yazılariktibasİran ateşkesi militarizmin yenilgisi - Branko Marcetic

İran ateşkesi militarizmin yenilgisi – Branko Marcetic

Orjinal yazının kaynağıjacobin.com
alıntı yapılan kaynakbirgun.net

Ne kadar aksini söylemek cazip olsa da mevcut ateşkes, barış güçlerinin bir zaferi değil. Aksine militarizmin çarpıcı bir yenilgisi ve özellikle askeri güce fazlasıyla güvenen bir başkanın, ABD’nin isteklerini bombalayarak gerçekleştirebileceği yönündeki yanlış inancının çöküşü

Altı hafta sürmüş olmasına rağmen, Donald Trump’ın İran’la savaşı, yirmi birinci yüzyılın zaten felaketlerle dolu dış politika kararları arasında en kötüsü olmaya aday görünüyordu. Neredeyse herkes için, hemen her düzeyde şişerek büyüyen bir felakete dönüşmüş bu savaşın sona erme ihtimali doğmuş olması, hepimizin şükretmesi gereken bir durum. Ne var ki gerçekten sona erip ermeyeceği, maalesef değişken ve kolayca dikkat dağıtan bir başkandan çok daha fazlasına bağlı.

Trump’ın dün İran’la iki haftalık bir ateşkes ilan etmesi ve kalıcı bir anlaşma için müzakerelerin başlayacağını duyurması, başkanın nadiren yaptığı bir şeydi: gerçeği kabul etmek. Başlangıçta koyduğu hedeflerin hiçbirine ulaşamadan geri çekilmek, hatta savaşın çözmesi beklenen sorunların bazılarını daha da kötüleştirmek gibi cazip olmayan bir seçeneği kabul etmek zorunda kaldı. Yine de bu seçenek, mevcut kötü seçenekler arasında açık ara en iyisi.

Hiçbir anlamı olmayan bu savaş hem Trump’ın başkanlığı hem de ülke açısından stratejik ve politik olarak o kadar yıkıcı oldu ki, gerçekte başka makul bir seçenek bırakmadı. Başkanın, kendi maksimalist on beş maddelik talepleri yerine İran’ın on maddelik önerisini müzakerelerin temeli olarak kabul etmesi, savaşın bir politika tercihi olarak başarısızlığını sessizce kabullendiğinin göstergesi. Trump için bu kararı sindirmek zor olabilir, ancak alternatifler çok daha kötü.

İran’ın uranyumunu zorla ele geçirmek tehlikeli bir hayal. Bunu anlayabilmek için, ABD güçlerinin ülkenin derinliklerinden tek bir kişiyi kurtarmaya çalışırken yaşadığı fiyaskoya bakmak yeterli. Hürmüz Boğazı’nın kapatılması konusunda yaptığı çelişkili açıklamalar da gösteriyor ki Trump, İran’ın her ay üretebildiği binlerce ucuz dron ile gemilerin kolayca tehdit edilebildiği bu boğazı askeri olarak yeniden açamaz. Bu koz elindeyken İran liderliği, Trump’ın ülkeye uyguladığı ağır baskıya rağmen geri adım atmıyor ve bu baskıyı artırmak için Trump’ın elindeki seçeneklerin hiçbiri cazip değil.

İran küresel ekonomiyi adeta rehin almışken Trump’ın yapabildiği tek şey daha fazla öldürme ve yıkım tehdidinde bulunmak. Bu yöntem artık sınırına ulaşmış durumda.

Kara birlikleri göndermek her koşulda siyasi olarak zehirli bir adım olur ve ABD kayıplarını hızla artırır; üstelik Basra Körfezi’nde sıcaklıkların aşırı seviyelere çıkmak üzere olduğu bir dönemde bu risk daha da büyür. Trump’ın dün tehdit ettiği gibi bombardımanın ölçeğini ve şiddetini artırmak ise yalnızca bölgesel bir felaket riskini büyütmekle kalmaz, aynı zamanda genellikle müttefiki olan sağcı çevrelerden bile sert eleştiriler alırdı.

Trump pratik zorunluluk nedeniyle kötü seçenekler arasından en az kötü olanı seçmek zorunda kaldı. Bu, kendisinden önceki birçok liderin kaçındığı, başkanlıklarını riske atmak pahasına ertelediği türden bir karar. Ancak bu durum barışın kaçınılmaz olduğu anlamına gelmiyor. İran liderliği ile Beyaz Saray arasında hala büyük bir mesafe var ve bu mesafeyi kapatmak kolay olmayacak.

Ama en büyük sorun her zamanki gibi İsrail.

İsrailli yetkililer bu anlaşma ihtimali karşısında adeta çılgına dönmüş durumda ve şimdiden süreci sabote etmeye çalışıyorlar. İran’ın on maddelik planının gerektirdiği gibi Lübnan’daki saldırılarını durdurmayı reddetmekle kalmayıp, bu sabah ülkeye yönelik en büyük bombardıman dalgalarından birini gerçekleştirdiler. İsrail’in gelecekteki herhangi bir barışı sabote etmek için hem motivasyonu hem de ne yazık ki kapasitesi var; ancak bu kapasite tamamen ABD başkanının buna izin verip vermeyeceğine bağlı.

Tek teselli edici ihtimal, bu savaşın Trump’ın İsrail ve Başbakan Benjamin Netanyahu ile ilişkisini değiştirme ihtimali. The New York Times’ta yayımlanan detaylı bir analiz de dahil olmak üzere birçok habere göre Netanyahu ve diğer üst düzey İsrailli yetkililer, Trump’ı bu felaketin iyi bir fikir olduğuna ikna etmede merkezi rol oynadı. Ona kısa sürede yanlış olduğu ortaya çıkan bir dizi hayali güvence sundular. Ardından Trump’ın bu iddiaları kamuoyu önünde tekrar ettiğini gördük; savaşın hızla biteceği, İran liderliğinin hedef alınmasının rejim değişikliğine yol açacağı ve İran halkının kitlesel bir ayaklanma başlatacağı gibi hiçbirinin gerçekleşmediği iddialarda bulundu.

Başkanın, açıkça yanıltıldığını, kullanıldığını ve küçük düşürüldüğünü fark edip öfkelenmesi gerekirdi. Mantıklı bir dünyada bu, Netanyahu’ya karşı sert bir tavır almasını ve İsrail’in ABD kaynaklarıyla yürüttüğü sürekli savaş politikalarına son vermesini kolaylaştırırdı. Ancak bunun için belirli bir siyasi omurga gerekir ve ne Trump ne de selefi bu konuda pek bir işaret verdi. Nitekim ismini vermek istemeyen bir ABD yetkilisine göre, Trump dün gece Netanyahu ile yaptığı telefon görüşmesinde Lübnan’dan çekilmesini isteme fırsatını kullanmadı. Bu da aynı döngünün tekrar edebileceğine dair endişe verici bir işaret.

Bir diğer belirsiz unsur Trump’ın Demokrat muhalefeti. Dünyanın bu savaşın gerçekten bitmesini umut ettiği bir anda, önde gelen bazı Demokratlar süreci zorlaştırıyor. Bunların başında Connecticut senatörü Chris Murphy geliyor. Ateşkes ilan edilir edilmez Murphy, savaşın kontrolden çıktığını ve Trump’ın derhal görevden alınması gerektiğini söyleyen pozisyondan, İran’la yapılacak anlaşmaya sürekli saldıran ve hatta Trump’ı yeniden çatışmaya sürükleyen bir çizgiye geçti. Hatta İran’ın konvansiyonel füzelerden bile vazgeçmesi gibi aşırı talepleri destekledi.

Ne kadar aksini söylemek cazip olsa da mevcut ateşkes, barış güçlerinin bir zaferi değil. Aksine militarizmin çarpıcı bir yenilgisi ve özellikle askeri güce fazlasıyla güvenen bir başkanın, ABD’nin isteklerini bombalayarak gerçekleştirebileceği yönündeki yanlış inancının çöküşü. Paradoks şu ki, bu barışın kalıcı olması için hepimizin onun büyük bir zafer kazandığı fikrini sürdürmesine yardımcı olması gerekecek.

Kısaltarak çeviren: Yusuf Tuna Koç 

Diğer yazıları

Enerji sektöründe stratejik kamulaştırma — Mahir Ulutaş

Türkiye enerji sektörü, on yıllardır sürdürülen piyasalaştırma ve özelleştirme dayatmaları neticesinde...

Dünya Sağlık İstatistikleri 2026 — Bayazıt İlhan

Geçtiğimiz hafta Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Dünya Sağlık İstatistikleri 2026 raporunu yayımladı....

Suudili ACWA’ya muafiyetler — K. Bülent Ongun

Suudi Arabistan ile Ankara arasında imzalanan ACWA şirketinin enerji...

Topyekûn vatan savunması — Murat Çakır

Hafta başında Federal İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt hükümetinin “Nüfus...

Rüzgar sağdan sert esiyor — Ali Şahverdi

Sachsen-Anhalt eyalet seçimleri 6 Eylül'de yapılacak. Seçimlere dört ay...
4,453BeğenenlerBeğen
1,537TakipçilerTakip Et
3,958TakipçilerTakip Et
843AboneAbone Ol

Son eklenenler

Enerji sektöründe stratejik kamulaştırma — Mahir Ulutaş

Türkiye enerji sektörü, on yıllardır sürdürülen piyasalaştırma ve özelleştirme dayatmaları neticesinde...

Dünya Sağlık İstatistikleri 2026 — Bayazıt İlhan

Geçtiğimiz hafta Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Dünya Sağlık İstatistikleri 2026 raporunu yayımladı....

Suudili ACWA’ya muafiyetler — K. Bülent Ongun

Suudi Arabistan ile Ankara arasında imzalanan ACWA şirketinin enerji...

Topyekûn vatan savunması — Murat Çakır

Hafta başında Federal İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt hükümetinin “Nüfus...

Kurban edilen bölgeler — Ecehan Balta

Kapitalizm bazı coğrafyaları sadece sömürmez; onları gözden çıkarır. Belli...

Rüzgar sağdan sert esiyor — Ali Şahverdi

Sachsen-Anhalt eyalet seçimleri 6 Eylül'de yapılacak. Seçimlere dört ay...

Köroğlu Sovyetlerde nasıl popülerleşti? — Kavel Alpaslan

Bolu Beyi’ne karşı verdiği mücadelesiyle hepimiz Köroğlu efsanesini gayet...

Suriye Kürtlerine ne oldu? — Hediye Levent

Suriye bir süredir İran savaşının gölgesinde kaldı ancak aynı...

Canlı yayın