22 Ocak 2026, Perşembe
9.8 C
Lefkoşa
iktibasHaluk YurtseverAmaçla yolu birleştirmek! - Haluk Yurtsever

Amaçla yolu birleştirmek! – Haluk Yurtsever

Orjinal yazının kaynağısendika.org

Mücadele talep ve hedeflerinin, bir yandan, uğurlarına mücadele edilirse emekçi çoğunluğun ivedi yaşam geçim sorunlarına geçici iyileştirmeler getirecek, ama aynı zamanda mücadeleyi toplumsal kurtuluşa doğru ilerletecek karakterde olması gerekiyor. İktidarlaşma sürecinin en yaşamsal önceliği toplumsal proletaryanın bu karakterdeki talepler için mücadeleye kazanılmasıdır

Eduard Bernstein, 1899’da Evrimci Sosyalizm kitabında “nihai amaç hiçbir şey, güncel hareket her şeydir” diye yazmış, güncel hedefler için mücadele ile evrimci/reformcu yoldan sosyalizme varılacağını iddia etmişti. Kapitalizmin teknolojik ve demokratik kapasitesini, işçi sınıfının ekonomik mücadelesini abartarak devrim ve sosyalizm yolunu kapatmıştı. 126 yıllık deneyim bu yolun çıkmaz sokak olduğunu gösterdi. Bernstein’in öngörüsünü doğrular gibi görünen ABD’de Yeni Düzen (New Deal), Avrupa’da refah devleti dönemleri kapitalizmin tarihindeki arızî (gelip geçici, olumsal, sonradan olan ve dıştan gelen) yönelimler olmanın ötesine geçemediler. Günümüzde ABD ve Avrupa’da emekçi sınıfların, sosyal demokrasinin, liberal demokrasinin “hali pür melali” ortadadır.

Öte yandan, nihai amaç-güncel mücadele ilişkisi dünyayı değiştirmek isteyenlerin, bizlerin de sorunu olmaya devam ediyor. Nihai amaçla o amaca ulaşmak için kat edilmesi gereken yol ve yürüyüş arasındaki bağın her somut durumda yeniden kurulması, düşüncelerin maddi güce ulaşması için doğruluk ve haklılığın mücadele pratiğinde, örneğin gücüyle gösterilmesi gerekiyor.

Tarih, zaman, sınıf ve sınır bilinciyle mücadele

Tarih bilinci, geçmişin bugünden bir bakışla (retrospektif) irdelenmesiyle birlikte, şimdinin içindeki geleceğin kavranmasına (perspektif), ikisinden yeni ve devrimci bir şimdiki zaman yaratılmasına olanak verdiği için vazgeçilmez önemdedir.

Zaman kavramı ve bilinci, felsefenin ve pratik mücadelenin temel konularından biri olagelmiştir. Egemen sınıflar, yalnız üretim araçlarına değil, ölümlü insanın en değerli varlığı olan zamanına el koyarak hükmediyorlar. Kapitalizmde artık değerin kaynağı emekçinin sermayenin el koyduğu artık zamanıdır. Kapitalist sınıfın zamana hükmetmesi günümüzde doğrudan mad­di üretimden toplumsal yeniden üretime, gündelik ilişkilere, ide­olojilere, kültüre, özetle yaşamın tüm alanlarına doğru genişle­miştir. Günümüzde hız, üretimin, tüketimin, yaşamın kırbacı haline gelmiştir. Zorunlu emek zamanının kısaltılması, serbest zamanın kapitalist kültür boyunduruğundan kurtarılması stratejik mücadele hedeflerinden biri olmaya devam ediyor.

Kapitalizmin sınırı ve sınır bilinci üzerine çok yazdım. Daha da derinleşmek gerekiyor. Burada, sınır bilincinin, sınıf mücadelesiyle, siyasetle ilgili iki kalkış önermesini olumsuzundan, güncel kapitalizmin olmazları üzerinden kısaca formüle etmekle yetineceğim. Birincisi, üretici güçlerin verili gelişme düzeyi metaya, kâra endeksli mübadele değerleri uygarlığının sınırlarını belirgenleştiriyor. İkincisi, dünyanın bugünkü efendileri Fransız Devrimi’yle göndere çekilen eşitlik, özgürlük, kardeşlik şiarlarını belleklerden, tarihten silme noktasına geldiler. Rastlantılarla değil, kapitalist dünya sisteminin zorunlulukları ile açıklanabilecek bir durumla yüz yüzeyiz. Sınırda ve bunalımdaki kapitalizm altında burjuva demokrasisinin, refah devletinin, Keynesçi reform programlarının diriltilmesi; barış; “yeşil” ya da “mor” dönüşüm ; ülkeler, sınıflar arasında daha adil bir bölüşüm; “sürdürülebilir kalkınma” vb. olmayacak dualardır. Bunlara “amin” diyerek devrimci ve gerçekçi bir siyaset güdülmesi olanaksızdır. Öte yandan, temel hak ve özgürlükler, hukuk güvenliği gibi değer ve amaçları kapitalist sınıf taşıyamıyor diye çöpe atacak değiliz. Devrimci bir yorumla sahipleniriz.

Sınıf, son derece somut sosyolojik bir gerçeklik, ama aynı zamanda varlığı her zaman her yerde çıplak gözle görülemeyen bir soyutlamadır. Sınıflar hareketleriyle var olurlar. Hareket ise ona etki eden koşut ve karşıt eğilimlerin bileşkesi olarak ortaya çıkar. Üretici güçlerin, üretim ilişkilerinin somuttaki durumu; sermaye birikim rejimi; baskın üretim ve tüketim kültürü; devlet biçiminde örgütlenmiş sermaye ile toplumsal proletaryanın siyasal-sendikal örgütlülük ve bilinç düzeyleri vb. bu bileşkenin öğelerini oluştururlar. “Zamanın ruhu” diyebiliriz.

Toplumsal proletarya, emeğin katmanlaşarak, çeşitlenerek büyüdüğü, genişlediği bir nesnelliği ifade ettiği için işlevli bir kavramlaştırmadır. Bilişim çağında emek-sermaye antagonizması sanayi kapitalizmi döneminden farklı olarak kristal keskinlik ve berraklığında bir kutuplaşma olarak cisimleşmiyor. Toplumsal proletarya çok katmanlı, çok sektörlü, karmaşık ve akışkan bir taraf biçiminde var oluyor. Nesnel sınıf konum ve aidiyetleri ile toplumsal/siyasal dinamikler kendiliğinden örtüşmüyor. Toplumsal cinsiyet ve doğa-insan ilişkileri, uygarlığımızın “kimlik sorunu” diye geçiştirilemeyecek, sınıf mücadelesinin kendiliğinden, “geçerken” çözemeyeceği iki temel ve kadim sorunudur. Yolları kesiştirmek, nesnelliğin sunduğu olanakların hakkını vermek için amaçlı/bilinçli çaba gerekiyor. İki nesnel olanağı öne çıkarabiliriz. Birincisi, günümüzde, her türlü muhalefet, başkaldırı hareketi, her türlü hak ve özgürlük talebi sınırda kapitalizmin siyasal gericilik ve şiddet duvarına çarpıyorMücadelenin nesnel mantığı anti kapitalist! Emeğin, kadın hareketinin, ekoloji mücadelelerinin kısmî başarı ve kazanımları bile bu mantığa uygun, düzenin kendisini hedefleyen mücadeleleri gerektiriyor. İkincisi, feminist ve ekoloji hareketlerinin düşünsel ve pratik sürükleyici gücünü mülksüzler, kol ve zihin emekçileri, yani toplumsal proletarya oluşturuyor. Yolları birleştirmek ya da kesiştirmek, sınıf indirgemeci ve sınıfı temsil iddiasıyla hiyerarşici yaklaşımları eleştirmek kadar, bu nesnel sınıfsal zeminin kavranmasını da zorunlu kılıyor.

Zorunluluk ve mücadele hedefleri

Özgürlük, zorunluluğun bilincinde olmaktır” Marksist önermesi, mücadele-özneleşme-özgürleşme diyalektiğinin özlü ve felsefi anlatımıdır.

Zorunluluk, özgürlüğün nesnel/dışsal engeli ya da sınırıdır. “İnsanlar tarihlerini kendileri yapar; ama onu özgür iradeleriyle, kendi seçtikleri koşullar altında değil, dolaysız olarak önlerinde buldukları, verili, geçmişten devrolan koşullar altında yaparlar.” [1]

Nihai hedefin, zorunluluğun kavranışı temelinde belirlenmesi devrimci mücadelenin gerekli ama yeterli olmayan koşuludur. Toplumsal nihai amaç, fizik yasalarından farklı olarak kanıtlanması gereken bir hipotezdir. Zorunluğunun nasıl aşılacağının bugünkü ideolojik ve pratik mücadelelerin içinden var edilmesi, gösterilmesi gerekir.

Model ya da reçete aramak yerine, zorunluluk-özgürlük ilişkisi ve devrimci mücadele hedefleri mantığı üzerine düşünmenin, tartışmanın ve eylemenin geliştirici olacağını düşünüyorum.

Kapitalizmin en büyük başarılarından biri, doğal ve ebedi bir düzen ol­duğu düşüncesini sömürülen, ezilen büyük kitle içinde de egemen kılmasıdır. Bu sistemden kurtulmak, her şeyden önce zihinlerdeki bu sultayı kırmaktan, bu mantığın dışında düşünüp davranmak­tan geçiyor.

Bu çerçevede, mücadele talep ve hedeflerinin, bir yandan, uğurlarına mücadele edilirse emekçi çoğunluğun ivedi yaşam geçim sorunlarına geçici iyileştirmeler getirecek, ama aynı zamanda mücadeleyi toplumsal kurtuluşa doğru ilerletecek karakterde olması gerekiyor.

İktidarlaşma sürecinin en yaşamsal önceliği toplumsal proletaryanın bu karakterdeki talepler için mücadeleye kazanılmasıdır.

Somut mücadele hedefleri

Buraya kadar öne sürdüğüm bir ölçüde felsefi ve soyut önermelerin zihinlerde canlanması için, önem sırasına göre değil, sunuş sırasına göre beş somut mücadele başlığını ele alabiliriz.

1) Savaş ve barış mücadelesi: Kapitalizm var oldukça dünyada kalıcı bir barış olmayacak, bu zorunluluğu kavramadan yürütülecek bir barış mücadelesi kitleleri aldatmaktan başka hiçbir şeye hizmet etmeyecektir. Günümüz kapitalist gerçekliği ise, sistemin kâr oranının düşme kronik eğilimine karşı ekonomi politik bir tersinden çözüm düzeneği olarak silahlanma ve savaşa sarılmasıdır. Zorunlular. Bu yönelime karşı mücadele her yerde ve Türkiye’de sınıfsal ve siyasal karakter taşıyor. Kaynakların silahlanmaya, sınır ötesi askeri yığınak ve operasyonlara “yatırılmasına”, Türkiye’nin yeniden Avrupa’nın, NATO’nun ucuz askeri, ileri karakolu olarak konuşlandırılmasına karşı mücadele emekçi sınıfların yaşam geçim sorunları açısından da yaşamsal ve günceldir. Emekliler, asgari ücretliler, geçinemeyenler için “kaynak yok” yalanını deşifre etmenin en etkili yollarından biri, devasa kaynakların silahlanma ve savaş hazırlıklarına gittiğinin veri ve kanıtlarıyla gösterilmesidir.[2] Kitleler için her zaman ölüm, yıkım, daha derin yoksulluk getiren savaşa karşı barış mücadelesi, dün olduğu gibi bugün de kapitalizm karşıtlığını toplumsallaştırmanın en önemli kaldıraçlarından biridir.

2) Toplumsal cinsiyet mücadelesi: Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin tarihsel kaynağı erkek egemenliğiyle kaynaşmış sınıf egemenliğidir. Bu lehimli egemenlik biçimi yok edilmeden insanlık toplumsal cinsiyet eşitliğine de cinsel ilişki özgürlüğüne de ulaşamayacaktır. Sınıfsız ve patriyarkasız bir dünyada bu ilişkilerin nasıl olacağını bugünden öngöremez, spekülatif önermelerin ötesine geçemeyiz. Bu mücadele başlangıçta kaçınılmazlıkla olumsuz nitelikte olacak, yok edilmesi gerekenlere odaklanacaktır. Kadın düşmanlığına, farklı cinsel yönelimler üzerindeki sermaye, devlet, din, aile kaynaklı her türlü baskı ve şiddete karşı mücadele!

Devrimciler, komünistler için bir başka ve önemli önceliğin ise eşitsizlikleri yok etmeye, kendimizden, siyasal hareket ve örgütlerimizden başlamak olduğunu düşünüyorum. Bir pratik adımın binlerce sayfa spekülatif yazıdan daha değerli olduğu bir alandan konuşuyoruz. Kürt siyasal hareketinin toplumsal cinsiyet eşitliği yolunda kat ettiği ilerleme önemli bir deneyim ve kazanımdır. On binlerce yıl boyunduruk altına alınmış, sindirilmiş Kürt kadınının gizil gücü önündeki engeller bilinçli siyasal iradeyle kaldırıldığında büyük ve özgürleştirici bir enerji doğurmuştur. Bu deneyimden esinlenmek ve öğrenmek gerekiyor. Kekin kanıtı yenmesidir.

3) Ekolojik mücadele: Ekolojik yıkımın baş sorumlusu, aslî faili, doğanın, insanın, toplumsal kaynakların sınırsız ve kuralsız sömürüsüne dayanan sermaye düzenidir. Marmara Denizi’ndeki salyaya (müsilaj) plastik poşet atan kişi de katkı yapıyordur. Aslî fail ise tartışılmaz ve karşılaştırılamaz netlikte Ergene Irmağı’na kimyasal atık bocalayan firmalardır. Bu ayrım, zorunluluğun kavranması açısından önemlidir. Ekolojik yıkımın kökeni de, nedeni de sınırsız kârın güttüğü, gerçek gereksinmelere yabancılaşmış büyüme ideolojisi, daha çok üretim, daha çok tüketim budalalığıdır. Sermaye uygarlığı, üretirken, tüketirken, yaşarken kaynak ve değer israf eden bir dizgedir. Temel toplumsal ihtiyaç ve hizmetler için değerlendirilebilecek devasa kaynaklar, enerji ve emek çöpe gidiyor. Her türlü israfı kaynağında önlemek üzere örgüt­lenip harekete geçmek gerçek bir ihtiyaç ve mücadele başlığıdır. Ekokırıma, küresel iklim krizine katkı yapan her şeye karşı kampanyalar örgütleyerek mücadele etmek gerekiyor. Karadeniz’de HES’lere, Ege’de zeytin ağaçlarının yok edilmesine, tüm Türkiye’de sömürge madenciliğine karşı mücadelelerin düzeni sorgulayan taleplere doğru ilerlemesi hakkı verilerek işlenirse bu alanın çok önemli bir anti kapitalist mücadele ve bilinç dinamosu olabileceğini gösteriyor.

4) Toplumsal ve siyasal haklar için mücadele: Sermaye düzeninin sürdüğü koşul ve iktidarlar altında “demokratikleşme” ya da “demokratik toplum” karşılıksız aşka benziyor. Sermaye düzeninin kendi burjuva demokrasisinden bir daha dönmemek üzere boşandığının artık anlaşılması gerekiyor. Bir proleter ya da “halk” devriminin eski rejime ait bir ilişki ve kavramı restore etmekle yetinmesi ise mantık dışıdır. Sorun kavramın eskiyip sulanmasından, giderek maymuncuklaşmasından, hem de bugün en azından kimi sosyalist çevreler için ima ettiği siyasal içerikten kaynaklanıyor: Faşizme karşı burjuva demokrasisine razı olmak! Öte yandan, temel toplumsal ve siyasal haklar için mücadelenin önemi azalmıyor; artıyor. Dahası, günümüzde, baskı ve şiddetle fiilen yok edilmek istendikleri için hak ve özgürlükler için mücadele, güncel gündemleri nihai amaca bağlamanın çok önemli bir kısa yolunu oluşturuyor. Kanımca bizim, sorunlu ama ima ettiği hedefler açısından hâlâ vazgeçilmez “demokratiklik” kavramını yeniden tanımlamamız, “kurulu düzen” anlamında değil, hak mücadeleleri ve geniş halk kitlelerinin doğrudan hareketi anlamında, “demokratik hak”, “demokratik hareket” içeriğiyle kullanmamız gerekiyor. Demokratikliğin ölçütü ise, yalnızca taleplerin tarihsel haklılığı değil, o talepler için mücadele eden kitlelerin varlığıdır.

5) Asgari ücret mücadelesi: Mübadele değeri üzerinde yükselen bir toplumun ilgası nihai amacımızdır. Paranın iktidarının günlük haya­tın içinde her gün yeniden üretilen birincil toplumsal ilişki olduğu koşullarda eşitlikçi, hatta adil bir toplum kurulamaz. Asgari ücret mücadelesini de zorunluluk bilinciyle yürütmek gerekiyor. Kapitalizm altındaki yakın hedefimiz, emek gücünün değerinin bugünden başlayarak yalnızca ve başlıca para ile değil kullanım değerleri mantığıyla belirlenmesi olmalıdır. Asgari ücret mücadelesini ödenecek para miktarı üzerinden sürdürmek kısır döngüdür. “Asgari ücret” mücadelesini salt ücrete, ödenecek paranın miktarına endeksleyen döngünün dışına çıkmadan kısmi kazanımlar elde etmek de, asgari ücretlileri ayağa kaldırmak da mümkün görünmüyor. Bu çerçevede, konut, elektrik, su, doğalgaz, internet, ulaşım ve benzerleri için işsizlere, emeklilere, asgari ücretlilere kira des­teği verilmesi, hizmetler için parasız ya da başlangıçta indirimli tarife uygulaması ivedi mücadele hedefleri olarak belirlenebilir.

Bu yazıyla strateji tartışmasına ilişkin görüşlerimi şimdilik kaydıyla sonuçlandırmış oluyorum. Dile getirdiğim, saptama, tez ve öneriler benim için de son söz kesinliği taşımıyor. Okuyanlar, en çok da mücadelede tarafını belirlemişler tarafından tartışılmasını diliyorum.

Dipnotlar:

[1] Karl Marx, Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i, Çeviren Erkin Özalp, Yordam Kitap, İstanbul, Ekim 2016, s.19

[2] Türkiye’nin Irak, Suriye, Katar, Somali, Libya ve KKTC’de askeri üsleri, Bosna Hersek, Kosava, Afganistan, Sudan ve Orta Afrika Cumhuriyet’inde askeri birlikleri var. Bunlara dev kaynaklar aktarılıyor. Ayrıntılı rakamlara ulaşmak özel çalışma istiyor. Milli Savunma Bakanlığı’nın 2025 bütçesi 1 trilyon 608 milyar TL (47 milyar dolar). 2024’e göre artış %80. Son NATO toplantısı kararına göre Türkiye’nin 2035’e kadar GSYİH’sının yüzde 5 ini silahlanmaya ayırması gerekecek. Bunlar çok büyük, karşılanmaları emeğin ulusal gelirdeki payının iyice düşürülmesini gerektiren miktarlar.

Diğer yazıları

Devrimci durum komünistlerden amaç ve yol bütünlüğü istiyor – Haluk Yurtsever

Dünya çapında devrimci durumun nasıl, nerede, ne zaman, eşzamanlı...

Kaosta ‘hegemonya’ arayışı – Haluk Yurtsever

Avrupa’da ekonomik durum kötü; işsizler ordusu büyüyor; enflasyon, özellikle...

Derindeki dönüşüm: Organik/bütünleşik dünya pazarı – Haluk Yurtsever

En geleneksel sanayi imalatından, yapay zekâ teknolojisinin vazgeçilmezi çip...

Sınıf ve toprak kardeşliği – Haluk Yurtsever 

ABD-Türkiye, Türkiye-Öcalan arasında uzun zamandır sürmekte olan “müzakere”lerin, Türkiye...

Kürt meselesinin teorik-tarihsel bağlamı üzerine – Haluk Yurtsever

“Zaten” uluslararası olan Kürt meselesi 2025 kışında, bugüne dek...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
3,999TakipçilerTakip Et
761AboneAbone Ol

Son eklenenler

Bir İhtimal Kabare – Filiz Uzun

Sevgili Aliye Ummanel’in yazıp yönettiği “Bir İhtimal Kabare” oyununu,...

Soğuyan kapitalizm, kızışan rekabet: Arktik ve Grönland – Koray R. Yılmaz

İki kutuplu dünya, tek kutuplu dünya, çok kutuplu dünya...

Lenin’in 102. ölüm yıl dönümü: Bir mozolenin ‘eskiye’ kafa tutuşu – Kavel Alpaslan

Kızıl Meydan zihinlerimizde hep ‘Sovyet deneyimiyle’ özdeşleşti: Askeri geçit...

Suriyeli Kürtler – Özkan Yıkıcı

Son dönemde Suriye sık sık konu edilmektedir. Öyle bir...

Yaşatılanlarla İsias Davası – Özkan Yıkıcı

Bazı konular vardır ki hem gerçekleriyle yakar hem de...

“Unutma” Emri – Mertkan Hamit

CTP Genel Başkanı Sıla Usar İncirli’nin Aydınlık Gazetesi’ne verdiği röportaja...

Büyük Resmi Görebilmek – Şener Elcil

Olaylara kendi dar penceresinden bakanların çok olduğu bir ülkede...

Grönland’ın eriyen buzulları dünyayı karıştırdı – Özgür Gürbüz

1972 ile 2023 arasında, Grönland’ın yüzde 80’ini kaplayan buz tabakası...

Canlı yayın