iktibasImmanuel WallersteinDünya solu ve Mısır’da karmaşa – Immanuel Wallerstein

Dünya solu ve Mısır’da karmaşa – Immanuel Wallerstein

Immanuel WallersteinSol kendi analizlerinde bölünmüş durumda. Bu nedenle kısa-vadeli ve hatta orta-vadeli amaçlarında da bölünmüş

Bu yazının başlığı bir soru ortaya koyuyor. Kim bu sol ya da ne? Bu konu üzerinde fikir birliği çok az. Ben bu terimi kendini solun bir parçası olarak veya en azından solun merkezinde değerlendiren gruplar için kullanmaktayım. Bu elbette oldukça geniş bir grup. Ve bu nedenle, muazzam karışıklık Mısır’ı salladığı sırada ve Mısırlı silahlı güçlerin Mısır başkanı Mursi’yi görevden alırken, ahlaki veya politik olarak kimin destekleneceği konusunda kendi aralarında çok az fikir birliği bulunmakta.

Mısır dışındaki çeşitli sol grupların anlatımları ve açıklamalarını okudukça, bunun bir öncelik sorunu olduğunu düşünüyorum: Orta vadede kim veya ne en büyük tehlikeyi oluşturmakta? Sanırım üç temel durum bulunmakta.

Temel olarak tehdit teşkil eden her çeşitten “İslamcı” bulunmakta. Elbette, birçok farklı İslamcı bulunmakta. Sünni Müslümanlar arasında üç temel çeşitliliği Müslüman Kardeşler, Selefiler/Vahabiler ve El Kaide altında örgütlenmiş olan gruplar oluşturmakta. Her biri diğerini inkâr etmekte ve bu da var olan Müslüman nüfus içinde oluşan müttefiklikleri açıklamakta.

Fakat devlet destekli şeriat kanunlarını uzun vadede aynı şekilde sürdürmek isteyen sözüm ona ılımlı İslamcılar, solda İslamcıları siyasi iktidardan uzak tutmayı öncelik haline getirmiş olanlara göre açıkça daha kurnazlar. Solun bu kesimi bu nedenle İslamcılarla mücadele eden herkesle ittifak kurmaya hazırlar.

Solda orduyu birincil düşman olarak gören ikinci bir grup da mevcut. Onlar, ordunun gerici politik ve ekonomik görüşlere sahip ve neoliberal ekonomik politikaları devam ettirmede doğrudan ekonomik çıkarı olan, oldukça muhafazakar ve baskıcı bir güç olduğunu düşünmekteler. Kimi zaman ordunun halk güçlerini destekler, kimi zaman ABD’li ya da Avrupalı güçlere karşı politikalar takip ediyor gibi göründüğünü de kabul ediyorlar.

Fakat onların, silahlı kuvvetlerin “ılımlı” yaklaşımları ile ilgili görüşleri anti-İslamcıların görüşleriyle paralel. Onlar, “ılımlılığı” ve “popülizmi” ordu açısından sadece uzun vadeli gerici amaçlarının bir örtüsü olarak algılamaktalar.

Ve ABD’yi (ve benzer şekilde batı Avrupa’nın eski sömürgeci güçlerini) esas tehlike olarak görenler de bulunmakta. Onlar orduyu ve İslamcıları sadece, ABD tarafından biçilen rolleri oynayanlar olarak görmekte. Dolayısıyla, onlara göre, düşüncesi ne olursa olsun ABD’ye aktif olarak karşı olan gruplar desteklenmeli. Gerçekten, bir kez daha güçlü bir yorumlama mevcut. Bazı insanlar, ayaklanmaları yöneten genç radikallerin bile ABD tarafından yönlendirildiğini düşünüyor. Bu grup için ABD hala her şeye kadir.

Elbette bunların yanlış seçim olduğunu tartışacak bazıları, aslında pek çokları olacak. Bir kişi aynı zamanda İslamcılara, orduya ve ABD’ye karşı olabilir, olmalıdır da. Fakat uygulamada, öncelikleri seçmenin gerektiği anlar sık sık bulunmakta. Dolayısıyla soru hala bütünlüklü.

Baş düşmanla ilgili tartışmalar, bu mücadelede sol güçlerin göreli güçsüzlüğü açıklamalarının büyük bir kısmını oluşturuyor. Sol kendi analizlerinde bölünmüş durumda. Bu nedenle kısa-vadeli ve hatta orta-vadeli amaçlarında da bölünmüş. Ve daha da kötüsü, pek çok solcu birey ve grup bu durumun farkında gibi; bu da ürpertici bir kötümserliğe ve dolayısıyla militan politikadan ürpertici bir şekilde geri çekilmeye yol açıyor.

Solun kendi kendini devre dışı bırakmasına alternatif olarak, solun kendi içinde daha açık ve dostça bir tartışmaya katılması gerekiyor. Ve bu ancak sol, dünya sağının dünya solu gibi, güçlerin ve analizlerin geniş bir manzarasını temsil ettiğinin farkına varırsa olabilir. Ve bir kez daha, bu dostça tartışmanın kapitalist sistemden, daha belirlenmemiş olan bir başka sisteme doğru dünya geçişi çerçevesi içinde yapılması gerektiğini söylüyorum. Eğer sol asıl mücadeleyi kaybederse, en başta kendini suçlamalı.

15 Temmuz 2013

[Binghamton.edu adresindeki İngilizce orijinalinden Pınar Atalay tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]

Diğer yazıları

Immanuel Wallerstein: Hamas-İsrail Diplomasi Savaşını Kim Kazanacak?

Bugün İsrail/Filistin olarak adlandırabileceğimiz coğrafi bölge, neredeyse yüz yıldır...

ABD’de liberter politikalar – Immanuel Wallerstein

Parlamenter sisteme sahip ülkelerin çoğunda genel seçimler, büyük ölçüde,...

ABD-İran müzakereleri: Paralel ikilemler – Immanuel Wallerstein

Son birkaç aydır ABD ve İran arasında nükleer sorunlara...

Dünyada deflasyon paniği – Immanuel Wallerstein

Konunun uzmanları ve yatırımcılar, daha kısa bir zaman önce,...

ABD’nin gerilemesinin sonuçları – Immanuel Wallerstein

Uzun zamandır ABD’nin bir hegemonik güç olarak gerilemesinin kabaca...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
3,971TakipçilerTakip Et
817AboneAbone Ol

Son eklenenler

İkinci pembe sosyalist dalgada Peru önseçimleri – Özkan Yıkıcı

Genelde son dönemde dünyada solun tıkanışı, seçenek olmaması tartışılmaktadır....

Bir Gemi Kadar Bile Olamayan Turizm Politikası – Mertkan Hamit

Geçtiğimiz günlerde Cyprus Mail’, Royal Caribbean’ın 140 bin tonluk...

Hava nasıl sorusuna ufak yanıtlar – Özkan Yıkıcı

Zaman zaman biri ötekine sormak için sorduğu soruyu yöneltir:...

YKP’nin de katılacağı, Avrupa Sol Partisi 8. Kongresi gerçekleşiyor

YKP’nin de gözlemci üyesi olduğu Avrupa Sol Partisi’nin 17-19...

50 Senedir Ara Bölge Olan Yer “kktc” Toprağı Olmuş – Mertkan Hamit

Her ne kadar gözler sosyal medya hesaplarına yönelik saldırılara...

Lübnan-İsrail görüşmeleri barış getirir mi? – Hediye Levent

Amerika’nın araya girmesi ile Lübnan-İsrail doğrudan müzakereleri başlayacak gibi...

Trump’ın Hürmüz ablukası ve bumerang etkisi – Yusuf Karadaş

ABD ve İran heyetleri arasında Pakistan’da yapılan görüşmelerden bir...

Hindistan’dan Kıbrıs’a dijital sansür operasyonu! – Gözde Bedeloğlu

Kuzey Kıbrıs’ta yaklaşık bir haftadır devam eden siber saldırıların...

Canlı yayın