iktibasÖzgür GürbüzBugün Daniel, yarın Mehmet - Özgür Gürbüz

Bugün Daniel, yarın Mehmet – Özgür Gürbüz

Orjinal yazının kaynağıbirgun.net

Daniel Fırtına’sı önce Yunanistan, Bulgaristan ve Türkiye’yi sonra da Libya’yı kasıp kavurdu. Kırklareli, İstanbul ve Yunanistan’da can kaybına neden olan fırtına Libya’da ise büyük bir afete dönüştü. Ölü sayısının 20 bini bulabileceği belirtiliyor. Beş binden fazla insanın hayatını kaybettiği belirtilen Derne kentinde yıkılan iki baraj, seli büyük bir felakete çevirdi.

Libya’daki felaketin iklim ve siyaset kaynaklı nedenleri var. İklim krizinin aşırı hava olaylarının sıklığı ve şiddetini her geçen gün artırdığını biliyoruz. Görüşlerini almak için iklim değişikliği ve yer bilimleri konularında yıllardır çalışan Prof. Dr. Murat Türkeş’i aradım. Türkeş, Libya’yı vuran Daniel Fırtınası ve benzerlerinin bölgemizde her zaman görülebileceğini vurguladı. İklim değişikliğiyle giderek ısınan dünyada buharlaşmanın arttığını, bunun da hava kütlelerinin daha fazla nem tutmasına yol açtığını anlattı. Bu durum, özellikle yazdan sonbahara, bahardan yaza geçiş dönemlerinde görülen yağışların daha şiddetli olmasına neden oluyor diyen Türkeş, direngen kentler kurmak ve kentlerin bozduğumuz coğrafyasını onarmak zorunda olduğumuzu söylüyor.

Ne demek kentlerin bozulan coğrafyasını onarmak? Betona hapsettiğimiz, sağını, solunu, önünü derken üstünü de kapatıp bir anlamda betona gömdüğümüz nehir, çay ve ırmakları yeniden özgürleştirmek demek. Somutlaştıralım. Yağışlarda taşan, varlığını hatırlatan kent içindeki birçok derenin, çayın özgün akışına yeniden kavuşmasını sağlamaktan, İstanbul’un suyunu tutan Kuzey Ormanları’na yaptığınız havalimanı ve üçüncü köprüyle bağlantı otoyolları sökmeye kadar gitmesi gereken bir süreçten bahsediyoruz. Yapılan tüm yanlışları düzeltmeliyiz çünkü artık yağışlar eskisi gibi değil.

Petrol, kömür ve doğalgaz tüketiminden vazgeçip, iklim krizini durdurmazsak bu felaketler her yıl yaşanacak. Her yıl betona hapsettiğiniz bir dere bize kendini hatırlatacak. Ondan sonra fırtınanın adını Mehmet mi, Recep mi yoksa Yavuz mu koyarsanız, orası size kalmış. Deprem için hazırlamaya çalıştığımız kentleri iklim felaketlerine karşı da dirençli hale getirmeliyiz. Betonu, asfaltı sökmek mi zor yoksa her yıl yüzlerce insanı toprağa gömmek mi?

∗∗∗

Gelelim Libya’daki felaketin siyaset ayağına. Kaddafi’nin 2011 yılında NATO destekli bir müdahaleyle devrilmesiyle Libya’da halkın sorunlarıyla ilgilenen bir otorite kalmadı. Varını yoğunu silaha yatıran ve ülkede egemenlik kurmak isteyen tarafların mücadelesi kaldı. Altyapı, adalet, demokrasi gibi refah toplumlarının ve halkın güvencesinin gizli kahramanları arka planda kaldı. İklim gibi uluslararası kamuoyunun gündemindeki konular da Libya’da konuşulmuyor.

Derne’de aşırı yağışlar sonucu yıkılan ve felaketi büyüten Derne ve Mansour barajlarının durumu da anlattıklarımızın bir kanıtı gibi. Derne Belediye Başkan Yardımcısı Ahmed Madroud, El Cezire televizyonuna, 1973-1977 yılları arasında Yugoslav şirketi (bugünkü adıyla Hidrotehnika-Hidroenergetika) tarafından sulama amaçlı kullanılmak üzere yapılan iki barajın en son 2002 yılında bakımdan geçtiğini söyledi. 2022 yılında su baskınlarına karşı barajların sorunlarını belirten bir akademik makalenin de olduğu da Fransız basınında yer aldı. 75 metre yüksekliğinde, 18 milyon metreküp su tutma kapasitesine sahip Derne setinin kaya ve kilden yapıldığını şirketin sitesindeki bilgilerden anlıyoruz. İklim bilimi Libya’da gündemde olabilse belki de bu felaket daha az kayıpla atlatılacaktı.

Ülkede otorite yokluğu, fırtınayla ilgili gerekli uyarıların yapılmamış olduğunu da düşündürüyor. Erken uyarı sistemleri iklim krizi çağının olmazsa olmazı. Birçok gelişen ülke gibi Libya’da da para, iklim krizine karşı ülkeyi koruyacak yatırımlara değil silaha, askeri harcamalara, çatışmalara harcanıyor. İHA’ların, tankların, insanları iklim krizinden kurtaramayacağını elbet bir gün anlayacağız. Oyunuzu, desteğinizi silah yapanlara değil, hayatınızı kurtaracaklara verin. Çok geç olmadan.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Özgür Gürbüz yazdı: Türkiye COP 31’e hazırlanıyor

Kömür, petrol ve gaz gibi fosil yakıtların kullanımı iklimi...

Özgür Gürbüz yazdı: Türkiye Küresel Serinletme Taahhüdü’nde neden yok?

İnsan kaynaklı iklim değişikliği kentleri yaşanmaz hale getiriyor. Avrupa’da...

Özgür Gürbüz yazdı: Enerjide güneşin önemi

Türkiye’nin elektrik talebinin en yüksek olduğu an 28 Temmuz 2025, saat...

Özgür Gürbüz yazdı: Teşviklerle nükleere göz kırpıyorlar

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda kabul edilen kanun teklifi,...

Özgür Gürbüz yazdı: Az kalsın fidan dikeceklerdi

Ankara’daki NATO zirvesi öncesi onlarca kişi gözaltına alındı, 103...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,897TakipçilerTakip Et
976AboneAbone Ol

Son eklenenler

Halil Paşa yazdı: Matematik değil, siyasal irade

Önümüzdeki seçim sonunda hükümet olması en muhtemel olan iki...

Özkan Yıkıcı yazdı: Mekke İttifakı ve Ortadoğu’da yeni emperyalist hesaplar

Arap ülkeleriyle yakınlaşıp ortak tavra sokuldu. Tabii önemli siyasal...

Yonca Özdemir yazdı: Dünyada Z Kuşağı Protestoları, Gençlerin Büyüyen Hoşnutsuzluğu ve Değişim Talebi

Dünyada Z Kuşağı Protestoları: Gençlerin Büyüyen Hoşnutsuzluğu ve Değişim...

Özkan Yıkıcı yazdı: Libya’dan gelen haber üzerine

Libya'da aslında Kaddafi sonrası kaosla yaşam şekli sürmektedir. İki...

Evren Balta yazdı: Avrupa’nın bekleme odası

Uzun zamandır televizyon izlemiyorum. Ama günlerdir okuduğum gazetelerin ve...

Ecehan Balta yazdı: Doğanın da hakları var

İnsanın doğaya egemenliği, modern toplumun kurucu anlatılarından biridir. Doğayı...

Hediye Levent yazdı: Süreç içinde süreç

Amerika-İran savaşında uzlaşmaya varılabilmesi için girişimler bir kez daha...

Canlı yayın