arşivhaberÖzgeçmişini yazamayan yazar - Gür Genç

Özgeçmişini yazamayan yazar – Gür Genç

Tek sayfalık bir çeviri işi geldi inbox’uma. Çeviriye başlamadan önce okuyayım, kavrayayım dedim, dumura uğradım. Hem dilsel, hem anlamsal, hem de kurgusal olarak hayatım boyunca okuduğum en kötü özgeçmiş (kısa-biyografi) yazımıydı. Gönderene geri dönüp sordum, kim yazdı bunu. Yazarın kendisi, cevabını verdi. İlk kitabı için, ilk özgeçmişini kaleme alan bir yazar olsa bağışlanabilirdi belki bu, ama söz konusu yazar, 20’den fazla kitabı olan, üstelik orada burada ‘KKTC’yi temsil eden ‘milli’ bir yazardı.

Demek ki daha birkaç paragraflık, tek sayfalık özgeçmişini bile yazmayı beceremeyen ‘milli’ yazarlar var bu ülkede!

Acaba, bu özgeçmişi yazarken sarhoş muydu, yoksa uyarıcı maddeler mi kullanıyordu? Sanmıyorum, onu tanıdığım kadarıyla öyle biri değildi, aklın denetiminden çıkmalardan, kendinden geçmelerden, esrimelerden korkardı.

‘Otomatik’, ‘bilinç-akışı’ veya ‘kendiliğinden’ yazı adı altında yazdığı bazı iyi diyebileceğimiz metinleri de var bu yazarın, ama külliyatının çoğu guduru yazılmış ve yazılan yazıldığı gibi öylece bırakılmış, üzerinde düşünülmemiş, işlenmemiş.

Geçimimi sağladığım kaynaklardan biri de çeviri olduğu için çeviriyi yaptım sonuçta, metnin aslına sadık kalmayarak tabii ki…

Neyse, özgeçmişini yazamayan yazar üzerinde fazla durmadan, asıl konuya, neticede bu yazarı ve Kıbrıslı başka yazarları da ilgilendiren ‘ilginçlik’ konusuna gelmek istiyorum.

 

İlginç Olsun

“Anlatının gizemi sıkıcı olanı ilginç kılmaktır.” – Thomas Mann   

Ted Hughes, gençler için yazdığı, ‘Düşünmeyi Öğrenmek’, ‘İnsanlar Hakkında Yazmak’, ‘Manzara Üzerine Yazmak’, ‘Roman Yazmak’, ‘Sözcükler ve Deneyimler’ vs. üzerine öğütler verdiği, Poetry in the Making adlı çok hoş kitabında, “ne yazarsanız yazın, ama ilginç olsun” öğüdünü verir.

Özgeçmişini yazamayan yazarın, aslında çok ilginç bir yaşam-öyküsü var (en azından devlet memuru oluncaya kadarki dönem), ama yazdığı yazılarda bunu gerektiği gibi kullanmayı, değerlendirmeyi beceremedi.

Bence KT Edebiyatındaki en büyük sorunlardan biridir bu. Yani yazılanların çoğu (% 60-70 kadarı)-(abartmıyorum) hiç de ilginç değildir, hatta ilgincin karşıtı olarak sıkıcıdır. Klişelerle doludur ve kitsch’dir. Düzyazıda da şiir de böyledir bu. Şiirde, pek çok şairin (?) ilginç bazı dizeleri var öyle veya böyle, ama ilginç bir şiirini ararsanız zor bulursunuz. Gerçekten ilginç şiirleri olan şairler tek elin parmaklarını geçmez benim gözümde.

Ted Hughes’a bütünüyle katılıyorum, yazılan hangi form veya üslupta yazılırsa yazılsın, öncelikle ilginç olmalı. Konu ilginç olmasa bile, bakış-açısı, sözdizimi, kurgusu, atmosferi, bir şeyleri ilginç olmalı. İlgi ile doğrudan ilişkisi var ilgincin. Yazılanın okuyucunun ilgisini çekmesi, ilgisini diri tutması, heyecan duyması ve okumaya devam edebilmesi için yazılanın ilginç olması neredeyse şart. Büyük olmasın varsın, ama ilginç olsun.

Tabii ki bu ‘ilginç olmalı’ şartını bilen yazarlar var. Bu sefer de sırf ilginç şeyler yazmak için çıkıyorlar yazı yoluna. Bazen işe yarıyor bu formül, bazen de sahicilikten ve içtenlikten uzak kalıyor, sırıtıyor. İlginç olsa bile itici olabiliyor (ilginçlik yaşamın içinden doğal olarak süzülürse en ideali.) Daha doğrusu, yazarın veya şairin yeteneğine kalmış bu. Bunu çok iyi uygulayan yazarlar var. Bildiği halde uygulamayan yazarlar da var.

Dönelim bizim 20’den fazla kitap yayımlamış, emekli memur, ‘milli’ yazarımıza. Yanlış anlaşılmasın, dil düzelticilerden biri değilim ben. Dil, kutsal bir şey değil benim için. Bozuk dili de tahammül edebilirim bir yere kadar. Hatta bozuk dil, dil iktidarına ve merkezin dil standardına karşı bir tavır olabilir. İdeolojik olabilir yani bu. (Kürt kökenli şair Metin Kaygalak’ın, Ortodoks Oğlanlar İçin Fücur adlı uzun şiirinde dediği gibi: ‘Şiveli konuşalım/ pis edelim o şehirli aksanını…’)

Biz, nispeten daha genç şairler, yazarlar, bize kalan yerel edebi mirası iyi değerlendirmemiz, onunla hesaplaşmamız, sapı samandan ayırmamız lazım. Önümüzü açmak, gereksiz yüklerden kurtulmak ve arkadan gelenlere örnek olmak için bunu yapmalıyız.

Doğru dürüst özgeçmişini bile yazamayan bu emekli memur, ‘milli’ şair-yazar için çok geç artık, ama gençler veya bir şeyler yazmayı düşünenler için yazayım dedim…

Diğer yazıları

Umud’un yeri – Halil Paşa

Halil Paşa'nın Havadis Gazetesi eki Poli Dergisinde yayınlanan yazısıDükkanın...

DAÜ BİR-SEN’den DAÜ çalışanlarına açık mektup

DAÜ BİR-SEN Eş Başkanları Buğu Sümen Cohar ve Kazım...

Yasa gücünde kararname çıkarma yetkisi ve sınırları – Mehmet Öner Ekinci

Hukukçu-ve Emekli Meclis Genel Sekreteri olan Mehmet Öner Ekinci’nin...

Seçici hafızalar – Omar Robert Hamilton (Mada Masr)

Ne Muhammed Mursi ne de Mısır ordusu taraftarıyım. Kendimi...

Siyasi Partiler Ledra Palace’ta görüştü

Bazı Kıbrıs Türk ve Rum siyasi partiler rutin toplantıları...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
3,970TakipçilerTakip Et
823AboneAbone Ol

Son eklenenler

Facebook; Sessizleşdirilen Cemaad – Halil Karapaşaoğlu

Gıprızlılara facebook üzerinden Hindistan merkezli şirkedler tarafından sisdematig bir...

Çernobil’in 40. yılı: Temiz enerji değil sömürü projesi – Sedat Başkavak

Bugün, 1986 yılında meydana gelen Çernobil Nükleer Santrali patlamasının...

Statüko İçinde Yozlaşma ve Erhürman’ın Gözlemleri – Niyazi Kızılyürek

Ünlü Fransız düşünür Alain Badiou “yozlaşmaya” dair şöyle der:...

Hürmüz’den kaçış koridorları ve rekabet – Fehim Taştekin

Düne kadar genişletilmiş Orta Doğu’da “Her Şey İsrail İçin”...

Palantir ve güç istemi – Filiz Zabcı

Batı’nın Aydınlanma geleneği bireyi devlete karşı koruyan mekanizmalar üzerine...

40. yılında Çernobil bize ne anlatıyor? – Özgür Gürbüz

Çernobil nükleer santral kazasının üzerinden 40 yıl geçti. Radyoaktif...

Nereye gidiliyor? – Özkan Yıkıcı

Amerika’da Trump, Rusya’da Putin, Hindistan’da Modi, Arjantin’de Milei, İtalya’da...

Kapitalist ‘yaratıcı yıkım’ ve İran savaşı – Volkan Yaraşır

Savaşlarla kapitalist krizler arasında diyalektik bir ilişki vardır. Bu...

Canlı yayın