14 Aralık 2025, Pazar
17.8 C
Lefkoşa
yaklaşımlarÇağla ElektrikçiFilistin ve hiyerarşilerin keskin yüzü - Çağla Elektrikçi

Filistin ve hiyerarşilerin keskin yüzü – Çağla Elektrikçi

23 Kasım 2025 Pazar günü, Lefkoşa’nın kalbi olan Eleftheria Meydanı’nda sesler yükseldi. Kıbrıs genelinde düzenlenen “Eylem Günü” kapsamında bir araya gelen aktivistler, savaşın ve soykırımın karşısında sessiz kalmayı reddettiler. **UFp’nin organize ettiği bu eylem**, Filistin halkına yönelik devam eden soykırımı kadınlara yönelik şiddetle ilişkilendirerek, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması Uluslararası Günü’ne bağladı. Meydan, adını taşıdığı özgürlüğün sembolü olarak, hiyerarşilere karşı kolektif bir direnişin sahnesine dönüştü. 

Feminist hareket, kadınların sosyal, siyasal ve ekonomik dışlanmasına karşı küresel bir mücadeledir. Dalga dalga ilerleyen bu hareket, farklı dönemlerde farklı taleplerle büyümüştür. 

– Birinci dalga, kadınlara oy hakkı ve yasal eşitlik kazandırdı. 

– İkinci dalga, iş yaşamında eşitlik, üreme özgürlüğü ve toplumsal rollerin sorgulanmasını gündeme taşıdı. 

– Üçüncü dalga, kimliklerin ve kesişimselliğin kabulünü sağladı. 

– Dördüncü dalga ise dijital çağda küresel dayanışmayı büyüttü. 

Bu yolculuk, kadınlara eğitim, çalışma ve siyasal katılım hakkı sundu. Ancak ücret eşitsizliği, ücretsiz emek ve şiddet hâlâ kadınların hayatını kuşatıyor. Feminist hareketin şiiri, kazanımların yanında eksiklikleri de dile getiriyor. 

Emekçi Kadınlar İçin Feminizm 

Emekçi kadınlar için feminizm yalnızca bir ideoloji değil, yaşamın ta kendisidir. Aileden kopmak, patriyarkal zincirleri kırmak demektir. Ancak bu bağımsızlık, devletin sosyal güvenlikten yoksun bırakmasıyla yoksulluk ve yalnızlık riskini beraberinde getirir. Orta sınıf kadınların kaynaklara erişimi daha kolayken, emekçi kadınlar daha kırılgan kalır. Bu nedenle feminizm, ayrıcalığın ötesine geçerek kolektif dayanışmayı büyütmek zorundadır. Feminist hareketin en derin sesi, “hayatta kalmak” ile “özgürleşmek” arasındaki ince çizgide yankılanır. 

Filistin: Hiyerarşilerin En Keskin Yüzü 

Filistin, sömürgecilik ve mülksüzleştirme ile örülmüş bir coğrafyadır. Yerleşimci sömürgecilik ve askeri kontrol, günlük yaşamı kontrol noktaları, bombardımanlar ve hareket kısıtlamalarıyla kuşatır. Kadınlar burada çifte baskı altındadır: hem patriyarkal hem kolonyal şiddet. Filistin’deki mücadele, yalnızca ulusal bir direniş değil, aynı zamanda kadınların özgürlük mücadelesidir. Feminist dayanışma, bu gerçeği görünür kılar: özgürlük, yalnızca bir halkın değil, kadınların da hakkıdır. 

23 Kasım’daki eylemde aktivistler, hastanelerin ve okulların yıkımını, binlerce çocuğun ölümünü ve kadınların eşitsiz yaşam koşullarını dile getirdi.

Meydan, küresel hiyerarşilerin normalleştirdiği acıya karşı sembolik bir reddediş alanına dönüştü. **UFp’nin bu eylemi**, feminist hareketin kadınlara yönelik şiddetle mücadelesini Filistin halkının özgürlük mücadelesiyle birleştirdi. 

Eylem, Kıbrıs’ın kendi bölünmüş tarihini hatırlatarak, birleşmenin ve dayanışmanın önemini ortaya koydu. Kadın barış hareketinin Kıbrıs’taki köklü geçmişi, bu dayanışmayı daha da anlamlı kıldı. Eleftheria Meydanı, özgürlüğün verilmediğini, talep edildiğini hatırlatan bir metafora dönüştü. 

Lefkoşa’daki gösteri, kolektif hareketlerin kamusal alanı müdahaleye karşı nasıl geri kazandığını gösterir. Eleftheria (özgürlük) Meydanı bir metafora dönüşür: özgürlük verilmez, talep edilir. İster ataerkil ister sömürgeci olsun, şiddetin normalleştirilemeyeceğini ve topluluklar arası dayanışmanın hiyerarşik parçalanmaya panzehir olduğunu savunur. 

Hiyerarşiler şiddet yoluyla işler:

– Ataerkil şiddet kadınları, özellikle işçi sınıfı kadınları ve her bireyi susturur. 

–  Özerklikleri yok eder. 

– Devlet şiddeti askeri güçlerle uyum sağlayarak suç ortaklığını derinleştirir. 

Hiyerarşiler şiddet yoluyla işler. Patriyarkal şiddet kadınların sesini bastırır; devlet şiddeti askeri güçle işbirliği yapar; kolonyal şiddet ise toprak ve kimliği gasp eder. Ancak şiddet aynı zamanda direnişi doğurur. Feminizm, kadınların susmayı reddetmesinden doğar. Filistin direnişi, yok edilmeyi reddetmekten doğar. Dayanışma, suç ortaklığını reddetmekten doğar. Bu üç reddediş, özgürlüğün şiirini yazan kolektif bir hareketin temelidir. 

Kıbrıs’ın bölünmüş tarihi, dayanışma için verimli bir zemin sunar. Feminist hareket patriyarkal hiyerarşilere karşıdır; Filistin mücadelesi kolonyal hiyerarşilere karşıdır. Birleşik bir Kıbrıs, bu iki mücadelenin ortak sesini yükseltir. Eleftheria Meydanı, özgürlüğün verilmediğini, talep edildiğini hatırlatır. Kolektif hareketler, kamusal alanı yeniden sahiplenerek müdahaleye karşı özgürlüğü geri kazanır. 

23 Kasım’daki eylem, feminist hareketin ve Filistin mücadelesinin kesiştiği noktada, sessizliğin suç ortaklığı olduğunu hatırlattı. Kadınların ve halkların özgürlük mücadelesi, hiyerarşilerin şiddetine karşı dayanışmanın şiirsel bir yankısıdır. Bugün, toplumsal cinsiyete dayalı şiddete karşı, Filistin’deki yıkıma karşı, Kıbrıs’ın bölünmüşlüğüne karşı sesimizi yükseltmek, yalnızca bir görev değil, bir özgürlük çağrısıdır. UFp’nin eylemi, bu çağrının somut bir örneği olarak tarihe geçti.

Sevinçle ya da dayanışmayla ayağa kalktığında alınan yuhlamalar, hiyerarşilerin özgür iradeye nasıl müdahale ettiğini hatırlatır. Feminist hareket, özgürleşmenin eşitsiz olduğunu; bazılarının ayrıcalıklı, bazılarının kırılgan kalabileceğini ve sistemde varolamayacağını gösterir. Filistin, hiyerarşilerin soykırıma dönüşebileceğini öğretir. Eleftheria Meydanı’ndaki gösteri, kolektif hareketlerin müdahaleye direnebileceğini ve özgürlüğü geri kazanabileceğini öğretir. 

Birleşik Kıbrıs’a ihtiyacımız var çünkü hiyerarşiler bölünmeyle beslenirken, dayanışma ise bağla büyür. Feminizm, gösteriyor ki baskıcı sistemleri dönüştürmek bir terk ediş değil; kolektif yenilenmenin başlangıcıdır. 

Bugün cinsiyete dayalı şiddeti, kaybedeceklerimizi önlemek için, 27 Kasım’da Vicdani Red, Cuma itibariyle de Neda ile aytıșmak için, burada olamayanlar ve olacaklar için ses edinmeli ve kaybolmayacak olan somut haklar için birlik olmalıyız

Diğer yazıları

Küreselleşme çağında sınıf dayanışması – Çağla Elektrikçi

Sınıf dayanışması yalnızca bir kavram değil; insanlığın bağ dokusudur....

Militarizm ve çevresel yıkım: toprağın da vicdanı var – Çağla Elektrikçi

Militarizm, yalnızca insan yaşamını değil, ekosistemleri de hedef alır: -...

Zenginliği yeniden tanımlamak: sömürüden kurtulmak – Çağla Elektrikçi

Milyarderler servetlerine servet katarken milyonlarca insan hayatta kalmak için...

Görülmenin sessiz zenginliği: değerimizi statüden bağımsız tanımak – Çağla Elektrikçi

Dünyanın değeri çoğu zaman parayla, unvanla ve dış görünüşle...

Kıbrıs’ta kış dayanışması: iki toplumlu girişimler kırılgan gruplar için sahada – Çağla Elektrikçi

Lefkoşa, Kasım 2025 — Kıbrıs’ta kış yaklaşırken, iki toplumlu...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
4,000TakipçilerTakip Et
748AboneAbone Ol

Son eklenenler

Konuyu anlamaya çalışırken – Özkan Yıkıcı

Genelde basit gerçeklerle hareket edecek olursak: Önce, eğer bir...

Pembe Dalga’nın sönüşü: Latin Amerika’da aşırı-sağın yükselişi – Kavel Alpaslan

Aşırı-sağın yerini sağlamlaştırdığı bir zamanda Latin Amerika’daki solun içerisinden...

Trump Avrupa’da ‘rejim değişikliği’ istiyor – Yücel Özdemir

“Rejim Değişikliği”, bugüne kadar daha çok ABD ve Avrupa...

ABD’nin Ulusal Güvenlik Stratejisi ve Barrack’ın uysal monarşisi – Nuray Sancar

ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barrack,...

Nükleer atıklar gündelik yaşamın neresine düşer? – Pınar Demircan

Bir kentin gündelik yaşamı sessiz bir süreklilik üzerine kuruludur....

Bir hükümete daha güle güle: Bulgaristan – Özkan Yıkıcı

Bu yıl belkide muhalefet bakımından konuşulacak konu da hükümetlerin...

Lübnan bir kez daha savaşın eşiğinde! – Hediye Levent

Lübnan semalarında bir kere daha kara bulutlar toplanmaya başladı....

Fabrikada-tarlada: Sovyet kütüphane kültürü – Kavel Alpaslan

Tarihler 1980’leri gösterdiğinde dünyadaki üç kütüphaneden biri tek bir...

Canlı yayın