Çok meraklı bir çocuktum. Anlamak bana muazzam bir haz verirdi. Hayal kurmak, kurduklarımı hayata uyarlamak, uygulamak daha da büyük bir haz! Bu konuda çocukluk arkadaşlarımın katkısı ve etkisi çok büyüktür! Uydurduğum oyunları zevkle oynardık. Tatillerde nenemlere gidip uzun süre kaldığımız zaman şikayet duyardım onlardan. Belki de büyümekle kaybettiğim en değerli lütuf bu insancıklardır.
Ve güçlü olmanın haklı olmak anlamına gelmediğini kimselerden öğrenmeden bildim. Belki de bu doğru değil. Belki de anamdan babamdan özümsedim bu gerçeği.
Anlamak, anladığını hayata uyarlamaya
çalışmak, ve otoriteye kendine hak gördüğü ama esasında hak etmediği biatı göstermemek hem insanca yaşamanın gereği hem de bela mıknatısı olmanın baş sebebidir.
Gene harlanan felaketi düşündükçe, yıllar öncesinin çıkarımına dönüyorum. Sosyalizm güçsüzlerin organize olup, gerek sosyal gerek bilinçsel güçlenip, güç düzenini ortadan kaldırması demektir. Bu olmadığı sürece yaşadığımız felaketler ve korkunç kitle suçları bitmeyecek.
Bu açıdan, sosyalizmin itibarını yerle yeksan eden, ve şeytanın bile beceremeyeceği şekilde geçmişine geleceğine darbe vuran Stalin ve Stalinizm’in günahı kolay kolay abartılamaz! Stalinizm’in ortaya çıkma süreci de klinik, eleştirel yaklaşımla etüd
edilmelidir, Lenin ve demokratik merkeziyetçilik dahil kimsenin gözünün yaşına bakmadan ama hakkını vererek.
Coğrafyamızın birleşik ve bayındır federal cumhuriyet olabilecekken paramparça edilip, batı emperyalizmine yem edilmesine fırsat veren malum ” kahramanlar” da var, haklarını yemeyelim. Bir tarafta Stalin duruyorsa, diğer tarafta da Talat duruyor, çırağı Kemal duruyor.
Velhasıl “tanrıları” başınızdan kovmaya çalışmamın temel sebebi Orta Doğu çocuğunun gözlerinin gülmesini istememdir. Üstüne yürümediğimiz her asılsız “temel inanç” çocuklarımızın gözünde yaş olur.
Belki de başım hiç beladan kurtulmayacak. Ama bilmemek, bakmamak, görmemek,
pasif kalmak, rahatı bozmamak, biat etmek de ecele fayda etmiyor.



