arşivAli SarıtepeTC Devlet politikası rutuşlarla rayına oturmaz - Ali Sarıtepe

TC Devlet politikası rutuşlarla rayına oturmaz – Ali Sarıtepe

Erdoğan-Davutoğlu politikasının veciz anlatımı olan “coğrafyamızda oyun kurucusuyuz” “nizamet veren gücüz”  gibi  ifadelerle, gelinen aşamada karşılığını bulan bir anlama dönüşmediği tüm çıplaklığı ile ortaya çıkmış bulunmaktadır.

Yukarıda tırnak içerisine almış olduğum anlatılıların, her şeyden önce alt yapıya sahip olan olguların ve imkanların var olması geren bir zeminin olması gerekir halidir. Böyle bir zemin var olduğu zaman bu ifadeler bir anlama kavuşmuş olur. Bu ifadelerin kurgusu olan siyasette ete kemiğe bürünme imkanlarına kavuşur, siyaset vakalarının gelişme seyrine göre ihtiyaç duyulan kimi rütuşlarla yoluna devam eder.

Böyle bir zeminin belli başlı özellikleri neler olabilir!

Gelişmiş ve güçlü bir ekonomisi.

Bulunduğu mahaldeki siyasetine güven.

Coğrafyasının aynı zamanda kendisinin kaderi olduğu bilinciyle; dar ve geniş anlamda tarihe, tarihine, coğrafyasına, coğrafyaya kendisini kendi özelliğinden soyutlayarak bakabilme becerisi.

Kendi siyasi sınırları içerisinde demokrasisini sağlam bir şekilde inşa etmiş olması ve bunu kamu karakteri olarak  ilkesel bir kabul haline getirmesi.

Sıraladığım bu noktaların TC’de vücut ettirilip, ettirilmemesine dönüp baktığımızda ise: Sina Çölü kadar çorağız.

Geriye ne kalıyor:

Siyasi coğrafyasının bölge coğrafyasında stratejik bir değer arz edip etmediği.

TC’nin siyasi sınırları stratejik bir değer halindedir. Kendisini dahil etmiş olduğu antlaşmalar noktasında da coğrafi değerine, dahil olduğu antlaşmalar neticesinde de politik değer yüklemiş bulunmaktadır.

Büyük politikalar üretip sahaya süren ülkelere  baktığımız zaman; başını ABD’nin çektiği Almanya,İngiltere, Fransa gibi ülkeler ve bunun yanında Rusya ve Çin devleti karşımıza çıkmaktadır.

TC; bu oyun kurucu ülkelerin kurdukları oyunlarda, ancak bölgesel olarak bir oyuncu olabilir.

Bunun anlatımı şudur:

Kurulan oyun çemberinde, Türkiye bu çember içerisinde hareket edebilme imkanlarına sahip ülke konumunda olabileceğidir.

Çember içerisinde hareket edebilir ve hatta zaman zaman çemberi de zorlayabilir ama asla yıkamaz.

Bu hak onda yoktur, verilmemiştir.

Erdoğan-Davutoğlu politikası iç ve dış nesnellikten o kadar uzak kurgulanmıştır ki; politikası, çemberin politik diyalektiği ile bir türlü uyuşmadığı için, içer de müthiş bir kamplaşma ve dışarıda da ‘yeter artık’ halini karar olarak ortaya çıkarmıştır.

Politika kurucu devletler; kendileriyle bağımlı ilişkiler içerisinde olan Türkiye’nin stratejik değerini çemberi kırma noktasına taşımasından dolayı, onu aktör olmaktan çıkarıp, edilgen bir obje konumuna getirmişlerdir. Oyun kurucular; Türkiye’yi görevlendirilmelerinden soyundurarak, bizatihi sahaya girmiş durumdadırlar.

‘Bölgesel akıl’ olma imkanları olan Türkiye’nin; Erdoğan-Davutoğlu politikaları sonucu bu imkanlardan mahrum bir şekilde, politikanın içerisinde kalmış haldedir.

Ve kendisini “değerli yalnızlık” formunda anlatan Erdoğan-Davutoğlu politikası, politikalarını gözden geçirip kendilerini, içerisine düşmüş oldukları tecrit olma halinden çıkarmaları asli görevleri olması gerekirken; politikalarındaki ısrarları ile uluslar arası yaptırımların arifesine Türkiye’yi getirmiş durumdadırlar.

İŞID, (kendi kontrollerindeki) ÖSO ve EL NUSRA gibi örgütlerle ve Sünni Türkmen toplumunun kimi kesimleriyle Güney ve Batı Kürdistanı üzerinde kendi politikalarının egemen olmasını sağlamaya çalışmaktadır.

ABD önderliğindeki sahaya inmiş olan oyun kurucuları; politik ve fiili olarak kendi karşılarında hareketlilik halinde olan Erdoğan-Davutoğlu’lu TC politikasına tahammül etmelerinin sınırına gelmiş durumdadırlar.

Ve buna ilave ettikleri Kıbrıs Cumhuriyeti deniz ekonomik sahasına fiili müdahale durumlarıyla da:

Politikaları, kendilerini ve Türkiye’yi hızla uçurumun kenarına götürmektedir.

 

Diğer yazıları

Toplumunu hasta eden devlet – Ali Sarıtepe

Toplum ya da toplum kütleleri üzerinde yükselen ve bir...

“Anayasayı askıya aldım” devlet biçimini dönüştürme eylemliliğidir – Ali Sarıtepe

Bundan önceki makalede “Demokratik Özerklik Devlet Biçimini Dönüştürme Talebidir”...

Demokratik özerklik devlet biçimini dönüştürme talebidir – Ali Sarıtepe

Üretim ilişkisinin karşılığı olan devlet tipi içerisinde çok çeşitli...

Bezginlik ve bezginleşmek – Ali Sarıtepe

Kişinin bir şey karşısında, devamlılık arz eden bir şey...

Orantılı şiddet, orantısız şiddet ve devlet terörü – Ali Sarıtepe

Kullanılan kavramın her iki halinin de ortak paydası vardır,...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
3,970TakipçilerTakip Et
819AboneAbone Ol

Son eklenenler

Palantir’in ‘teknolojik cumhuriyet’ manifestosu üzerine – Mahir Ulutaş

2003 yılında Peter Thiel tarafından kurulan, merkezi Silikon Vadisi’nde...

Yapısal koşullardan sıyrılırsak – Özkan Yıkıcı

Genelde siyasal sistemler değişik yöntemlerle kendilerini hem ayakta tutarlar...

İşimiz Boru… Boru bizim İşimiz… – Mertkan Hamit

Alaköprü Barajı’ndan çıkıp denizin altından Geçitköy’e ulaşan su, yaklaşık...

Çernobil’in 40. yılı – Mehmet Horuş

Çernobil nükleer felaketinin üzerinden 40 yıl geçti. Her yıldönümünde...

Otokrat Orbán’n seçim hezimeti: Macaristan’dan alınacak dersler – Yonca Özdemir

Macaristan bizi niye ilgilendirsin, demeyin. Öncelikle, hiçbir ülkenin koşulları...

Bir erken seçim daha – Özkan Yıkıcı

Konumuzun geçtiği yer Bulgaristan. Kolay değil: Beş yılda tam...

“Kayıplar” için en kötü aylardan biri: Nisan 1964… – Sevgül Uludağ

Malta’dan araştırmacı gazeteci Caroline Muscat, yazılarından birinde şöyle diyor:...

Devlet Malı Deniz Yemeyen Keriz – Şener Elcil

Kıbrıslı Türkler geçmiş yıllarda Türkiye’ye, “Türkiya” derlerdi. Batılı tarih kaynaklarında...

Canlı yayın