Bir insan yaşadığı koşullara sonunda uyar. Daha doğrusu uymak zorunda kalır. Buda şu ikili gerçeği açığa çıkarır: yaşadığınız koşullarla uyumlaştıkça, en anormal şartlar dahi normal halde yaşanır. Giderek kültürleşince de güncel yaşamın bir parçası haline gelir. Giderek o koşulları savunan hale dek gelinir. Kıbrısta ssömürgesel koşularda yaşayarak hayart dünden bugüne geldi. Değişik sömürge şekileriyle yaşadık. Onların kültürleriyle deyerler oluşturduk. Anlayışlarını kabulendik. Bizce en iyi olmanın kriteri haline sokuldu. Kıyaslama dahi yaparken, hep sömürgesel dönemlerle sınırlı kaldık. Bu durum düşünsel olarak da sömürgecilik kısgacına girmemizi de kolaylaştırdı.
Anlayacağınız: lafları biryana güzelemeleri de öte yana itelim. Biz ne demokratik koşullarda yaşadık nede bağımsız devlet şekliyle yönetildik. Hep değişik dönemin sömürgesel yapısalığında debelendik. Tabi ki onun kurallarıyla da kültürleştik. İşbirlikçilik ilkesini özümsedik. Sömürgeciliğin doğal davranışı halindeki ahanlık veya muhbirliği de kolayca içeleştirdik. Sömürge kurallarıyla doğduk, gençleştik ve büyüdük. Yasal kıyasta dahi İngiliz dönemiyle karşılaştırma yapma, boşuna değildir.
Bu koşullarda da ada belirlendi. Devamında da her sıçramada yeni sömürgesel kültürle normalleşti. Öyle normalleşti ki yalan söylemek, olanı değil kendince istenen kabullenildi. Gerçek haline sokuldu. En basitiyle, buradaki çağdaş demokratik anlayış veya hoşgörü kültürleşmeler hep övülerek anlatılır. Yeri gelir dünyaya ders veren çağdaş kesim olarak da algılatılır. Doğrusu buda bizim hoşumuza hep geldi. Ama anormal ilhaklaşma sömürgesel anormal kuramı, öylesine yerleşti ki sanki en güzel normal hal gibi de savunuluyor. Hep sömürgesel koşullar ve onları kabul etikçe de daha da yerleştiği basit kuram nedense artık akla gelniyor. Ek olarak gerçekler tehlikeli olma sonucu da anormal yalan koşullar doğallaştığı için yaşam bunun üzerinden şekillenmektedir.
****
Bu durumu her an yaşarız. Duyulduğu anda dahi, tepki koulması gereken gelişmeler de yaşanıyor. Ama ya hiç veya banbaşka telden melodi halinde çalınır. Bugün şöyle bir haber geçti: ekonomist Merktan Hamit Ankaradan geri çevrildi. Kısa zaman önce arada bir Türkiyeye giden bazı kişilerin içeri sokulmadığı bilgileri hep geldi. Hat da gün oldu, öyle şahıslar döndürüldü ki herkes bunun nedenini anlamakta zorlandı. Ama tepki falan da olmadı. Hele koltukta oturanlar tıs dahi demedi. Onlar işbirlikçi pay almanın Alicengiz oyunlarıyla meşkuldurlar.
Aslında arada konu unutturulur gibiydi. Hele geri çevrilen bazılarının açıklama yapmamaları da olayın iyice önemsizleştirilmesine yarıyordu. Ama ansızın önce bir iş adamı ve şimdi de Merktan Hamitin Türrkiyeye sokulmaması, bazı duyarlı kesimde ses getirdi. Zaten birçok aydın kesim Türkiyeye gitmekten korkuyor. Gitmiyorlar. Yine de umulmamış birileri içeri sokulmayınca, konu saman alevi şeklinde haber oluyor. Fakat, buradaki sayın mühterem koltukçular konuyu hiç dile getirmiyorlar. Neden uyurtaşlarının Türkiyeye sokulmadığı araştırmasını dahi dokunmaktan kaçıyorlar.
Bu ilişki biçimi dahi K. Kıbrıs gerçeklerini ortaya sermeği yeterli kılıyor. Öyle ki zamanında yetmişler başında Kıbrıs cumhuriyeti tam hakimken, yine Türkiyeden altı Kıbrıslı sürgün edilir. Türk yetkililer ses çıkarmadı. Kimisi de rakipleri olduğu için sevinç dahi duydular. Olayı kınayan Makariyos oldu. Böylesi garip ama ilhaklaşma koşullarının sonuçları burada gayet güncel tavırla yaşanıyor. Öyle ki sorulan sorulara yanıt yok. Duvara vurursnuz. Bazı işbirlikçiler de yalakalaşma adına fırsatı kulanma peşinde: “bakalım ne yaptılar da Türkiyeye sokulmadılar” düşüncesi açıklanır.
Ama hafta sonu nutuklar çekildi. Hamasi şerbetler içildi. Konuşurken karıştırılan kelimeler ile sıkışılan ezberli bir koşullar politiği yazıldı. Hele de Türkiyede dahi kulanılmama derecesine gelen Mavi vatan atışı da onca yalaka yağa karşın övülen ülkeden dahi bihaber olduğu anlaşılıyor. Ama gerçek değişmiyor: son dönemde K. Kıbrıstan Türkiyeye giden insanlar hava alnından geri çevriliyor. Yazılı bilgi istense de yanıt da yok. Etle kemik galiba böyle bir şeydir. Nutuklar ise gırla akıyor. Kocaman abideye dönen söylemler halindedir.
***
Kısaca, çok önemli bir konudan söz ediuoruz. Türkiyeye sokulmayan aydınlar. Bir cümlelik gerekçe var. ama suçlamanın kendisi yok. Fakat, teslimiyeti öğrendik. Türkiye tabusu ise idolojikleşti. Türkiyenin ilhaklaşma politikasını da ta baştan kabul ediyorduk. Ozaman da anormal olması gereken, nedeninin önemli kılınması şartken, Türkiyeye sokulmamanın ne nedeni nede tepkilerine raslanıyor. K. Kıbrısın koşullarının aynasıdır olanlar. Çünkü bazı gerçekleri konuşmama kültürünü çoktan öğrendik. Öğrendik ki ne isteniorsa oluyor. Hat da yeri geldiğinde en anormal düşünceği kolayca güzel diye de konuşuyoruz. Hamitin geri çevrilmesi bu yaşananlardan biridir. Çoğunun umurunda dahi değildir. Birçok aydın ise geri çevrilme korkusuyla epey zamandır Türkiyeye gitmiyor. Ama ne deniyor külliyeden yükselen sesler “Türkiyenin sayesinde biz yaşıyoruz”…



