Türkiye enerji sektörü, on yıllardır sürdürülen piyasalaştırma ve özelleştirme dayatmaları neticesinde yapısal bir çöküş evresine girmiştir. Mevcut piyasa temelli model, arz güvenliğini sağlamaktan ziyade kurumsal rant aktarım mekanizmasına dönüşmüş; fiyat sinyallerinin kaynak kıtlığını değil, şirketlerin kâr hırsını yansıttığı sistemik bir başarısızlık noktasına ulaşmıştır. Enerjinin ticari bir meta haline getirilmesi, sektörü sadece yönetilemez kılmakla kalmamış, aynı zamanda hane halkı bütçelerinde ve sanayi üretim maliyetlerinde sürdürülemez bir yıkım yaratmıştır.
Özelleştirilen 21 dağıtım bölgesinde uygulanan denetimsizlik ve şirket lehine düzenlenen mevzuatlar, toplumsal maliyeti maksimize etmiştir. Özellikle EPDK eliyle “kayıp-kaçak” hedeflerinin şirketler lehine yükseltilmesi ve 2016’dan itibaren faturalarda uygulanan “karartma” (bileşenlerin gizlenmesi), şeffaflığı tamamen yok etmiştir.
Bu yapısal bozukluğun en somut kanıtı, “Son Kaynaktan Tedarik Tarifesi”ndeki hukuksuz genişlemedir. EPDK, başlangıçta 100 milyon kWh olan eşiği 25 bin kat düşürerek 4.000 kWh sınırına çekmiş; böylece milyonlarca konut abonesini, kâr marjı %2,38 olan ulusal tarife yerine, kâr katsayısı %9,38 olan (şirketlere 4 kat fazla kazanç sağlayan) pahalı bir cendereye hapsetmiştir. Bu, enerjinin bir kamu hizmeti olmaktan çıkarılıp “şirketleri kurtarma operasyonu”na dönüştürüldüğünün tescilidir.
Diğer yandan mevcut modelde özel şirketler, kârlı görmedikleri iletim hattı yenilemelerinden ve şebeke yatırımlarından da kaçınmakta, sermayenin kısa vadeli karını önceleyen bu yanlış politik tercihin sonucu olarak da elektrik kesintileri, ölümlü kazalar ve orman yangınları sıklıkla karşılaştığımız sonuçlar haline geldi. Özetle enerji alanında özelleştirmelerin pahalılık yaratmanın yanında alanı çok başlı ve yönetilemez kıldığı yönündeki bilimsel görüş hilafına çarpık bir sistem yaratıldı. Şimdi durumunu idare etmenin mümkün olmadığı, yeniden yapılanmanın acil ve ertelenemez bir zorunluluk olduğu bir döneme geldik.
Enerji, modern yaşamın sürdürülebilirliği için temel bir insan hakkı ve kamusal bir varlıktır. Ülkemizin, kamucu bir dönüşüme, enerjiyi kâr odaklı bir sektörden çıkarıp, toplumsal kalkınmanın lokomotifi haline getirmeyi amaçlayan bütüncül bir vizyona ihtiyacı olduğu ortadadır. Ancak böyle bir dönüşüm vasıtasıyla, enerji fiyatlarının istikrara kavuşması ve tüm toplumun muhtemel küresel enerji şoklarına karşı korunması mümkün olacaktır.
Bu noktada Oğuz Türkyılmaz’ın TMMOB Enerji Sempozyumuna sunmuş olduğu “Demokratik Enerji Programı” metni uzun yıllara yayılan bir birikimin ve emeğin somutlandığı, halkçı ve kamucu perspektife ve programatik bir bütünlüğe sahip bir referans dokümanı olarak öne çıkmaktadır.
Bu önemli metnin tarif ettiği dönüşümün ilkesel çerçevesini belli maddeler halinde özetlemek mümkündür:
- Planlama: Yatırımlar borsa spekülasyonlarına göre değil, uzun vadeli toplumsal ihtiyaç öngörülerine göre yapılmalıdır. Bu, plansız kapasite fazlası ve atıl yatırımların yarattığı israfın bitirilerek operasyonel verimliliğin sağlanmasının yegane yoludur.
- Kamu Yararı: Enerji üretimi, “kârlılık” kriterine takılmaksızın, en ücra yerleşim birimine kadar kesintisiz ve düşük maliyetle ulaştırılmalı, bölgesel eşitsizlikler giderilmelidir.
- Enerji Bağımsızlığı ve Kaynak Çeşitliliği: Türkiye’nin 100 milyar dolara ulaşan rekor enerji ithalat faturası, ulusal egemenliği tehdit eden kronik bir dış ticaret açığı yaratmaktadır. 2025 ve sonrasında jeopolitik gerilimlerle bu rakamın tırmanma eğilimi, “enerjide tam bağımsızlık” stratejisini bir tercih değil, zorunluluk kılmaktadır. Rusya Federasyonu’nun doğal gaz ve petroldeki %30’u aşan payı, stratejik karar alma süreçlerimizi ipotek altına almaktadır. Türkiye’nin 100.000 MW karasal ve 75.000 MW deniz üstü (offshore) rüzgâr potansiyeli olduğu bilimsel raporlarla sabittir. Konutların ve küçük işletmelerin kendi enerjisini üretmesini engelleyen fiili dağıtım şirketi bariyerleri yıkılmalı ve adil bir takas sistemiyle güneş enerjisi “yerinde üretim-yerinde tüketim” ekseninde zorunlu hale getirilmelidir.
- Yerli Ekipman ve Sanayi Entegrasyonu: Her düzeyde yerli ve yenilenebilir kaynak kullanımının yanında rüzgâr türbini ve güneş paneli gibi ekipmanların yerli imalatını zorunlu kılarak endüstriyel bağımsızlığı tetikleyecek stratejik bir yönelim oluşturulmalıdır.
Enerji sektörü, teknik ve ekonomik karakteristiği gereği bir “doğal tekel”dir. Piyasanın çok parçalı yapısı; koordinasyon maliyetlerini artırmakta, dikey bütünleşmenin getireceği ölçek ekonomilerini yok etmekte ve verimsizliği kurumsallaştırmaktadır.
Öyleyse yukarıda tarif edilen ilkeler çerçevesinde yeni bir kurumsal yapının tarifi de mümkün ve zorunludur. Bu çerçevede kamucu bir enerji yapılanmasının üç temel ayağı tarif edilebilir:
- Türkiye Elektrik Kurumu (TEK): Elektrik sektörü; üretim, iletim ve dağıtım süreçlerini kapsayan tek bir dikey bütünleşik yapı altında, TEK çatısında birleştirilmelidir. Bu amaçla 21 dağıtım bölgesi ve kritik üretim tesisleri “üstün kamu çıkarı” ilkesi uyarınca kamulaştırılmalı, yeniden oluşturulan TEK sadece bir işletmeci değil; mühendislik, müşavirlik ve yerli imalatı koordine eden bir sanayi orkestrasyon merkezi olmalıdır. Aynı şekilde, elektrik şebekesi sadece merkezi santrallara göre değil, yenilenebilir kaynakların (RES/GES) dinamik yönetimine uygun, akıllı bir altyapıya dönüştürülmelidir.
- Türkiye Petrol ve Doğal Gaz Kurumu (TPDK): TPAO ve BOTAŞ, petrol ve doğal gaz değer zincirindeki (arama, sondaj, rafinaj, iletim, satış) halkaların kopukluğunu gidermek amacıyla TPDK bünyesinde dikey olarak bütünleştirilmeli ve kurumlar arası “transfer fiyatlandırması” verimsizliklerini bitirecek, sondajdan brülöre kadar olan süreci tek elden yönetecek bir yapı kurulmalıdır.
- Türkiye Planlama Kurumu (TPK): Planlama, teknokratik bir hesaplama değil; halkın, meslek örgütlerinin ve çalışanların dahil olduğu politik bir tercihler bütünüdür. TPK, sadece enerjiyi değil, tüm ekonomiyi koordine eden bir “ulusal sanayi orkestra şefi” olmalı, sanayiden tarıma, eğitimden işgücü planlamasına kadar tüm sektörlerin girdi-çıktı analizlerini yaparak “Bütüncül Kalkınma Planı” hazırlamalıdır.



