Kıbrıs iktibasLayık TopcanHala bir umut var! - Layık Topcan

Hala bir umut var! – Layık Topcan

Orjinal yazının kaynağıozgurgazetekibris.com

Umut hep vardır, olmalıdır, her şeye rağmen!

Haftalardır bu küçük adanın kuzey yarısındaki yolsuzlukları ve sahtekârlıkları konuşuyoruz. Her seferinde geleceğe dair umut ışığı daha da kararıyor, gündemi bu türden olumsuzluklar meşgul ettikçe.

Oysa umudu hep diri tutmak ve beslemek gerekir, tutunabilmek, daha güzel günlere yürüyebilecek bireysel ve toplumsal mecale sahip olabilmek için.

Karınca kararınca, kıssadan hisse çıkarabileceğimiz olumlu gelişmelerden söz etmekti niyetim bu hafta.

Heyhat, bu ülkenin gündemine her gün o kadar çok olumsuzluk düşüyor ki; sanata, kültüre, bilime, doğaya karşı işlenmiş suçlara karşı kazanılmış davalara, kurtarılan orman alanlarına, etrafımızdaki coğrafyada siyasi iklimin demokrasiden yana değişebilme umudunu yeşerten gelişmelere dair güzellikler gölgede kalıyor yazık ki!

Bu Hafta Payımıza Ne Düştü Gündeme?

Girne kıyılarında denizde müsilaj yani deniz salyası olup olmadığı tartışmaları düştü gündeme bu hafta örneğin.

Trafikte yine canlar gitti, bir türlü trafik güvenliği ve sağlıklı ulaşım altyapısı ve sağlıklı kentsel gelişme sağlanamadığı için!

Onca yolsuzluk, usulsüzlük, sahtekarlığın döndüğü kamu kurumlarındaki icraatlar ve ilgili üst yönetim hakkında polise yapılmış şikayetler sonuç vermezken; onlarca evde, şehir çeteleri tarafından hırsızlık yapılarak çalınmış olan binlerce kitap, yayın ve aile yadigarı eşyaların Büyükhan, Bandabuliya gibi yerlerdeki sahaflarda çatır çatır satıldığı biliniyor olmasına karşın soruşturmalardan bir sonuç alınamazken; Ercan Havaalanı’ndan bazı yolcuların pasaport kontrolünden geçmeden elini kolunu sallayarak ülkeye girdiği farkına bile varılmazken; ansızın, rantçı kesimlerin patronlarının ve her nasılsa bu topraklarda emeği sömürülen yabancı birkaç işçinin şikayeti ile ülkedeki yolsuzluk, sahtekarlık ve usulsüzlükleri, kendi tarzı, üslubu ve yöntemleri ile gündeme taşıyan, kendini “yurttaş gazetecisi” diye tanımlayan bir isim, tutuklanıverdi!

Toplumun üzerinde ise ölü toprağı var sanki!
Herkes köşesine çekilmiş, sadece şikâyet ediyor!

Olanı biteni uzaktan izleyip kahrolmak, sosyal medyada eleştiri, şikâyet serbest, lakin daha ötesi gelemiyor bir türlü!

Sokak eylemlerinde siyasi partiler, sendikalar, sivil toplum örgütleri ile bütünleşmiş aynı yüzlerin dışında başka kimseyi görmek mümkün değil!

Ekonomik sıkıntılar, geçim derdi, çevre talanı, sahtekârlıklar, yolsuzluklar, hukuksuzluklar… Liste uzayıp gidiyor.

Bu olumsuzlukları gören ve hayal kırıklığına uğrayan gençlerimiz, kendilerini kurtarma adına başka ülkelere göç ediyor.

Atalet ve aymazlık içindeki yönetim, rantçı zihniyet, sosyal taşıma kapasitesinin çok üzerinde kontrolsüz nüfus akışı, hiçbir vizyona dayanmayan, öngörüden yoksun ekonomi, plansızlık, kifayetsiz ve çözülmüş kamu yönetimi.

Bürokrasi; bu hastalıklı yapıdır, her gün yeniden üretilen sorunların yumağının yaşanmasının müsebbipleri.

Sevgili Fatma Azgın yıllar önce “Kamu yönetimi çözüldü, toplum da çözüldü” demişti bir yazısında.

Ekonomi profesörü sevgili Mete Feridun, “Yolsuzluk ve toplumsal yozlaşma sebeplerinden biri de genel umutsuzluk halidir” diyor.

Ne kadar da doğru, değil mi?

Sessizliğini koruyan toplum nasıl uyandırabilir?

Bu olumsuzlukları gören ve hayal kırıklığına uğrayan gençler, gelecek için hala umut var diye nasıl ikna edebilir?
Toplumun üzerindeki ölü toprağını kaldırmak, her birimizin içindeki umudu canlandırmak için ne gerekiyor?
Sosyal medya mecralarında yankılanan şikâyetler, eleştiriler, kahrolmuş sesler…

Peki ya sonra?

Bu seslerin ötesine geçip, gerçek bir değişim yaratmak için ne yapmalıyız?

Sokak eylemlerinde hep aynı yüzleri görmekten sıkıldık. Siyasi partiler, sendikalar, sivil toplum örgütleri…
Hepsi önemli ancak toplumun geri kalanı nerede?

Sessizliğini koruyan bu toplum, nasıl bir araya gelip güçlü bir ses çıkarabilir?

Umut en güçlü silahımız. Umut, bizi ayakta tutan, ileriye doğru iten bir güç. Ve evet; umut etmek bazen en zor şey olabilir. Ama unutmayın, umut etmekten vazgeçtiğimiz an her şeyi kaybederiz.

Bu yüzden umut etmeye devam edelim. Umut etmek, sadece daha iyi bir gelecek hayal etmek değil aynı zamanda o geleceği yaratmak için adım atmak demektir.

Umut etmek, sesimizi yükseltmek, harekete geçmek, değişim yaratmak demektir.
Gençlerimiz, sizler bu ülkenin geleceğisiniz.

Sizler, bu toplumun umudu, enerjisi, can damarısınız. Evet, şu anda zor zamanlardan geçiyoruz. Ama unutmayın; zor zamanlar en güçlü insanları yaratır.

Sizler, bu zorlukların üstesinden gelecek güce sahipsiniz. Sizler, bu toplumu uyandırabilecek, değişimi yaratabilecek potansiyele sahipsiniz.

Ve evet, belki de şu anda memleketi terk etmek en kolay yol gibi görünebilir. Ama gerçek şu ki; memleketi terk etmek, sorunları çözmez.

Gerçek değişim; burada, bu topraklarda, sizin ellerinizle başlar. Sizler, bu toplumu uyandırabilir, bu toplumu değiştirebilirsiniz.

Bu yüzden, sesinizi yükseltin. Harekete geçin. Değişim yaratın. Ve en önemlisi, umudunuzu kaybetmeyin. Çünkü umut, her zaman var. Ve umut, her zaman, her şeyi değiştirebilir.

Toplumda umudu yeniden canlandırmak için topluma liderlik edenlerin rolü nedir?
Liderler, toplumda umudu yeniden canlandırmak için kritik bir role sahiptir.

Liderler, toplumda umudu yeniden canlandırmak için hem ilham verici bir vizyon sunmalı hem de bu vizyonu gerçeğe dönüştürecek cesareti, iradeyi, kararlılığı göstermeli, girişimci olmalı ve somut adımlar atmalıdır.

Dürüstlük, şeffaflık, hesap verebilirlik, adalet, hukuka saygı, çevreyi gözetme, insan hakları ve demokrasi gibi değerleri benimseyerek, örnek olmalıdır.

Toplumun her bireyi de bu süreçte kendi rolünü üstlenmeli ve umudu birlikte yeşertmelidir.

Umut etmeyi bırakmayan, değişim yaratmak için adım atan, bu toplumu, ülkeyi daha iyi bir yer haline getirmek için çalışan herkese selam olsun. Unutmayın; birlikte her şeyi başarabiliriz.

Diğer yazıları

Boyun eğdikçe kayboluyoruz – Layık Topcan

Kendimiz Ettik, Kendimiz Buluyoruz: Boyun Eğdikçe KayboluyoruzYine hiçbir...

Korkuyu Yık, İradene Sahip Çık, Ayağa Kalk – Layık Topcan

Kıbrıs Türk halkı hiçbir zaman kolay bir yaşam sürmedi. Kimliğimiz,...

Dayatmalara Karşı: Laiklik ve Özgürlüğün Direnişi – Layık Topcan

Disiplin Tüzüğü‘nde durduk yerde kalkışılan okullarda başörtüsü düzenlemesine yönelik değişiklik, laiklik,...

Quo Vadimus: Kıbrıs ve Türkiye İnsanının Kesişen Yazgısı – Layık Topcan

Günlerdir içimde bir fırtına hem de nasıl! Neyi düşüneceğimi...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
3,969TakipçilerTakip Et
823AboneAbone Ol

Son eklenenler

Birleşik Arap Emirlikleri, nereye doğru koşuyor? – Özkan Yıkıcı

Küçük olsa da birçok özellik gizletilerek öyle bir Körfez...

Dünya Siyasetinin Deneme Alanı – Şener Elcil

Dünya siyaseti ekonomi üzerine kurulmuş olup, tüm siyasi sistemler,...

Sadece sürücüyü değil, aracı da değiştirmek gerekiyor – Fikret Başkaya

‘Siyasal iktidar denen şey, bir sınıfın başka bir sınıfı...

Gelişmelere seçimler boyutunu da katarsak – Özkan Yıkıcı

Gençliğimizde seminerler düzenlenirdi. İlk sosyalist eksendeki seminer konusu da...

Krizler diyarındaki gerçeklerde savrulmak – Özkan Yıkıcı

Adamız, kritik koşullarda yüzmeye çalışan gemi misalidir. Orta Doğu...

Halkların İklim Zirvesi ve nükleer karşıtı mücadele – Mehmet Horuş

Çernobil felaketinin 40. yılı, geçtiğimiz haftanın en önemli gündemleri...

Dolar ve F-35 – Hayri Kozanoğlu

Marksist iktisatçı Lapavitsas, yeni emperyal düzeni “dolar ve F-35’in...

Doruk’tan gelen ses: Hangi taraftasın? – L. Doğan Tılıç

İşçi sınıfı mücadeleleri içinde madencilerin, en başta da terini...

Canlı yayın