iktibasYusuf KaradaşErdoğan’ın ‘iç cephe’ füzesi: Yıldırımhan! - Yusuf Karadaş

Erdoğan’ın ‘iç cephe’ füzesi: Yıldırımhan! – Yusuf Karadaş

Orjinal yazının kaynağıevrensel.net

Erdoğan ve Saray rejiminin ekonomide ve iç politikada hedeflerine ulaşmakta zorlandığı, bölgede (Ortadoğu) ise giderek sıkıştığı bir dönemde siyasete ‘Yıldırımhan füzesi’ düştü! 

Geçtiğimiz günlerde İstanbul’da düzenlenen SAHA Uluslararası Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayi Fuarında ‘Milli Savunma Bakanlığı Araştırma ve Geliştirme Merkezi’ tarafından Türkiye’nin ilk kıtalar arası balistik füzesi olarak tanıtılan Yıldırımhan füzesi birçok yönüyle tartışılıyor. İktidar yanlısı medya organları, Türkiye’nin 6 bin km menzile ulaşabildiği söylenen Yıldırımhan füzesiyle “Küresel güç olma yolunda dev bir adım attığı” propagandasını yapıyor.

Osmanlı Padişahı Yıldırım Bayezid’in tuğrası ve M. Kemal Atatürk’ün imzasının yer aldığı bu füze ile hem Türk-İslamcılar ve hem de seküler milliyetçiler-ulusalcılar aynı “milli gurur” etrafında ‘iç cephe’de birleştirilmek isteniyor. Artık “düşmanı titreten”, herkesin gurur duyacağı bir kıtalar arası balistik füzemiz olduğuna göre “Bu ‘küresel güç’ neden birkaç milyar dolar için emperyalist tefecilerin peşinde kapı kapı dolaşmaya devam ediyor?” sorusunun da anlamı kalmıyor!

Hatırlanacaktır, Erdoğan iktidarı, Cumhuriyet’in 100. yılı kutlamalarını da “yerli ve milli” silahlar üzerinden bir güç gösterisine dönüştürmüştü. Cumhuriyet’in kuruluşundan 100 yıl sonra yüksek enflasyon, düşük ücret, ağır vergi yükü altında çalışma ve yaşam koşulları giderek kötüleşen işçi sınıfı ve emekçi halka “satabileceği” başka hikayesi yoktu çünkü. Bu nedenle 2023 mayıs seçimleri öncesinde “yerli ve milli silahlar” kent kent, Türkiye’nin ilk “uçak gemisi” olarak tanıtılan ama gerçekte ‘çok amaçlı amfibi gemi’ (kara çıkarma gemisi) olan TGC Anadolu gemisi de liman liman gezdirildi. Seçim sonuçları, bu militarist propagandanın toplumun azımsanmayacak kesimleri üzerine etkili olduğunu gösterdi.

Burada öncelikle çalışma ve yaşam koşulları böylesine kötüleşmişken bu propagandanın emekçi halk kesimleri üzerinde neden ya da nasıl etkili olduğu/olabildiği sorusunun yanıtını vermek gerekiyor.

Özellikle emperyalist güçler arasındaki paylaşım mücadelesinin giderek kızıştığı, Ukrayna’dan İran’a Türkiye’yi kuşatan coğrafyada bu mücadeleyle iç içe geçen savaşların yaşandığı bir dönemde siyasal belirsizlik ve bununla iç içe geçen gelecek kaygısı, örgütsüz emekçi halk kesimleri üzerinde militarist propagandayı; “güçlü ülke”, “güçlü lider” propagandasını etkili kılıyor. Sadece Türkiye’de değil, yaratılan “düşman ve dış tehdit” algısı üzerinden dünyanın birçok bölgesinde milliyetçilik ve militarizm propagandası giderek güç kazanıyor. Yeni bir dünya savaşı tehdidini attıran emperyalistler ve iş birlikçi burjuva gericilikler arasındaki kapışmanın yarattığı belirsizlikler, bu gidişatı durdurmanın yolu olan kendi sınıf siyaseti etrafında birleşememiş örgütsüz işçi ve emekçi kesimlerinin gelecek kaygısıyla ‘aşırı sağ-aşırı milliyetçi’ politikayı ‘kurtarıcı’ olarak görmesinde ve buna yedeklenmesinde önemli bir rol oynuyor.

CHP Lideri Özgür Özel’in SAHA fuarını ziyaret edip Yıldırımhan füzesiyle fotoğraf vermesi, burjuva muhalefetin bu politika karşısındaki açmazlarının ve bu politikaya karşı koyma sınırlarının görülmesi bakımından dikkat çekicidir. Çünkü Özel, Yıldırımhan ziyareti ile iktidarın propagandasının önüne geçmek isterken gerçekte iktidarın bu propagandasının daha geniş kesimler üzerinde etkili olmasına hizmet etmiştir. Bu silahların ulusal çıkar ve güvenliğe hizmet ettiği propagandası, öncelikle artan sömürü ve yoksulluğa rağmen sınıf çelişkisinin üstünü örtmektedir. Öte yandan militarizm ve silahlanma güvenliği sağlamak bir tarafa daha önce Libya, Suriye ve Dağlık Karabağ savaşlarında gördüğümüz gibi ülkeyi tekelci burjuva gericiliğin yayılmacı emelleri doğrultusunda yeni gerilim ve çatışmaların içine çekmeye hizmet etmektedir.

Peki, iktidar ve medyasının Yıldırımhan füzesi üzerinden yaptığı propaganda ile gerçekler ne kadar örtüşüyor?

Birinci olarak, prototip (Yani tasarımı tamamlanmamış) ve daha denenmemiş olan Yıldırımhan füzesinin alelacele görücüye çıkartılmasının Saray rejiminin politik hesaplarından bağımsız olmadığı açıktır.

Bu hesap ve propagandanın bir boyutunu son dönemde öne çıkan/çıkartılan İsrail ile bölgesel rekabet oluşturuyor. İktidar medyası, bu füze ile “İsrail’e korku saldığımızı” söylemektedir.

Ama ne hikmetse “İsrail’e korku salan” Yıldırımhan’ın sergilendiği fuarda Baykar’ın ortağı İtalyan Leonardo başta olmak üzere İsrail’in silah tedarikçisi emperyalist şirketler de boy gösteriyordu.

Kuşkusuz ülkedeki Saray rejimi ile siyonist İsrail arasında bölgesel paylaşım bakımından kimin daha çok öne çıkacağı konusunda bir rekabet bulunuyor.  Ancak ülkedeki NATO üslerinden İsrail’e istihbarat akarken NATO üyesi Türkiye ve İsrail’in savaşacağı propagandası, iç kamuoyunu rejimin gerici politikalarına yedeklemeye yönelik bir söylem olmanın ötesine gitmemektedir.

Saray rejimi, İsrail ile rekabeti ve dış tehdit algısını ‘iç cephe’yi güçlendirme propagandasının; iç siyaseti kendi çıkarları temelinde dizayn etme hedefinin dayanağı olarak da kullanmaktadır.

Yıldırımhan füzesinin, Bayezid tuğrası ve Atatürk imzasıyla geniş toplum kesimlerini aynı potada birleştirmeyi amaçlamasının ve “milli savunmanın siyaset üstü” olduğu propagandasının dayanağı yapılmasının doğal sonucu, ülkedeki iktidarın “güçlü Türkiye”yi inşa ettiği ve “Türkiye’yi bir dünya gücü” haline getirdiği olmaktadır. Böylece dünyada belirsizlik ve gerilimin attığı, gelecek kaygısının büyüdüğü dalgalı bir ortamda Saray rejimi, yeni seçim sürecinde de Türkiye’yi bir kez daha karaya sağ-salim çıkaracak güç olarak öne çıkartılıyor.

Oysa bu “güçlü Türkiye” görüntüsünün altında yabancı sermayeyi ülkeye çekmek için yüksek faiz ve düşük ücret dayatmasıyla halkını yoksulluk ve işsizliğe mahkum eden Batılı emperyalistlere bağımlı bir rejim gerçekliği yer alıyor. Bu nedenle ülkedeki rejim, İsrail’e karşı sesini yükseltirken İsrail’in attığı her adımı destekleyen ABD emperyalizmine karşı gıkını çıkaramıyor.

Kuşkusuz bir yandan Kürt sorununun savaşçı politikalarla çözülmek istenmesi ve öte yandan bölgedeki yayılmacı emellerle bağlantılı olarak Erdoğan ve Saray rejimi döneminde ülkedeki askeri-sınai kompleks büyüdü. Erdoğan’ın başkanlık rejimiyle birlikte Savunma Sanayii Başkanlığını kendisine bağlamaktan başlayarak en tipik örneğini Baykar’da gördüğümüz rejimle kader birliği halindeki tekelleri silahlanma alanına yöneltmesi, bu alanda ciddi bir büyüme ve büyük bir sermaye birikimi yarattı.

Ancak Rusya’dan satın alınıp hangarlarda tutulan S-400’ler nedeniyle ABD emperyalizminin Türkiye’ye yıllardır uyguladığı yaptırımlar ve yine çokça propaganda edilen Kaan savaş uçağının motoru için ABD emperyalizminin beklenmesi, bu büyümenin sınırlarının ve bağımlı karakterinin görülmesi bakımından çarpıcı örneklerdir.

 Hepsinden önemlisi Yıldırımhan füzesi üzerinden Türkiye’nin bir dünya gücü haline geldiği propagandası eşliğinde iktidar tarafından yeniden yazılmaya çalışılan ‘başarı’ hikayesinden işçi sınıfına ve ülkedeki halkların payına düşen bir şey yoktur. Çünkü bu politika insanca çalışma ve yaşamdan eğitim ve sağlığa en temel ihtiyaçlar için ayrılması gereken kaynakların silahlanmaya yatırılması anlamına gelmekle kalmıyor aynı zamanda işçi ve emekçiler ekonomik ve demokratik talepleri için ayağa kalktıklarında onların mücadelesini şiddetle ezmeye yönelen/yönelecek bir baskı rejimi inşa etmenin en temel dayanaklarından birini oluşturuyor.

Bu nedenle halkların güvenlik ve refahını sağlayacak şey, süper silahlar değil; ülkeyi emperyalist gerilim ve çatışmaların içine çeken NATO’dan çıkılması başta olmak üzere ülkede demokrasi ve insanca yaşamı, bölgede ise barışı temel alan bir politikanın savunulmasıdır.

Diğer yazıları

Filistin’den Kürecik’e Denizlerin mirası – Yusuf Karadaş

Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan idamlarının her...

Trump’ın Hürmüz ablukası ve bumerang etkisi – Yusuf Karadaş

ABD ve İran heyetleri arasında Pakistan’da yapılan görüşmelerden bir...

Savaşın yayılması ve bölgesel yeniden dizayn politikasına etkileri – Yusuf Karadaş

ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş bir ayını...

İran halklarının zorlu sınavı – Yusuf Karadaş

İran’da riyalin yüzde 40’ı bulan değer kaybı ve yüzde...

Gazze’de Trump planının kolluk gücü olmak – Yusuf Karadaş

İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırı, işgal ve katliamlarının ilk dönemlerinde...
4,438BeğenenlerBeğen
1,521TakipçilerTakip Et
3,960TakipçilerTakip Et
833AboneAbone Ol

Son eklenenler

Siyaseti senaryolarla düşünmek – Kemal Can

Kimin bedduası tuttu bilinmez ama “acayip zamanlarda” yaşadığımız kesin....

Tam bir “Truva Atı” operasyonu… – Hasan Kahvecioğlu

3 Mayıs; 1991 yılından beridir dünyada “Basın Özgürlüğü Günü”...

Meyhanede Devrim – Şener Elcil

Çok değer verdiğim bir arkadaşım, beni arayarak bir grup...

Çöp (atık) veya kendi pisliğinde boğulmak – Fikret Başkaya

‘Gerçeği söylemek devrimci bir eylemdir’Antonio GramsciYüzleşmek zorunda olduğumuz sosyal...

Çernobil’in 40. Yılında: Gezegen Nükleer Sevdasını Hâlâ Taşıyabilir mi? – Fatoş Negiş

İnsanlık âleminin nükleerle ilişkisi adeta ölümcül bir sevda. Çernobil...

Lübnan saldırıları ve sessiz dünya ikilemi – Özkan Yıkıcı

Herkes daha çok İran’la olan savaşa odaklandı. Şimdi de...

Küresel dengesizlikler ve Türkiye – Hayri Kozanoğlu

Küresel ekonomide yeniden büyüyen dış ticaret ve cari denge...

Suudilere, Ruslara var: Halka yok – Özgür Gürbüz

Rusya ile Akkuyu Nükleer Santralı için yapılan anlaşmanın bir benzeri Suudi...

Canlı yayın