Libya Genelkurmay Başkanı Muhammed Ali Ahmed El Haddad’ın ve kara kuvvetleri komutanı dahil askeri mürettebatın olduğu uçak Ankara’da düştü. Uçağın nasıl ve neden düştüğü henüz bilinmiyor. Bu nedenle bir kısmı komplo teorilerine varan epeyce senaryo da konuşuluyor. Kimileri suikast diyor kimileri sabotaj. Libya askeri heyetinin Türkiye ziyaretinin gündeminde ne olduğunu sorgulayanlar, kazanın zamanlamasının manidar olduğunu söyleyenler de var.
Biz, bu senaryolara ve tartışmalara girmeden bundan sonra ne olacağına, Libya’daki mevcut durumla birlikte kazanın Türkiye’yi nasıl etkileyeceğine dair olasılıklara bakalım.
Öncelikle uçak düştü mü düşürüldü mü bilmiyoruz, teknik arıza sebebiyle de düşmüş olabilir. Yine uçak kazasında hayatını kaybeden heyet dikkat çekici olsa da Türkiye-Libya arasında askeri ziyaretlerin çok sık yapıldığını biliyoruz. Ayrıca heyetin çok gizli ve çok önemli bir müzakere için Ankara’ya gelmiş olması ihtimali de pek yüksek görünmüyor. Çünkü mevcut Libya şartlarında genelkurmay başkanı dahil kazada ölen heyetin askeri bürokrasi işlerini yürüten kesimden oldukları, kritik kararları veren kadrolara dahil olmadıkları söylenebilir. Yani Ankara çok gizli ve önemli bir müzakere yapacaksa bunu Libya’da halihazırda güç sahibi olan isimlerle yapar. Ancak buna rağmen bu kaza, Türkiye’nin Libya’daki nüfuzunu olumsuz etkileyecek, Libya içindeki güç savaşlarını alevlendirecek bir faktör olacak gibi görünüyor.
Libya’da güç mücadelesi yürüten rakip ülkeler bu kazayı muhtemelen “Türkiye’nin başkentinde gerçekleşmiş şaibeli bir kaza” olarak anlatabilir. Türkiye’nin Libya içinde uzun süredir temasta olduğu taraflar, yani mevcut Başbakan Muhammed Dibeybe cephesinde olanlar “Türkiye bizi terk mi ediyor?” diye sorgulayabilir. Kazanın Türkiye’nin Libya içinde hâlâ savaşan ya da savaşmaya hazır olan taraflarla görüştüğü bir süreçte gerçekleşmesi de “Türkiye desteklediklerini bile koruyamıyor” söylemlerinin gölgesinin büyümesine neden olabilir.
Bu söylemlerin ortaya çıkmasında, Türkiye ile Libya’da örtülü ya da açık nüfuz savaşları yürüten Rusya, Mısır, Yunanistan, İsrail gibi ülkelerin girişimleri elbette etkili olacaktır ancak tek faktör bu değil. Nihayetinde Türkiye bir süredir İHA-SİHA satışları başta olmak üzere askeri anlaşmalar üzerinden bölgesel nüfuzunu derinleştirmeye ve genişletmeye çalışıyor. Askeri kapasite ve başarılar üzerinden söylemler ile bölgesel gelişmelere dahil olan, olmaya çalışan Türkiye’nin başkentinde askeri uçağın düşmesi zafiyet şaibelerine müsait senaryoları da beraberinde getirebilir. Kazadan önce Ankara dahil Türkiye içinde görülen dronları, Azerbaycan dönüşü düşen ve 20 askeri personelin şehit olduğu kazayı, Karadeniz’de vurulan ticaret gemilerini de hatırlamak gerekiyor. Bir taraftan birilerinin Türkiye’nin askeri savunma kapasitesini, özellikle de hava savunmasını test ettiği söylenebilir. Bu gelişmelerin kısa aralıklarla gerçekleşmesi, kıyasıya devam eden nüfuz mücadelesinde pas geçilmeyecek gibi görünüyor.
Diğer taraftan Libya’da yerel aktörlerin güç savaşları aylar süren kanlı çatışmalara sebep olmuştu. Şimdilik önceki aylara nispeten sükunet hakim olsa da, ülke içinde Başbakan Muhammed Dibeybe’nin bütün silahlı grupları ordu çatısı altında toplamak için başlattığı girişimin yarattığı gerilim sürüyor. Her ne kadar Dibeybe’nin girişimi dışarıdan Libya’da en az 3 parçaya ayrılmış kurumların birleştirilmesi gibi görünse de, ülke içinde tamamen farklı algılanıyor. Dibeybe karşıtları da, Dibeybe’nin meşru olmadığını, 11 aylığına geçici olarak oturduğu koltuktan yıllardır kalkmadığını, gücünü muhaliflerini sindirmek için kullandığını savunuyor. Aslında Libya’da devam eden bu kanlı mücadeleyi ülkenin petrol başta olmak üzere ekonomik kaynaklarını ele geçirmek ve bunun sayesinde edinilecek güç ile ülkenin tek hakimi olmaya çalışmak şeklinde yorumlayabiliriz.
Taraflar arasında aylar süren ve başkent Trablus’a kadar sıçrayan çatışmalar, Türkiye’nin taraflarla görüşmesi ile yatışmıştı. Ancak Suriye’de Esad yönetiminin düşmesinin ardından Rusya’nın Libya’daki varlığını her açıdan tahkim ettiği ve ülkenin doğusunda oldukça güçlendiği biliniyor. Türkiye ile Rusya arasında Libya sahasındaki makas, Türkiye’nin politika değiştirmesi ve uzlaştırıcı bir rol üstlenmesi ile iyice açılmıştı. Türkiye yeni politikası çerçevesinde Halife Hafter gibi birkaç yıl öncesine kadar terörist olarak nitelendirdiği taraflarla da görüşüyor olsa da, mesela Rusya-Hafter ilişkisinin derinliğini aşabilmiş değil. Türkiye’nin Libya sahasında çekiştiği ülkeler arasında Mısır dahil birçok ülke var ancak son dönemde Yunanistan-Güney Kıbrıs Rum Kesimi ve İsrail ittifakının oldukça sert çıkışlar yaparak görünür olması çarpıcı. Hatta önceki gün Kudüs’te bir araya gelen bu ittifaktan yapılan açıklamada, Türkiye, bölgedeki ortak düşman olarak nitelendirildi. Bu arada Türkiye’nin daha önce imzalamış olduğu ve meşruiyetinin sorgulandığı deniz yetki anlaşmasına dair tartışmaların da yeniden alevlendiğini hatırlatmak gerek. Libya’da görünür olan aktörlerin artması ile birlikte ülkedeki yerel aktörler açısından seçenekler de arttı. Şimdilerde Libya içinde ‘Türkiye ile yapılan anlaşma revize edilmeli’ gibi çıkışları duymak da mümkün, ‘Zamanında meşru olmayan Trablus hükümeti ile yapıldı ama Temsilciler Meclisinde oylanmadı’ diyeni de…
Velhasıl askeri uçağın neden ve nasıl düştüğünün artık pek de önemi yok. Kaza yeni genelkurmay başkanının belirlenmesi için Libya içindeki tarafların yeni bir çekişmeye girişmesinden Türkiye’nin Libya’daki nüfuzunun sorgulanmasına kadar yeni gerilimleri tetikleyecek gibi görünüyor!



