yazılariktibasSuriye’yi tartışırken - Bilge Seçkin Çetinkaya

Suriye’yi tartışırken – Bilge Seçkin Çetinkaya

Bilge Seçkin ÇetinkayaGeçtiğimiz hafta sonu partimiz önemli bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. ÖDP’nin Avrupa Sol Partisi adına“Suriye, Emperyalist Müdahale ve Barış: Sol Bir Alternatif Yaratmak Mümkün mü?” başlığı ile düzenlediği konferans üç temel oturum olarak planlandı ve böyle de gerçekleştirildi. İlk oturumda Suriye üzerinde emperyalizmin temel politikaları ele alınırken ikinci oturumda AKP’nin dış politikası ve Suriye konusu ele alındı. Son bölümün başlığı ise “Suriye’de Sol, Muhalefet ve Sosyal Değişim” idi.  Ve elbette konferans boyunca hem Avrupa sol partisinden hem de özellikle Suriye’den gelen temsilciler kendilerini ifade etme şansını buldular.

Tam da bu noktada konferansın önemli bir özelliğine vurgu yapmakta fayda var. Bugüne dek özellikle Sol çevrelerin Suriye hakkında düzenlediği etkinlikler sürecin gerçek mağdurları olan gün be gün savaşın içerisinde hayatta kalmaya çalışan Suriyelilerin seslerinden mahrum kalıyordu. Bu konferansta gerek PYD temsilcisi gerek Suriye’den gelen diğer konukların varlığı Suriye’de yaşananlar hakkında ilk elden bilgilenmemizi sağladı. Suriye demokratik muhalefeti adına söz alan konuşmacılar her şeyden evvel muhalefet hareketlerinin Esad rejiminin uzun diktatörlüğüne karşı başladığını belirttiler. Ancak demokratik muhalefetin liderliğinin silahlı gruplar ve özellikle de dışarıdan gelen ve dış destekli gruplarca ele geçirilmesini önleyemediklerini anlattılar. Bu silahlı grupların Suudi Arabistan ve Katar parası ve Türkiye aracılığı ile silahlandırıldığını, cihatçı selefi grupların katliamlarının toplumu yeniden Esad rejiminin arkasında tahkim olmaya zorladığını ortaya koydular. Suriye’den gelen konuklar meşruiyetini yitirmiş Esad rejiminin bu sayede tekrar bir meşruiyet kazanmaktan da son derece memnun olduğunu belirttiler.

PYD’yi temsilen konuşan konuğumuz ise Suriye’de sadece Esad karşıtlığının da Suriye halklarının kendi kaderlerini belirleme konusunda bir eksen olamayacağını, aslolanın başka bir hayat tahayyülünü hayata geçirmek, toplumun bu yönde değiştirilmesi gerektiğinden bahsetti. Zira Esad’ın yerine örneğin AKP yahut ABD gibi aktörlerin talep ettiği ve bağlantıda olduğu Sünni bir diktatörün geçmesinin Suriye halklarının sorunlarına bir çare olmayacağını söyleyerek kendilerinin Rojava’da Kürt halkının toplumsal bir dönüşümünü gerçekleştirmeye çalıştığından bahsetti. Bu çerçevede özellikle 18 yaş altındaki kadınların evlendirilmesinin ve berdel düzenlenmiş evliliklerin yasaklanması gibi düzenlemeler yaptıklarını anlattı. Bu bölgede kurulan kadın birlikleri ve bu birliklerin kadın komutanlarının da kadınları toplum içerisinde güçlendirdiğini belirtti.

Tüm diğer konularda da olduğu gibi bu konuda da yürüyen tartışma yalnız bu konuda değil ama siyaset ve dünyayı algılayışımız hakkında fikir verici. Yani diyebiliriz ki Suriye’yi tartışırken aslında kendi politik tutumumuzu tartışıyoruz. Sol uzunca bir süredir ezilenlerin emekçilerin geniş kitlelerin meşru temsilcisi olarak tarih sahnesine çıkacak gücü kendide bulamıyor. Bunun sonucu olarak kendi yokluğunda belirlenen siyaset içerisinde ortaya çıkmış taraflar arasında ne o, ne o diyerek bir “siyasi hat” oluşturmaya çalışıyor. Bununla da çok “politik” olduğunu zannediyor. Kendi özgücüne dayanamadığı için tam da “ne o, ne o” dediği taraflardan birinin safında buluyor kendini çabucak. Eğer “bunlar değilse ne?” sorusuna yanıt arama girişimleri Sola çok uzun zamandır son derece zahmetli görünüyor. Zira kendi gazetelerimizden, parti binalarımızdan, kendi evlerimizden çıkıp fabrika önlerine, emekçilerin pek de konforlu olmayan evlerine, çamurlu semtlerine, bizi onaylamadıkları her hallerinden belli olan kasabalara, köylere gitmek biraz zor. Bu “büyük” siyaset alanında oynama konforuna alışmış siyaset için daha da zor.

Bu zorluğu göğüslemek istemeyen bir kısım, AKP’nin siyasetini de belirleyebileceklerine ilişkin bir vehme savruldular. Bir zamanlar yakınımızda olan Liberal arkadaşlarımız! Ancak işçi sınıfı ve aşağıdakilerin özneliğine olan inançsızlıkları ile liberal solcular yaratan bu tahribat onların savrulmaları ile sınırlı kalmadı ne yazık ki. Liberal düşünme pratiklerini de geriye miras olarak bıraktılar. Yani ezilenlerin özgücüne dayanan bir siyaset inşa etmek yerine bu kez bunu karşıtı ile ikame etmekle malul bir çizgi doğurdu. Siz ne kadar Suriye tartışmasında emperyalist müdahaleye ve cihatçı ve selefi grupların dahline karşı olduğunuzu anlatırsanız anlatın duymamakta ısrar eden kulakları var onların. Esad rejiminin niteliği hakkındaki en ufak eleştiri ise bu saldırgan tutum tarafından Amerikan emperyalizmine uşaklığınızın bir kanıtı olarak algılanıyor. Zira onların safları çok net, kraldan çok kralcı olacak kadar. Sinirli olmaları orada çekilen acılardan değil, bu yüzden. Yani ne o ne o anlayışından ya o ya bu, düşmanımın düşmanı dostumdur noktasına savrulan ve yüksek siyaset yaptığını zanneden vehimden. Bu eleştiriyi bizzat bu rejimin mağduru olmuş insanlar da yapsa sonuç değişmiyor. Zira bu liberal anlayış, kendi kapalı salonlarında ezilenler nezdinde onlar hakkında neyin iyi olacağına karar verdiği gibi, Suriyelilerin fikrini sormaksızın Suriyeliler için neyin doğru neyin yanlış olacağına karar vermiş zahmetsizce. Zira milliyetçiler ile liberaller aynı öncülden yola çıkarlar: Halk için halka rağmen. Ezilenler ve onların örgütlerinden bahsederseniz dünyanın en liberal cevabı hazırdır: “sınıf indirgemeciliği.”

Emekçilerin taleplerini oluşturacak örgütlenmeler yaratmak, yahut kendimiz gibi Suriyelilerle dayanışma ağları oluşturmak, sağa sola saldırmaktan, iliştirilmiş siyaset yapmaktan daha farklı ve birazcık daha zor bir mesai gerektiriyor. Ancak ne o ne o ikilemleri arasında yitip gitmemek, yahut bu tarafların birine iliştirilmiş bir siyasi noktaya denk düşmemek için o mesaiyi yapmak durumundayız. Bölgesel olarak da bölgenin ezilenleri ile gerçek ve hayata geçirilebilir politikaları yaratmak için ilişkilerimizi geliştirmek zorundayız. Çok açık ki karşımızdaki güçlerin örneğin AKP’nin de rahatsız olacağı siyaset budur. Bu mesaimiz ile varsın sınıf indirgemeci olalım. En azından milli mutabakattan ya da onun diğer yüzü liberalizmden kurtarırız kendimizi.

Diğer yazıları

Rüzgar sağdan sert esiyor — Ali Şahverdi

Sachsen-Anhalt eyalet seçimleri 6 Eylül'de yapılacak. Seçimlere dört ay...

Washington’ın kullandığı etiketler bir ülkeyi nasıl şeytanlaştırıyor? – Cubadebate Medya Gözlemevi

Kelimeler vardır tarif etmez, hüküm giydirir. ABD dış politikada...

Enerji üretelim, toprağı öldürmeyelim — Enver Şat

Türkiye’de birçok rüzgar enerji santrali (RES) ve güneş enerji...

Bolivya köylüleri emperyalizme direniyor — Özge Güneş

Geçen aralık ayında Rodrigo Paz yönetiminin ABD destekli kemer...

Seleflerinden Çok Farklı Bir Post-Faşizm – Enzo Traverso

2026 yılında artık hiç kimse faşizmi yalnızca tarihyazımına ait...
4,451BeğenenlerBeğen
1,532TakipçilerTakip Et
3,959TakipçilerTakip Et
840AboneAbone Ol

Son eklenenler

Kurban edilen bölgeler — Ecehan Balta

Kapitalizm bazı coğrafyaları sadece sömürmez; onları gözden çıkarır. Belli...

Rüzgar sağdan sert esiyor — Ali Şahverdi

Sachsen-Anhalt eyalet seçimleri 6 Eylül'de yapılacak. Seçimlere dört ay...

Köroğlu Sovyetlerde nasıl popülerleşti? — Kavel Alpaslan

Bolu Beyi’ne karşı verdiği mücadelesiyle hepimiz Köroğlu efsanesini gayet...

Suriye Kürtlerine ne oldu? — Hediye Levent

Suriye bir süredir İran savaşının gölgesinde kaldı ancak aynı...

Hançer! – Özkan Yıkıcı

Kıbrıs’ta tuhaf ama net olan bir tutum geliştirildi. Devamında...

Nakba’dan sürgüne: Edebiyatın hafızası — Kıvanç Eliaçık

Filistin edebiyatının modern karakteri 20. yüzyılın başında şekillenmeye başladı....

Direniş ve dersleri ile Bolivya kaynıyor – Özkan Yıkıcı

Son günlerde bizim genelde medya dokunmasa dahi Latin Amerika...

Canlı yayın