iktibasEvren Balta2025 bizi geleceğe sürükledi - Evren Balta

2025 bizi geleceğe sürükledi – Evren Balta

2025’ten geriye biriken bir enkaz hissi kalıyor. Ama o enkazın üstünde, bizi 2026’ya iten bir kuvvet var. Bu yüzden 2026’nın sorusu “ne kaybettik” olmayacak; enkazın içinden “Neyi çekip çıkaracağız? Neyi koruyacağız? Neyi onaracağız? Neyi yeniden kuracağız?” olacak

Roma şairi Vergilius, Aeneis destanında bir devrin bittiğini şöyle ilan eder: “Son gün geldi. Kaçınılmaz saat geldi. Biz Truvalıydık. Troya artık yok.”

Evet, Troya artık yok.

Yıl biterken geriye “şu oldu” diye anlatacağımız tek bir hikâye kalmadı. Geriye, üst üste binen binlerce hikâyenin biriktirdiği bir enkaz kaldı.

2025’in özeti bir düzen değişimi. Tam da bu nedenle 2025 geride kalan bir yıl gibi durmuyor. Yeni bir dönemin ilk yılı gibi duruyor.

Bu yeni dönemin en belirgin işareti de iktidarın nasıl kurulduğunda görüldü.

Birinci dönüşüm: Kişiselleşmiş iktidarın hegemonik hale gelmesi

Zaten demokratik geri çekilme çağındaydık. 2025, bunu yavaş yavaş ilerleyen bir erozyon olmaktan çıkardı. Niteliksel bir sıçrama yarattı. Otoriterleşme artık sadece yayılmıyor. Meşru, kalıcı ve taklit edilebilir bir yönetme standardına dönüşüyor.

Sayılara bakınca zemin net. Dünyada otokrasiler demokrasileri sayıca geçmiş durumda. 91 otokrasiye karşı 88 demokrasi var. Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 72’si otokrasilerde yaşıyor.

Bu dalganın baskın biçimi de kişiselleşmiş rejimler. Devletin kurumsal aklı geri çekiliyor. Karar alma dar bir çekirdeğe kapanıyor. Bu çekirdek lider etrafında kurulan klikler üzerinden işliyor. Klikler sadakatle bağlanıyor. Çıkarla pekişiyor. Kriz anında daha da sıkılaşıyor. Denetim zayıfladıkça keyfilik yönetme tarzına dönüşüyor.

Kuşkusuz bu rejim tipi yeni değil. 2025’te değişen, merkeze taşınması. Donald Trump’ın yeniden başkanlık koltuğuna oturması birlikte ABD de artık kişisel, sadakat temelli ve klik odaklı bir yönetme tarzına sahip.

Üstelik Trump ile ABD, demokrasi desteğini söylemde, bütçede ve kurumlarda sert biçimde budadı. Küresel demokrasi desteği finansmanının yaklaşık yüzde 90’ı durduruldu. Bu geri çekilme, bütün dünyada otoriterleşmeyi daha düşük maliyetli hale getirdi.

İkinci dönüşüm: Transatlantik ittifakın dağılması

2025, transatlantik ittifakın sadece zorlandığı bir yıl değildi. İttifakın değer ve amaç zemini ikiye ayrıldı. Bu ayrışma, Batı’nın kendini tarif etme biçiminde de bir kopuş anlamına geliyor.

Kırılmanın merkezinde Avrupa’nın statüsü var. Trump rejiminin yeni güvenlik doktrini Avrupa’yı “doğal müttefik” olarak değil, Amerika’nın kaçınması gereken bir gelecek senaryosu gibi okuyor. Avrupa iç siyasetini de dış politika başlığı olmaktan çıkarıp ulusal güvenliğin konusu haline getiriyor. Washington’un Avrupa içinde hangi aktörlerle çalışacağını, hangi siyasi hatları güçlendirmeyi hedeflediğini açıkça tarif eden bir çizgi oluşuyor. Batı içindeki fay hattı artık Rusya ya da Çin etrafında değil, Brüksel’in kurumsal düzeni ile Washington’daki yeni güvenlik aklı arasında şekilleniyor.

Bu gerilim, tıpkı demokratik geri çekilmede olduğu gibi, zaten vardı. Ancak artık bu gerilim kalıcı bir yön ayrışmasına evirilmiş durumda. Avrupa ABD’den bağımsız bir hat arıyor. O hattı bulup inşa etmesi kendi güvenliği için belirleyici olacak.

Batı ittifakın geleceği ise “lider değişsin eski güzel günlere döneriz durumuna” bağlı değil. İttifakın yeniden etkili hale gelmesi için ortak bir hedef tanımı gerekiyor. Yeni bir iş bölümü gerekiyor. Bunun mümkün olması ise artık hiç kolay değil.

Üçüncü dönüşüm: Korumacılığın ve sanayi politikasının geri dönüşü

2025’te küresel ekonomi serbest ticaret dönemini Trump’ın tarife savaşları ile gürültü ile kapattı. Büyük ekonomiler üretimi ve teknolojiyi yeniden siyasetle yönetiyor. Bu geçici bir kriz refleksi değil. Kalıcı bir güç ve güvenlik stratejisi. Korumacılık artık istisna değil, kural.

Dünya Ticaret Örgütü’nün G20 raporu, 15 Ekim 2025 itibarıyla yürürlükteki G20 ithalat kısıtlayıcı önlemlerinin kapsadığı ticaret hacmini 4,015 trilyon dolar olarak veriyor. Bu, G20 ithalatının yüzde 22’si. Global Trade Alert de 2025’te G20 müdahalelerinin 2023 ve 2024 seviyelerini aştığını, müdahalenin tarifelerin ötesine taşındığını vurguluyor.

Zira tarifeler artık tek başına ana araç değil. Teşvik ve sübvansiyonlar, yerelleştirme şartları, ihracat kontrolleri ve yatırım taraması aynı paketin parçası. Bu araçlar daha dışa dönük, daha kısıtlayıcı ve daha seçici çalışıyor. Korumacılığın gerekçeleri de giderek daha açık biçimde ulusal güvenliğe bağlanıyor.

Bu yeni dalga içinde yapay zekânın özel bir yeri var. 2025’te yapay zekâ bir teknoloji tartışması olmaktan çıktı. Çip tedariki, veri merkezleri ve elektrik kapasitesi üzerinden yürüyen bir egemenlik yarışına dönüştü. Tam da bu durum sanayi politikası ile ulusal güvenlik dili birbirine daha sıkı bağlandı.

Kısacası dünya ekonomisi artık ulusal dayanıklılık üzerinden örgütleniyor. “Küresel piyasa” fikrinin yerini, güvenlik filtresinden geçen ticaret ve teknoloji blokları alıyor.

Dördüncü dönüşüm: Ateşkes diplomasisinin barış anlaşmalarının yerini alması

2025’te savaşların dili de değişti. “Savaş bitti” iddiası geri çekildi; onun yerine “savaş nasıl yönetilecek” sorusu yerleşti. Bu yüzden müzakere masalarının ağırlık merkezi de kaydı. Kimsenin kimseye güvenmediği bu dünyada pazarlığın merkezine artık güvenlik garantilerinin tasarımı, denetim ve ihlal mekanizmaları, yeniden inşa finansmanı ve toprak statüsünün nasıl idare edileceği oturuyor.

Ukrayna’da kim garanti verecek, bu garanti hangi koşullarda işleyecek, ihlal olursa hangi otomatik adım devreye girecek müzakerelerin kalbi durumunda. Filistin’de nihai statü fikri geri çekildi; aşamalı ateşkes takvimleri, rehineler, insani erişim, ihlal sayımı ve yeniden inşa başlıkları meselenin kalbi haline geldi.

Bu yeni bir siyaset biçimi. Değerlerin zaferiyle gelen barışı değil, bölüşüm mühendisliğiyle gelen ateşkesleri konuşuyoruz. Toprak statüsünün esnetilmesi, kaynakların ve altyapının denetimi, yaptırımların kaldırılması ve yeniden inşa parasının koşulları aynı pakette konuşuluyor. “Garanti” denen şey de yalnızca askeri şemsiye değil; finans, yaptırım, enerji ve teknoloji alanlarında kimin hangi taahhüdü üstleneceği ve karşılığında ne alacağı.

Beşinci dönüşüm: Yeniden silahlanmanın kalıcılaşması

2025, savunma harcamalarının yılı oldu. Devletler savunma harcamalarını “kriz geçince düşürürüz” mantığıyla değil, uzun bir dönem boyunca sürekli arttırma mantığıyla planlamaya başladılar.

Rakamlar bu eşiği net gösteriyor. SIPRI’ye göre dünya askeri harcaması Soğuk Savaş’ın bitişinden bu yana en sert yıllık sıçramayı yaptı. AB Konseyi verilerine göre üye devletlerin savunma harcaması 2025’te bir önceki yıla göre yüzde 11 arttı. NATO üyesi ülkeler savunma harcamalarını yüzde 5’e çıkarmak konusunda anlaştılar.  

Yeniden silahlanma artık daha çok tank veya daha çok mühimmat başlığı değil. Üretim hatları, stoklar, bakım kapasitesi, tedarik güvenliği ve uzun vadeli sözleşmeler demek. Savunma harcaması ile sanayi politikası artık aynı başlık altında.

Bitirirken

Walter Benjamin, Paul Klee’nin Angelus Novus’una bakarken tarihin meleğini görür. Melek geçmişe dönüktür. Biz parça parça olayları seçerken, o tek bir yıkımı görür. Önünde enkaz birikir. Melek kalmak ister. Onarmak ister. Kayıpları geri çağırmak ister. Ama bir fırtına kanatlarına dolanır ve onu istemeden geleceğe sürükler.

2025’ten geriye biriken bir enkaz hissi kalıyor. Ama o enkazın üstünde, bizi 2026’ya iten bir kuvvet var. Bu yüzden 2026’nın sorusu “ne kaybettik” olmayacak; enkazın içinden “Neyi çekip çıkaracağız? Neyi koruyacağız? Neyi onaracağız? Neyi yeniden kuracağız?” olacak.

2025 biterken üzerinizden bir kamyon geçmiş gibi hissediyor olabilirsiniz. Ama siz o kamyonun üzerinizde bıraktığı izlere bakarken, fırtına hepimizi geleceğe doğru sürüklüyor.

Diğer yazıları

Davos’ta yankılanan büyük ikame korkusu: Göç, robotlar ve Çin – Evren Balta

Göç akışları ve yaşlanan toplumlar demografiyi değiştiriyor. Otomasyon üretimi...

Trump usulü rejim değişikliği – Evren Balta

Trump Amerikası için güç, düzen kurma kapasitesinden çok düzen...

Ukrayna savaşının kazananı yok – Evren Balta

Ukrayna savaşı dördüncü yılına girerken artık nasıl ve hangi...

ABD’nin Suriye açılımını tanımlayan koku – Evren Balta

Trump’ın Şara’ya Beyaz Saray’da parfümlenmesi yalnızca tuhaf bir an...

Bir New York hikâyesi: Eşitsizlikten adalete Mamdani’nin şehri – Evren Balta

Trump’ın korkuya dayalı siyasetine, Demokrat Parti’nin teknokratik kayıtsızlığına karşı...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
3,994TakipçilerTakip Et
779AboneAbone Ol

Son eklenenler

Bize enerji demokrasisi lazım – Ecehan Balta

Enerji, masum bir “hizmet” değil. Bugünkü dünyada enerji dediğimiz...

Türk Telekom ve Kıbrıs’ta Dijital Egemenlik Tartışması – Gözde Bedeloğlu

Kuzey Kıbrıs ve Türkiye arasında imzalanan “Fiber Optik Altyapısının Geliştirilmesi ve...

Savaş dördüncü yılını tamamladı – Özkan Yıkıcı

Rusya-Ukrayna savaşı dört yılını tamamladı. Beşinci yılına girdi. Hâlâ...

Sarmak – Şener Elcil

Mağusa Kalesi Akkule Kapısı’nın, Anıt Çemberi’ne bakan dış hisar duvarları,...

Sertleşen ortam ve gerçekler daraltısı – Özkan Yıkıcı

Son bir haftadır K. Kıbrıs’ta yeni bir gerilim ortamı...

Dünya ekonomisini bekleyen büyük tehlike! – Hayri Kozanoğlu

ABD’nin 26 trilyon doları aşan net Uluslararası Yatırım Pozisyonu...

COP31’e giderken – Özge Güneş

COP31’in resmi başlangıç etkinliği geçtiğimiz hafta İstanbul’da gerçekleştirildi. Birleşmiş Milletler...

Gerçeklerden uzaklaştıkça doğruyu bulmak da zor – Özkan Yıkıcı

Kuzey Kıbrıs’ta yaşamanın bir gerçeği vardır. Siz bu gerçekle...

Canlı yayın