Crans Montana’daki kolektiflik başarısızlık sonrası ‘seçtirilen’ Ersin Tatar aracılığıyla, Türk tarafı, Kıbrıs sorununun çözümüne dair yerleşik ilkeler alaşağı etmeyi denedi. Ersin Tatar’ın BM Genel Sekreteri huzurunda, Anastasiadis ile gerçekleştirdiği ilk görüşmede ortaya koyduğu süreç dizaynına dair 6 maddelik öneri “Kıbrıs Türk tarafının egemen eşitliğinin ve eşit uluslararası statüsünün tanınması” şartının, uluslararası hukuk bağlamında bir karşılığı olmadığı açıktı.(1) Anastasiadis için Crans Montana’da Çavuşoğluyla yapılan ‘iki devletli muhabbet’ geride kalmıştı. Genel Sekreter huzurunda Akıncı – Anastasidis görüşmesi gerçekleştirilmişti.
2019 yılında Berlin’de gerçekleştirilen toplantı Gueterres çerçevesi kabul edilirken, bu defaki “sürecin farklı olması gerektiği” ifade edildi. Aynı zamanda Güvenlik Konseyi’nin 716(1991) sayılı kararının 4. Paragrafına atıf yapılmıştı. (2) Söz konusu paragraf, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs raporunda S/21183 sayılı 1990 tarihli raporuna atıf yapar. (3) Rapor, “Genel Sekreterin iyi niyet misyonuna ilişkin görev tanımını oluştururken, Güvenlik Konseyi’nin, iki toplumdan oluşan tek bir Kıbrıs Devleti’nin varlığına dayanan bir çözümü esas aldığını (…) ve (…) her bir toplum eşit statüde yer alacak ve varılan düzenlemelere ilişkin rızasını ayrı ayrı ifade etme imkânına da sahip olacağından” bahseder. (4) Başkanlık statüsünün de her toplumun ‘eşit statüde yer alması’ ve ‘ayrı ayrı ifade edilme imkanı’, ilgili parametreler ışığında, dönüşümlü başkanlığı bir çözüm metodolojisi olarak öne çıkarır. Ancak, bu vurgu, siyasi eşitliğin ve “ayrı ayrı rıza” ilkesinin altını çizer; dönüşümlü başkanlık ise bu çerçevede tartışılabilecek olası kurumsal düzeneklerden biridir, otomatik bir “teyit” olarak okunması zorunlu değildir.
Ancak, 2020 seçim süreci Berlin’de varılan mutabakatı sona erdirdi. Seçim sonrası geçen sürede, Türk tarafının 2021 itibari ile, “egemen eşitlik ve uluslararası statünün tanınması” konusundaki duruşu, BM himayesinde Kıbrıs sorununun çözülmesi önünde bir süreç dizaynının ortaya çıkmasına ciddi bir engel olduğu anlayışını pekiştirdi. Bu süreçte Nikos Hhristoudulidis’in sürece sahip çıkması, Crans Montana sonrası durumu lehine kullanmasına yardımcı oldu. 2017’de Crans Montana’da çöken “süreçten” sonra geçen 7 senede BM Genel Sekreteri Antonio Guterres Kıbrıs sorununun çözümü konusunda çeşitli mesajlar verdi. Genel Sekreterin, “yaratıcı olun” çağrısı Kıbrıslı Türk liderliği tarafından “egemen eşitlik – iki devletli çözümü merkeze alan bir dizayn olarak temsil edilirken, Kıbrıs Rum liderliği önce Gueterres Çerçevesinin kabulü ardından Crans Montana’da kalınan yere dönüş çağrısı olarak vuku buldu.(5)
Oysa Genel Sekreter’in Crans Montana sonrasında Kıbrıs meselesine dair verdiği mesajları yeniden okuduğumuzda yeni bir süreç dizaynına verdiği öneme dair fadelere rastlıyoruz:
Crans-Montana’nın (Temmuz 2017) çöküşünden sonra Genel Sekreter’in dili; “konferans kapandı ama başka girişimler geliştirilebilir” çizgisiydi. (6) Bunu takip eden dönemde de “yeni çözüm modeli” icat etmekten çok, sürecin tasarımını/işleyişini yeniden kurgulamaya açık bir çerçeve kurdu: 2018 tarihli iyi niyet misyonu raporunda, tarafların “nerede durduklarını” resmî biçimde netleştirmeleri için kıdemli bir BM yetkilisi üzerinden istişare başlatacağını; bunun da koşulların anlamlı bir sürece olgunlaşıp olgunlaşmadığını test edeceğini yazar.(7) Aynı raporda “açık uçlu” müzakere yerine zaman sınırlı, iyi yapılandırılmış ve sonuç odaklı bir hat ihtiyacının taraflarca da dillendiğini kayda geçirir.(8) 2021’de “vazgeçmiyorum” diyerek gayriresmî formatı “ortak zemin” aracı olarak kullanması (9) ve 2025’te güven-inşa paketi + yeni toplantı takvimi + (özel temsilci) atamasını “yeni bir atmosfer” diye çerçevelemesi (10) Gueterres’in yeni süreç dizaynı ısrarının devamıdır.
Genel Sekreter, BM himayesindeki bir görüşme sürecinde formülü değiştirmekten ziyade, ilerlemeyi mümkün kılacak süreci yeniden tasarlamayı hedefledi. Burada, Kıbrıslı Rum liderliğinin Crans Montana’da kalınan yere dönüş çağrısı Genel Sekreteri siyaseten destekleyen bir ifade olarak anlaşılırken; Crans Montana’ya yeniden dönüşün nasıl sağlanacağı sorusuna yeni metodolojik yaklaşımı Ekim 2025 seçiminden sonra Tufan Erhürman verdi. Erhürman bu cevabı uçağa biner aynı süreci hiçbir önlem almadan hemen tekrar etmeye giderim şeklinde vermedi. Annan Planı ve Crans Montana iki başarısız süreç diyaznının ürünüydü ve Kıbrıs sorunu bağlamında çözümden değil bir süreç dizaynından söz etti.
Kıbrıs sorunu bağlamında, Erhürman, müzakarelerin başlaması için uygun iklimin yaratılmasına yönelik, dört madde ifade etti. Dört madde, Kıbrıslı Türk toplumunun meşru kabul ettiği bir yöntemle, beklentilerin çok daha ötesinde bir karşılık buldu. Görevi aldıktan sonra siyasi eşitlik, takvim, yakınlaşmaların teyidi ve başarısızlık durumunda Kıbrıslı Türk toplumunun statüsü konusunun netleştirilmesi noktasında bir çerçeve ilan etti. Bu yaklaşım, kapsamlı çözüm için bir süreç dizaynı olarak masada duruyor.
Geçtiğimiz gün gerçekleştirilen görüşme sonrası basına konuşan Erhürman, Kıbrıslı Rum lider Christoudoulidis ile ortaya koyduğu süreç dizaynı kapsamında, “ortak egemenlik alanlarıyla ilgili konularda ancak birlikte karar verilebileceğine ve birlikte kararların da siyasi eşitlik temelinde verilebileceği” konusunun vurgulandığını ifade etmiştir. (11) Aynı zamanda bir önceki toplantıda ortaya konulan güven yaratıcı önlemlere denk düzeyde Hristodouludis tarafından yeni önerilerin ortaya konulduğunu söylemiş ancak söz konusu öneriler – Erhürman’ın söylediklerimiz anladığımız kadarıyla – yazılı bir belge olarak sunulmamıştır. Tatar – Hristodoulidis dönemine dair konular da gündeme gelmiş, ancak bu konularda nihai bir sonuca ulaşılmamıştır. Erhürman’ın sunduğu kapsamlı çözüm müzakeresine nasıl dönüleceğine dair süreç dizaynı önerisi ise karşılıksız bırakılmamış ancak müzakerelere dönüş için elverişli koşulları oluşturan nihai bir hal almamıştır.
Erhürman, muhatabı ve BMGS özel temsilcisinin huzurunda gerçekleştirdiği görüşme sonrası yaptığı açıklamalarda; BM ilkelerine uygun olarak siyasi eşitliğin karşılandığını; ancak, dönüşümlü başkanlık konusunun karşılanmadığı için henüz “siyasi eşitlik” ile ilgili öne sürdüğü ilk maddenin karşılanmadığını ifade etmiştir. Aynı zamanda kendisinin federasyonu veya herhangi bir başka yöntemi bir çözüm biçimi olarak telafuz etmediğini hatırlatmış; ancak siyasi eşitliğe dair tamamlanamayan tarafın dönüşümlü başkanlık olduğunu da ifade etmiştir. Bu bağlamda süreç dizaynı, kapsamlı çözümün anahtarı olarak sunulmuştur.
Bu durumda Erhürman’ın bu noktaya kadar gelen ifadelerinde “çözümün” iki toplumluluki siyasi eşitlik, (etkin katılım, temsiliyet, dönüşümlü başkanlık) ilkelerine uygun bir çerçeveden geçtiği noktası açıktır. BM açıklamasında, “siyasi eşitlik” vurgusundan önce “BM Güvenlik Konseyi kararlarında tanımlandığı şekliyle” (7) atfı ise söz konusu referansın ifade edildiği ilgili kararla beraber ele alınmasını gerektirir. BMGK’nin 1991 tarihli 716 numaralı karar siyasi eşitliği barındıran ilk karar olmasından ötürü de Erhürman’ın siyasi eşitlik talebine bir zeminini teşkil etmektedir ve federal iki toplumlu, iki bölgeli tanımını da barındırmaktadır.(8) Ancak dönüşümlü başkanlığın yer aldığı atıf, BM kararı değil, BM kararında yer alan bir maddenin atfettiği bir BM raporudur.
Bu bağlamda, Kıbrıslı Türk liderliğinin pozisyonu siyasi eşitliğe dair yasal, dönüşümlü başkanlığa dair siyasi talebinin karşılanması ile federatif bir çözümün teyit edilerek; yeni aşamaya ilerlenebileceğine dair bir formül olarak Kıbrıslı Rum liderliğinin karşısında durmaktadır. Birinci aşamanın (siyasi eşitlik) tamamlanmasından sonra; takvimi konuşabilmek için zaten önceki yakınlaşmaların kabul edilip edilmediği bilinmelidir o yüzden 2 ve 3’üncü madde kaçınılmaz olarak birlikte ele alınması gerektirecektir. Söz konusu maddede uzlaşılması durumunda ve 2 ve 3. Maddenin bir arada ele alınacağı – takvimlendirilmiş ve var olan yakınlaşmaların teyit edildiği durumda – Genel Sekreter’in “paket” yaklaşımını gündeme getirmesi ihtimal dışında tutulamaz. Erhürman’ın metodolojik yaklaşımına uygun biçimde gerçekleştirilecek çok taraflı bir toplantı süreç dizaynıyla, Genel Sekreterin müzakerelere dönüş dinamiği ile çok taraflı görüşmeyi bir arada ele alan aşamalı bir paket olarak ele alınmasında kolaylaştırıcı rol üstleneblir.
Bu yaklaşım çözüme hızlandırılmış bir ihtimal yaratıyor olabilir; ancak gerçekçi olursak dönüşümlü başkanlığın kabülüne dair, Kıbrıslı Rum liderliğinin yeterli siyasi irade gösterip göstermeyeceği henüz net değildir. Pek tabi, Kıbrıslı Türk tarafının anladığı biçimde siyasi eşitliğin kabulünden sonra süreç vites değiştirebilir. İlk görüşmede varılan yarı-uzlaşı bu açıdan, bundan sonrası ile ilgili çözüm stratejisine dair önemli kararların alınması gerektiği anlamına gelmektedir.
Kıbrıslı Rum tarafı açısından mevcut metodoloji tasarımı üzerine yapılacak tartışmalar öneri tüketiline kadar sürebilir yada “mütekabiliyet” gereği Kıbrıslı Rum liderliği de daha önce Genel Sekreterin ifade ettiği “alınan derslerden” hareketle, yeni bir metodolojik yaklaşım sunabilir. Kendi çözüm metodoloji önerisinin ifade edilmesi, masaya getirilmesin, AB Dönem başkanlığı, genel seçim ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri derken, yapıcı bir yaklaşımın zaman kazanma çabası olarak değerlendirilmesi de ihtimal dışı değildir. Sonuçta, Türk tarafı zaman kartını kullanmış, Berlin’de yapılan üçlü görüşmede varılan mutabakata rağmen Ersin Tatar aracılığıyla tutunduğu pozisyonula 5 yılı berhava etmeyi başarmıştır.
Ancak, Kıbrıslı Rum liderliğinin yeni bir metodolojik önerinin yapılması gibi bir olasılıkta, iki ayrı süreç metodolojisinin birleştirilerek yeni bir süreç dizaynı / yol haritası oluşturma çabaları da gündemi meşgul edebilir. Her ne olursa olsun, Kıbrıslı Rum tarafının kendi süreç dizaynı anlayışına dair henüz bir metodolojik anlayış sunmamış olması, Kıbrıslı Türk tarafının kapsamlı çözüm müzakerelerine dönük, Genel Sekreterin arzu ettiği noktalara bağlı hareket ettiğine dair bir ibare olarak not etmekte yarar vardır.
Bu noktadan hareketle, tarafların yapıcı tutumunu sürdürüyor olması önemlidir. Elbette, şu an Kıbrıs sorunun yarattığı koşullar, kendine özgü bir tecrit sistemi içerisinde yaşayan Kıbrıslı Türklerin ne gelecek kaygısına cevap vermektedir; ne de uluslarası olarak tanınmış olmasına rağmen kuruluşunu borçlu olduğu anlaşmaların yarattığı tarihsel yıkımdan muzdarip Kıbrıslı Rumların güvenlik kaygısını gidermektedir. Ne de iki toplumun gündelik hayatlarıyla ilgili sorunların çözümüne yardımcı olmaktadır. Bu açıdan, gündelik hayata dokunacak “Güven Yaratıcı Önlemler”, iki toplum için, “süreci yaratacak sürecin” temelidir. Liderlerin çözüme olan samimiyetini ölçecek gösterge de şu ana kadar sınırlı bir biçimde uygulanmış olan Güven Yaratıcı Önlemler olacaktır.
Gelinen noktada görüşmelerin Erhürman tarafından ortaya konulan tek bir metodolojik yaklaşım tartışması içinde ele alınıp alınmayacağı bilinmemektedir. Ancak, bu aşamada bir başlangıç noktasını temsil etmektedir ve aksini ispat eden bir durum yoktur. Bir noktada, Kıbrıslı Rum liderliğinin yeni bir metodolojik yaklaşım önerisi sunmasını ihtimal dışı değildir. Bu ihtimalin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini ve gerçekleşirse bir karşılığı olup olmayacağı da ancak o zamanın konusu olabilir. Bu aşamada benim anladığım kadarıyla “Masaya nasıl dönülür” sorusuna cevap aranıyor ve görünen o ki bu sorunun cevabına ne kadar zaman harcanacağını Kıbrıs Rum liderliğinin politik iradesi belirleyecektir.
Not: Bu yazı çözümün mühendisliğine ilişkin bir tartışmadır ve geçmişten bugüne yaşananları seçici bir şekilde bu şekilde ele almaktadır. Ancak, Genel Sekreterin ‘yaratıcı olun’ çağrısı ve ‘sürecin farklı olması gerektiği’ gibi ifadelerin sadece teknik bir tartışma olarak görülmesi ve bu konuya dair ek önlemlerin henüz öne sürülmemiş olması bir eksikliktir. Erhürman’ın CTP Başkanı sıfatıyla 2024’de Angela Holguin’e yazdığı mektupda; yukarıda bahsedilen parametrelerin yanında “önümüzdeki süreçteki genel yaklaşıma katılımcılık prensibine bağlı olarak önde gelen sivil toplum kuruluşlarının katılımını sağlamalıdır” çağrısını da barındırmaktadır. (12) Bu bağlamda, alışılmış sloganların tekrarının değil ama süreç dizaynındaki tıkanıklıkların aşılmasında katılımcılığın gerekli bir mekanizma olduğu açıktır. Süreç dizaynında sivil toplumun dahil edileceği katılımcı bir destek bloğu bugüne kadar anlamlı bir şekilde kullanılmamıştır. Sivil toplumu da barındıracak kapsayıcı bir yaklaşım, tarafların politik cesaret göstermekten kaçınmak için yapacağı diplomatik manevralara karşı, kullanılmamış en büyük potansiyele temsil etmektedir.
- Tatar Guterrese 6 Maddelik Öneri Sundu: https://www.diyaloggazetesi.com/kibris/tatar-guterrese-6-maddelik-oneri-sundu-h86603.html
- Report on Secretary General on his Mission on Good Offices in Cyprus, S/21183 (1990), https://www.securitycouncilreport.org/atf/cf/%7B65BFCF9B-6D27-4E9C-8CD3-CF6E4FF96FF9%7D/Cyprus%20S21183.pdf
- Guterres: “Kararlılıklarını yeniden teyit ettiler”, Yenidüzen https://www.yeniduzen.com/guterres-kararliliklarini-yeniden-teyit-ettiler-121267h.htm/
- Resolution 716 (1991), Cyprus , UN Digital Library System https://www.securitycouncilreport.org/atf/cf/%7B65BFCF9B-6D27-4E9C-8CD3-CF6E4FF96FF9%7D/Cyprus%20SRES%20716.pdf
- U.N. chief urges “be creative” as Cyprus talks open, Reuters.
- 7 Temmuz 2017’de Crans-Montana sonrası basın açıklamasında “The conference is closed… That doesn’t mean that other initiatives cannot be developed…” ifadesi. Voice of America
- BM Güvenlik Konseyi belgesi S/2018/610: “consultations… through a senior United Nations official… to formally clarify where they stand…” Security Council Report
- S/2018/610: “open-ended” yerine “time-bound, well-structured and results-oriented” müzakere vurgusu. Security Council Report
- 29 Nisan 2021 Cenevre 5+1 sonrası: “I do not give up” ve ortak zemin bulunamadığı vurgusu. UNO G Newsroom
- 18 Mart 2025 Cenevre gayriresmî toplantı sonrası: “new atmosphere” + “appointment of a Special Envoy… to prepare the next steps” çerçevesi.
- Temel Hedef Kıbrıs Sorununun Çözümü, KKTC Cumhurbaşkanlığı, https://kktcb.org/tr/temel-hedef-kibris-sorununun-cozumudur-14270
- CTP’den Cuellar’a mektup: Talebimiz, federal çözüm hedefine bağlı, takvimli ve sonuç odaklı bir süreçtir, https://cumhuriyetciturkpartisi.org/ctpden-cuellara-mektup-talebimiz-federal-temelde-sonuc-odakli-bir-cozum-takvimidir/



