14 Aralık 2025, Pazar
17.8 C
Lefkoşa
iktibasKıvanç EliaçıkBarcelona acı vatan - Kıvanç Eliaçık

Barcelona acı vatan – Kıvanç Eliaçık

Orjinal yazının kaynağıilketv.com.tr

Barcelona Stadyumu’nun önünde toplanan kalabalık “İşte bir sabah… Uyandığımda” diye şarkı söylüyor. Tezahüratlar değil, sloganlar duyuluyor. Şampiyonluk isteyen taraftarlar değil; bu bir sendika protestosu.

Katalonya sendikaları ve Türkiye’den giden inşaat işçileri kaçak çalıştırıldıklarını söylüyor. Haklarını aramaya başlayınca da işten atılmışlar.

İnşaatın ihalesini tanıdık bir isim almış: Limak. İşçiler, komisyoncu firma aracılığıyla getirilmiş. Onun da patronu Türk ama şirketin ticari sicili Litvanya’da. 

İşçiler, Romanya ve Macaristan üzerinden gelmiş. İspanya’da çalışma izinleri ve oturum belgeleri yok. Vizeleri çoktan bitmiş. Şirketin ayarladığı kalabalık evlerde veya pansiyonlarda kalıyorlar. Haftalık çalışma süresi 60 saate varıyor. Aldıkları ücret İspanya’daki rayiçlerin çok altında. 

İşçiler, memlekete hasta ziyaretlerine veya cenazelere gidemiyor. Çünkü vize ihlali nedeniyle geri dönemeyeceklerini biliyorlar. Sınır dışı edilme endişesiyle yaşıyorlar, maaşları yatmazsa kime şikâyet edeceklerini bilmiyorlar.

Barınma imkanları ve yasal izinler patrona bağlı. Bu bağımlılık ilişkisi daha çok Orta Doğu ülkelerinde karşımıza çıkıyor. Körfez ülkeleri buna “kafala” (kefalet) sistemi diyor. 

Kafalayı kafala yapan şey, Arabistan’ın çölü ve sıcağı değil. Aynı para kazanma hırsı, aynı bağımlılık ilişkisi Avrupa’nın en görünür inşaat projesinde bile karşımıza çıkıyor.

Bu sömürü koşullarına karşı işçiler, DİSK’in aracılığıyla İspanya’daki kardeş sendika CCOO’ya üye oluyorlar. 

Més que un club

Camp Nou sıradan bir inşaat değil. 1957’de Franco döneminde açılan stat, yıllarca Katalan dili ve kimliği için bir sığınak oldu. 1970’lerde demokrasiye geçilirken “Més que un club” (Bir kulüpten fazlası) sloganı yerleşti; tribünler sadece maç izlenen bir yer olmaktan çıkıp siyasi ve kültürel bir mekân hâline geldi. Kombine biletler aile mirası sayıldı.

Stadyumu da kapsayan daha geniş tesisin adı Espai Barça ve projenin toplam bütçesi yaklaşık 1,5 milyar avro. Kulüp, bu projeyi finanse etmek için VIP koltukları ve bazı tesisleri Arap yatırımcılara ve küresel sermayeye sattı.

Limak’ın ihaleyi nasıl kazandığını tahmin edebilirsiniz: “En kısa süre, en düşük maliyet”. Taraftarlar arasında itiraz edenler olmuştu ama “üretim zorlaması” ve kar hırsı galip geldi.

Modern futbol kulüpleri, kimliklerini ve taraftar kültürlerini koruduklarını iddia ederken fiilen büyük şirketlere dönüşüyor. Yayın gelirleri ve sponsor baskıları, takım ruhunu yedek kulübesine itiyor. Barcelona da stad inşaatında çalışan işçilere  sigorta bile yapmıyor.

Camp Nou artık sadece bir futbol mabedi değil, aynı zamanda küresel bir meta. Ve bu metanın arkasında güvencesiz göçmen işçilerin emeği var. İşçinin alın terinden alamadığı pay, kulübün borç ödemelerine, yatırımcıların kâr beklentilerine ve kredi veren finans kurumlarının hesaplarına akıyor.

Barça’nın sahadaki oyunu “tiki-taka”; ince işçilik ve ara paslara dayanan bir futbol. Ama şantiyedeki taktik bambaşka: taşeron zinciriyle sorumluluğu dağıtmak, vize ve oturum üzerinden bağımlılık yaratmak, barınma ve beslenme şartlarıyla işçi üzerinde tahakküm kurmak.

Kulüp ve yüklenici firma “Bizim sorumluluğumuz yok, taşeronun hatası” diyebilir. Ama İspanyol kanunları böyle demiyor.

Futbol dünyasında fair play ve takım ruhu gibi kavramlar kullanılıyor ama sporun ekonomi-politiğinde “optimizasyon”, “esnek istihdam”, “taşeronlaştırma” gibi kelimeler tercih ediliyor. Risk ve belirsizlik aşağıya, yani işçiye doğru itilirken, kâr ve kontrol yukarıda toplanıyor.

Barcelona stadı önünde eylem yapan sendikaların talepleri net ve makul: işten çıkarılanların işe iadesi, ödenmeyen ücretlerin ödenmesi, işçilerin sosyal güvenlik sistemine kayıt edilmesi… Bunlar radikal talepler değil, mevcut iş kanunlarının açık maddeleri.

Uzatmalar

Son on yılda Avrupa’nın gökdelenleri, alışveriş merkezleri, statları ve köprüleri büyük ölçüde göçmen işçilerin emeğiyle yükseldi. Sınırlar, Avrupa vatandaşı ile göçmen işçi arasında görünmez bir ücret duvarı ördü. Irkçılık, bürokrasi ve ayrımcılık bu eşitsiz iş bölümünü normalleştirdi.

Maçların kaderi çoğu zaman uzatmalarda belli olur. Barcelona şantiyesinde de uzatmalar oynanıyor. İzleyip göreceğiz: Avrupa sporu, kafala benzeri çalışma koşullarına göz mü yumacak?  Yoksa Türkiye’den ve İspanya’dan sendikaların ortak mücadelesi sonuç alacak mı?

Bakalım, son golü kim atacak?

Diğer yazıları

Savulun! Sizin parti geliyor! – Kıvanç Eliaçık

İngiltere’de yeni bir parti kuruldu: “Your Party”, yani “Sizin...

Karayipler’de fırtına, Venezuela’da savaş – Kıvanç Eliaçık

Jamaika’daki fırtına haberlerine kısaca göz attık. Belki, Bob Marley’in...

Döner kebap grevi – Kıvanç Eliaçık

Berlin sokaklarında herhangi birine sorsanız, dönerin geleneksel bir Alman yemeği...

Sular yükseliyor, sanık ayağa kalk! – Kıvanç Eliaçık

Birleşmiş Milletler’in en yüksek yargı organı olan Uluslararası Adalet Divanı (ICJ),...

İsrail için cezasızlık devri sona eriyor – Kıvanç Eliaçık

Kolombiya’nın başkenti Bogotá, Filistin mücadelesi ve dünya diplomasisi açısından tarihi...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
4,000TakipçilerTakip Et
748AboneAbone Ol

Son eklenenler

Konuyu anlamaya çalışırken – Özkan Yıkıcı

Genelde basit gerçeklerle hareket edecek olursak: Önce, eğer bir...

Pembe Dalga’nın sönüşü: Latin Amerika’da aşırı-sağın yükselişi – Kavel Alpaslan

Aşırı-sağın yerini sağlamlaştırdığı bir zamanda Latin Amerika’daki solun içerisinden...

Trump Avrupa’da ‘rejim değişikliği’ istiyor – Yücel Özdemir

“Rejim Değişikliği”, bugüne kadar daha çok ABD ve Avrupa...

ABD’nin Ulusal Güvenlik Stratejisi ve Barrack’ın uysal monarşisi – Nuray Sancar

ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barrack,...

Nükleer atıklar gündelik yaşamın neresine düşer? – Pınar Demircan

Bir kentin gündelik yaşamı sessiz bir süreklilik üzerine kuruludur....

Bir hükümete daha güle güle: Bulgaristan – Özkan Yıkıcı

Bu yıl belkide muhalefet bakımından konuşulacak konu da hükümetlerin...

Lübnan bir kez daha savaşın eşiğinde! – Hediye Levent

Lübnan semalarında bir kere daha kara bulutlar toplanmaya başladı....

Fabrikada-tarlada: Sovyet kütüphane kültürü – Kavel Alpaslan

Tarihler 1980’leri gösterdiğinde dünyadaki üç kütüphaneden biri tek bir...

Canlı yayın