Kıbrıs iktibasLevent AtikoğluBugün uzlaşmak isteyen; dün üzerini örten, sana da selam olsun - Levent...

Bugün uzlaşmak isteyen; dün üzerini örten, sana da selam olsun – Levent Atikoğlu 

Derdimiz olmayan dertleri ‘çözmeye’ çalışırken planlanmış tüm senaryolarla kanaya kanaya kandırıldık. Öldük, gömenimiz yok. Doğru olanı seçebileceğimiz kadar bilinç üzerinden oynanan bir oyunun ortakları haline de getirilebiliriz. Hayat özgürce bir seçim ise kendi irademizle gerçekliği seçebileceğimiz yalanına bir ömür yetmeyecek biliyoruz… Bir yanılsama bu… Uzak, tekrarlanmış bilgi, zorunlu olarak ortaya çıkan…

Çok fazla düşünmeye fırsat bile vermeyen, mecburi bir hal durumu içerisine sokan, zorunda bırakıldığımız… Verilen hizmetler, sunulan fikirler, pazarlanan ürünler… Sorgulanmaması için ya ona birçok seçenek sunarlar ve özgür olduğuna inanır ya da psikolojik baskı uygulayarak sunulanı zorunlu olarak kabul etmesi beklenir. Bireyin gerçek bir karar mekanizması yaratıp yaratmayacağı, illüzyonun etkisi altında ne kadar kaldığı, bilincini hangi ölçüde kullanabileceği tartışılır. Ve sonu hüsrandır…

Noam Chomsky “Eğer seçersek, rahatlatıcı bir illüzyon dünyasında yaşayabiliriz.” diyor ve bunun ne kadar da derin bir anlam taşıyabileceğini sorgulattırıyor. Güven ve rahatlık anlayışımız, arayışımız, bizi acımasız gerçeklerden koruyan düşüncelere yöneltebilir. Rahatsız edici gerçeklerle yüzleşmek yerine yanılsamaların gölgesiyle teselli arama eğilimidir bu…

Yoksa ne kadar rahatsız edici olursa olsun, durumu kabul etmek midir en iyisi? Siyah ve beyaz olamayacağı gibi bu, pembe de değildir, mor da… Süresi biten, sınırlı zaman içerisinde tercih edilmesi gerektiği vurgulanan her seçim aslında bir seçim değildir, arka planda birileri sizin adınıza seçim yapmıştır ve geriye formaliteleri yerine getirmektir size kalan…

Sadece belli bir kesimin ilgisine odaklanılmış şekilde olan pazarlama taktikleri üzerinde kendi hür irademiz olduğunu düşünüyoruz. Daha çok seçenek sunulmasının bireyin üzerinde daha özgür karar verebileceği düşüncesi doğurması ya da daha az seçenek verilmesinin kısıtlayıcı olduğu fikri gibi… Seçeneklerin ne kadar az ya da çok olduğu değil de tekrar tekrar aktarılan bir bilginin artık doğru olmasa bile, gerçeklik haline gelmesi durumudur problemli olan…

Son elli yıla bakarsanız, politikada da kültürel asimilasyon taktiklerinde de sömürgeci güçlerin çıkarlarında da kendini tekrarlayan bir otomatik portakal vardır. Bir haksızlığa hak arayışında da bu böyle…  Yeni diye bize sunulan yoktur aslında ve tarih kendini tekrar etmek zorundadır. Sadece silüetler değişir, farklı şekillerde, farklı renklerde…

Yeni bilgi diye sunulanın kendini kabul ettirme konusunda zamana ihtiyacı vardır ve o zaman yoktur artık, tükenmiştir, bitmiştir hayat… Büyük bir baskıya neden olarak ve bu durumu dikkatleri farklı konulara çekerek, endişe ve psikolojik manipülasyonla, stresin yıpratıcı etkisiyle kabul edilmek zorunda bırakılan bir gerçeklik haline dönüştürür.

Konfor alanının dışına çıkmak o kadar zordur ki bu insanlar için ve sizi rahatsız etmek onların rahatlığı olur, güçler de kendini değiştirmeye ve köklü devrim yapmaya değil karşı bir atak geçirerek en büyük insan hakkı savunucusu olarak kapatmaya çalışır geçmişteki işgüzarlıklarını. Eşitlik, adalet, hak, hukuk yeni doğmuş gibi, sizin ölmenizi beklerler…

Bu çelişki kendini tekrar eder ve kişi yeni bir bilgiyle karşılaşınca bunu kabul etmesi için büyük bir tehdit altında hisseder kendini, karşıdakini adeta bitirmek için sorgulamayı değil, üzerini ‘anlaşarak ve uzlaşarak’ kapatmayı seçer…

Bu hengamenin içinde, fırsatçı bir bakteri gibi üzerimize üşüşen fikirler, bilgiler, ürünler, hizmetler ve fazlası bizi kendine inandırır. Ya doğru olanı seçmeye ve risk alıp konfor alanımızın dışına çıkmaya başlarız ya da kurbanı oluruz bu illüzyonun… Sorgulamayı değil de ‘bir küçük hisse verelim de sussun’ deyip üzerini kapatma cesaretini yüzsüzce seçen çocuk ve insan hakkı savunucusu, sana da selam olsun…


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

“Uyuz Guduz Alameti Da Çok” – Levent Atikoğlu

Kıbrıs’ın işgal altındaki bölgesinde yıllardır kurulan siyasal düzeni anlatmak...

Denizaşırı Odalarda Aklanan Muhalefet: Bir Enkazın Anatomisi – Levent Atikoğlu

Türkiye’nin bütün dertlerinin, kirinin, pasının, her türlü rezilliğinin ve...

21 Aralık propaganda tarihi değildir – Levent Atikoğlu

21 Aralık 1963 ve bu hafta, milliyetçiliğin utanmaz diliyle...

3 Aralık Dünya Engelliler Günü: Hesaplaşma ve yüzleşme vakti – Levent Atikoğlu

Kıbrıs’ta, Türkiye’de, ihmal ve istismar üzerine kurulu işgüzar sistemlerde...

Derya’dan Erhürman’a kapsayıcı barış dili ayarı – Levent Atikoğlu

Canlı yayınların en çarpıcı yanı, samimiyete ve çoğu zaman...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,898TakipçilerTakip Et
969AboneAbone Ol

Son eklenenler

Ecehan Balta yazdı: Halkların İklim Zirvesi

COP31’e bir ay kaldı. Antalya, hükümetlerin, diplomatların, uluslararası kuruluşların...

Özkan Yıkıcı yazdı: Halk TV üzerindeki kayyım ataması

Her zamanki gibi Çarşamba sabahı da gözlerimi açtım. Klasik...

Ceren Ergenç yazdı: Çin ve AB barıştı mı?

Coen kardeşlerin Okuduktan Sonra Yak filminin ünlü kapanış repliği “Sorunu...

Fikret Başkaya yazdı: Teknik bilim kapitalizmi neden kurtaramaz?

Gezegenlerin birinden bir seyyahın yolu Dünya’ya çıksaydı, her halde...

Özkan Yıkıcı yazdı: Hamam Böcekleri sokaklarda dolaşıyor!

Dünya neoliberal krizle tükenmişliklerde debelenip duruyor. Yerine geçecek yapı...

Volkan Yaraşır yazdı: Dekadans, faşizm ve kapitalist rasyon

Marx kapitalizmi “yaşayan metafizik” olarak tanımlar. Faşizm bu metafiziğin...

Özkan Yıkıcı yazdı: Gariplik vardır!

Son günlerde Suudi merkezli çelişkili algı yaratacak haberler dünyada...

Canlı yayın