Ulus devletlerin tarihi parlak kalemlerle, parlak sayfalara yazılmıştır. Ulus devlet öncesi var olan karanlık ulus devlet kurulunca ortadan kalkar; parlak bir gelecek başlar. Bu parlak tarih sürekli anlatılır. Yeniden ve yeniden anlatılan avcı öyküleri gibi giderek daha da parlaklaşır.
Bu parlak geçmiş okullarda sürekli anlatılır. Törenlerle, şiirlerle, skeçlerle, ev ödevleriyle sürekli işlenir. Parlak geçmişin işlendikçe parlaklaşan konuları ve kişileri, okul duvarlarına yerleştirilir. Bu yetmezmiş gibi, okulların içinde parlak geçmişe adanmış köşeler oluşturulur. Amaç geçmişi parlatmak, öğrencilerin gözlerini kamaştırmak ve akıllarını geçmişin eleştirisine yöneltmekten uzak tutmaktır.
Parlak tarih yazımında ulus devletlerin ezip geçtiği toprakların, yok saydığı kültürler ve halkların öne çıkarılması söz konusu olamaz. Yok sayılan, hatta yok edilen kültürlerin ve halkların izlerinin silinmesi, yaşanan acıların inkar edilmesi parlak tarih yazımının ayrılmaz parçasıdır.
Yaşadığı dünyaya parlak tarih penceresinden bakan, yani bakmak için koşullandırılan çocuk ve gençler hiç bilmeden yoğun bir yabancılaştırma sürecinden geçerler. Yaşadıkları toprakların, beslendikleri kültürlerin, kullandıkları sözcüklerin, hatta kendi adlarının yabancısı olurlar. “Anadolu hep Türk’tü, Türk kalacak!” diyenlere, “Bu ülke yüzde 99 Müslüman!” diyenlere inanacak duruma düşerler.
Türkiye Cumhuriyeti bir yüzyılı çoktan doldurdu. Kurulmasının üzerinden yüzyıl geçmiş olmasına karşın, parlak ve pürüzsüz bir geçmiş hâlâ Türkiye Cumhuriyeti için vazgeçilmez bir dayanak olarak sunuluyor. Günümüzün parlak Türkiye tarihi, iktidarın gereksinimleri doğrultusunda milliyetçilik, ırkçılık, İslamcılık, cinsiyetçilik ve militarizmle sürekli yeniden yazılıyor. Bir diğer deyişle, çarpık bir geçmiş anlatısı artık her olanakta yeniden kurgulanıyor ve her gün yeniden dayatılıyor. Çarpık geçmiş televizyon dizileri aracılığıyla topluma yutturuluyor ve bu dizilerin satıldığı birçok ülkede çarpık ama güçlü bir iz bırakıyor.
Bugün 7 Eylül. 6-7 Eylül 1955 üzerinden tam 70 yıl geçti. Parlak ve çarpık tarihe karşı durmak açısından her eylül ayında 6-7 Eylül 1955’te olanların üzerinde durulması çok önemli. Parlak tarih yazımında süreklilik ve inkar esas. Bu inkarcılığı deşifre etmek ve gözler önüne sermek kaçınılmaz bir görev.
Bir kez daha söyleyelim. 6-7 Eylül ile Maraş Katliamı arasında, 6-7 Eylül ile 12 Eylül arasında, 6-7 Eylül ile Roboskî Katliamı arasında, 6-7 Eylül ile günümüzde Türkiye’yi boğmakta olan rejim arasında çok ama çok güçlü bir ilişki var.
6-7 Eylül 1955’ten bakıldığında Malatya, Maraş, Çorum ve daha sonra Madımak Katliamlarını anlamak hiç zor değil. “Bana milliyetçiler adam öldürüyor dedirtemezsiniz!” diyen başbakan ile yıllar sonra “Bana Müslümanlar soykırım yapıyor dedirtemezsiniz!” diyen başbakan arasındaki sürekliliği kavramak da zor değil. Ne 6-7 Eylül, ne Maraş, ne Suruç, ne de 10 Ekim dış güçlerin işiydi.
Bir kez daha söyleyelim. 6-7 Eylül 1955, “Özel Harp” denilen sivillere yönelik savaş mekanizmasının işiydi. Kitlesel katliam ve kırımın “vatandaş tepkisi” olarak sunulmasının en somut örneği olarak 6-7 Eylül, Türkiye’nin geçmişini ve bugününü anlamak açısından büyük önem taşımayı sürdürüyor.
Bir kez daha Türkiye’nin gelmiş geçmiş en iyi futbolcusu Lefter’in sözlerini anımsayalım: “Düşünün, Fenerbahçe’de yıldız olmuşum, milli takımdayım ve dünyanın dört bir yanına gidip çok sevdiğim memleketim için oynayıp duruyorum. Havalimanında bir maç dönüşü on binlerce kişi omuzlara alıyor. (…) Ama 6-7 Eylül’de Beyoğlu olaylarının bir benzeri de Ada’da oldu. Bir çapulcu sürüsü evimi bastı. Camları kırıyor, çocukların yattığı odaya taş atıp duruyorlardı. O kadar sinirlenmişim ki, şayet eve adım atsalar, elimdeki kuvvetli silahla birkaçını öldürebilirdim. Ama bir süre sonra gittiler. Günlerce ağladım…”
6-7 Eylül 1955, parlak resmi tarihin yerinin çöplük olduğunu gösteriyor. Tarihi bütün gerçekleri ile anlamak Türkiye’nin içinde olduğu bataklıktan kurtulmak, adalet ve barışı kurmak için temel bir görev. Çocuklar için yaşanılabilir bir Türkiye ancak bu yolla kurulabilir.



