç teknik/idari hamleyle barış yapılabileceği, hatta barışın hukuk ve demokrasinin aksine teokratik otoriterleşme yolunda kullanışlı bir araç olacağı düşünülüyor.

Yeni Osmanlıcılık, son tahlilde milliyetçi bir tezdir. Oysa ilk kez onunla aynı dönemde gündeme gelen “İkinci cumhuriyet” tezi, milli monolitik devlet yapısında değişim gereğini vurguluyordu. Bu anlamda Osmanlıya ve (birinci) cumhuriyete hükmeden “devlet aklına” yaslanarak cihatçı/milliyetçi agresyonla güdülenmenin devamı yerine “reddi miras” ve demokratikleşme seçeneğini masaya koymuştu. Barışa yönelenler için farklı ve doğru bir başlangıç referansı olarak hatırlanması yararlı olabilir.

Diğer yazıları

Cumhuriyet: ‘Ana’ ve ‘Yavru’ –  Zafer Yörük

Cumhuriyet 102, Kuzey Kıbrıs’ın ‘kurtuluşu’ da 51 yaşında. 1974...

Türk-İsrail ‘savaşı’ ve Sumud – Zafer Yörük

Akdeniz sularında büyük bir uluslararası dayanışma filosu bugünlerde Gazze’ye...

‘Silahlara Veda’nın yankıları: ‘Çanlar Kimin İçin Çalıyor’ – Zafer Yörük

PKK’nin fesih bildirgesi üzerine tartışmalar sürüyor. Kongre kararlarının en...

Keşmir’de savaş: Pakistan neden ‘dost ve kardeş’? – Zafer Yörük

22 Nisan günü, Keşmir’de gerçekleşen bir cihatçı saldırıda 28...

‘Yavru’ vatan: Dokunan yanar – Zafer Yörük

Lahey’de 1 Mayıs Perşembe günü tuhaf bir suikast gerçekleşti....
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
4,000TakipçilerTakip Et
748AboneAbone Ol

Son eklenenler

Konuyu anlamaya çalışırken – Özkan Yıkıcı

Genelde basit gerçeklerle hareket edecek olursak: Önce, eğer bir...

Pembe Dalga’nın sönüşü: Latin Amerika’da aşırı-sağın yükselişi – Kavel Alpaslan

Aşırı-sağın yerini sağlamlaştırdığı bir zamanda Latin Amerika’daki solun içerisinden...

Trump Avrupa’da ‘rejim değişikliği’ istiyor – Yücel Özdemir

“Rejim Değişikliği”, bugüne kadar daha çok ABD ve Avrupa...

ABD’nin Ulusal Güvenlik Stratejisi ve Barrack’ın uysal monarşisi – Nuray Sancar

ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barrack,...

Nükleer atıklar gündelik yaşamın neresine düşer? – Pınar Demircan

Bir kentin gündelik yaşamı sessiz bir süreklilik üzerine kuruludur....

Bir hükümete daha güle güle: Bulgaristan – Özkan Yıkıcı

Bu yıl belkide muhalefet bakımından konuşulacak konu da hükümetlerin...

Lübnan bir kez daha savaşın eşiğinde! – Hediye Levent

Lübnan semalarında bir kere daha kara bulutlar toplanmaya başladı....

Fabrikada-tarlada: Sovyet kütüphane kültürü – Kavel Alpaslan

Tarihler 1980’leri gösterdiğinde dünyadaki üç kütüphaneden biri tek bir...

Canlı yayın