yaklaşımlarMurat KanatlıÖylesine bir rejim

Öylesine bir rejim

Arka arkaya yaşadıklarım beni şaşırtmaya devam ediyor…

Bir süredir insan hakları, ayrımcılık gibi konularla ilgileniyorum, hem güneydeki hem de kuzeydeki örnekleri görebilme, konuşabilme olanağına da sahibim. Bu konularda mücadele eden dostlarımızın deneyimleri ile yeni şeyler öğrenirken, bu arada yaşayarak yada okuyarak öğrendiklerim karşısındaki şaşkınlığım bir o kadar artıyor…
Adanın güney coğrafyasına yönelik, son dönemde Irkçılığa Karşı Avrupalı Ağı – Kıbrıs (ENAR-Kıbrıs) ve diğer AB bünyesindeki insan hakları, ayrımcılık ve ırkçılık karşıtı yapılar tarafından hazırlanan çeşitli raporlarla durumu daha net görüyoruz ama kuzey?
Kuzeyde göçmenler, mülteciler, kaçak göç ve sığınmacılar konusu adeta bir muamma, bunların farklı şeyler olduğu, her birinin insan hakları ve yabancı düşmanlığına karşı mücadele noktasında ortaklıklarının olduğunu ama farklı hukuksal uygulamalarla ele alınması gerektiğini anlayan çok az insan var.
Kaçak göç bugün tüm dünyanın sorunu… Yaşadığı coğrafyanın artık kendisi için yetersiz kaldığını düşünen her birey umuda yolculuğa çıkıyor. Tam bu noktada kritik soru ortaya çıkıyor; bu yetersizlik parasal mı? Eğer parasal ise ve ülkesinden yasadışı çıkarak, başka bir ülkeye yasadışı olarak giriyorsa kaçak göçmendir. Irkı, dini, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba ait olması veya siyasi görüşü sebebiyle zulüm görmekten haklı nedenlerle korku duyan ve ülkesinin korumasından yararlanamayan ya da yararlanmak istemeyen veya zulüm korkusu nedeniyle buraya dönmek istemeyen kişinin zaten ülkesinden yasal yollarla çıkışı imkansızdır ve/veya can güvenliği yoktur ki, ülkesini yasadışı terk eder. Böylesi bir durumda elbette diğer bir ülkeye yasadışı yollarla girer. Birçok kez, baskı altında olanın birey, baskı yapanın da devlet olmasından kaynaklanan sorunlardan dolayı yasadışı başka bir ülkeye sığınanların bulundukları durumu her zaman kolaylıkla ispatlaması olanaklı olmaz. Bu nedenle giriş yapanlar talepleri halinde sığınmacı statüleri alırlar ta ki BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) yetkililerinin gözetiminde, 1951 Cenevre Konvansiyonuna (Mülteciler Konvansiyonu) ve ek protokollerine uygunluklarını ispatlayıp mülteci statüsü alabilsinler. Bu sürecin bir sonrası mülteci kabul edecek ülke bulunmasıdır.
Sistem böyle işler de, kuzeydeki yönetim hem ilgili uluslararası belgeleri hem de AB müktesebatındaki önemli hukuksal düzenlemeleri tanımadığı veya hukuksal düzenleme yapmadığı için kuzeyde insanlık dramları yaşanır. Çünkü kuzeydeki yönetim böylesi durumda olanları toplu yargılar, yasadışı giriş yaptılar diyerek bir cezaya tabi tutar ve sonra Türkiye üzerinden sınırdışı eder. Sınırdışı! Bu aslında çok tehlikeli iştir, geri gönderdiğiniz bir eşcinsel için İran, idam edilmektir. Ayni şekilde bir Kürt için Suriye, işkence görmek, gözaltında kaybolmak veya idamdır. Iran, Irak, Afganistan, Pakistan Suriye rejim muhalifleri için ölümün kol gezdiği coğrafyadır. Kıbrıs’ın kuzeyindeki yönetim ise buna aldırış etmeden yıllardır sınırdışı politikası uygular, başlarına gelecekleri umursamadan, peki insan hakları örgütleri?!
Peki burada kaldıkları sürede yaşananlar… Baro konu ile ilgilenmiyor, devlet umursamıyor, insan hakları örgütleri olayı yok sayıyor ama bu insanlar ‘suç’ işlemeden polis karakollarında gözetim altında tutulduklarında yaşadıkları ile kim ilgilenecek?! Polisin tüm iyi niyetine rağmen yetersiz koşullarda bu soğukta, bodrum katlarında günlerce yaşamaya mahkum edilenlerin olduğu koşullarda insan haklarından bahsetmek mümkün mü?
Geçen hafta 34 Suriyeli ülkeye giriş yaparken yakalandı, ihbarla… yani insan kaçakçıları hem her birinden ortalama 2000 dolar aldı, hem de kendilerini ihbar etti. Bu olayı öğrendiğimde ilk aklıma gelen mafyalar da Kıbrıslı ortaklarına kazık atmaya başladı şekli oldu. Bu insanları Kıbrıs’ın iki tarafından ortakları ile güneye geçirmek için bu insanlardan para alanlar, karlarını paylaşmamak için, dönüp bir de polise ihbar ediyorlar.. ne günlerden geçiyoruz…
Bu 34 Suriyeli bir haftadan fazla Girne Polis Müdürlüğündeki Bodrumdaki hücrelerde tutuldular. Üstlerindeki giyecekleri incecikti ve polisin yetersiz koşullarında bir battaniye ile kimi günleri geçirmek zorunda kaldılar, Lapta’dan ve çevre karakollardan kaydırılan battaniyelerle biraz daha iyi ısındılar ama küçük bir hücrenin içinde… Aralarında 15 yaşında Amar da var… Amar da umuda yolculuğa çıkanlardandı. Çocuklar hakları sözleşmesini geçirdik diye büyük büyük demeçler veren politikacıların, yılın birkaç gününde çocukları hatırlayan yetkili ve örgüt temsilcilerinin duyarsız ve ilgisizliğinden kulağından rahatsız olmasına rağmen o da bir haftadan fazla o hücrelerde, on sekiz yaşında diğer bir Suriyeli ile birlikte günlerini geçirdi.
Daha önce de söyledik, yine söyleyelim. Bu insanların işledikleri tek suç umuda yolculuktur, ne katil ne soyguncudurlar, bu nedenle böylesi muameleleri hak etmiyorlar. Temel insan hak ve özgürlüklerine ek olarak, kadın hakları, çocuk hakları temelinde de konuya yaklaşılmalı ve Kıbrıs’ın kaçak göçte bir önemli ara durak olduğu bilinci ile artık bir şey yapmaya başlayalım…
Unutmayalım ki insanca muamele, insan hak ve özgürlükleri bir gün size ve herkes lazım olabilir…

Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Diğer yazıları

Çözüme neden acil ihtiyacımız var? – Murat Kanatlı

Lefkoşa’da ara bölgedeki Dayanışma Evi’nde 16 Kasım 2024’te yapılan 6....

Rock Ruby kararı aslında ne? – Murat Kanatlı

Mal Tanzim Komisyonunu şey etmiş diyor Dışişleri ve onu...

50 yılda Kıbrıs’ta ne oldu? – Murat Kanatlı

Yazının kısaltılmış versiyonu 20 Temmuz 2024 tarihinde Birgün Gazetesinde...

Türkiye’nin istirdat (irredentist) sürecinde nüfus mühendisliği – Murat Kanatlı

Üstüne çok konuşulan kısım ile başlayalım, 1949 yılında yürürlüğe...

“Masum”(!) Pile yolu tarihi – Murat Kanatlı

Uzunca bir zamandır Pile yolu üzerine haber, açıklama şeklinde...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,905TakipçilerTakip Et
935AboneAbone Ol

Son eklenenler

Özkan Yıkıcı yazdı: Kaçamayacağımız gerçeklerle, acı şekilde karşılaşırken

Aslında hâlâ bize umursuz havamızın ninnisi gibi geliyordu. Oysa...

Volkan Yaraşır yazdı: ‘Bolu Dağı’ndaki imgeye ulaşmak’ ve umudun inşası

Kapitalizm gücünü insanı çok boyutlu kuşatması, ruhunu kötürümleştirmesi ve...

Özkan Yıkıcı yazdı: Acıların felaketindeki “kaza veya katliam” gerçeklerini yaşarken

Acı olunca, insan olan mutlaka etkilenir. Üstüne epey duygusallık...

Ertan Erol yazdı: Gayrimeşru anlaşma

Geçtiğimiz Cuma günü ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin Venezuela...

Kemal Can yazdı: İktidarın “rıza üretme” derdi var mı?

AKP iktidarı döneminde herkes çok baskı, çok zorlama yaşadı,...

İlhan Uzgel yazdı: Örgüt-vekillerden devlet-vekillerine geçiş

Küresel sistemdeki dönüşüm, dünyanın bütün bölgelerindeki gelişmeleri ve dengeleri...

Vijay Prashad yazdı: İran hâlâ gayrimeşru bir saldırganlığa direnirken açık mektup

Sevgili dostlar ve meslektaşlarım, Amerika Birleşik Devletleri ile İsrail bu...

Canlı yayın