yaklaşımlarTurgut DurduranDisiplin, otorite, emir-komuta zinciri, şiddet ve bir militarist kültür – Turgut Durduran

Disiplin, otorite, emir-komuta zinciri, şiddet ve bir militarist kültür – Turgut Durduran

turgutdurduranBir kültür olarak militarizm. Karşı çıkmamız gereken. Yok etmemiz gereken bir kültür. Makamlarıynan, mekanizmalariynan, bilinçli bilinçsiz destekçileriynan, korkanlarıynan, dostlarıynan, düşmanlarıynan bir kültür.

2006′da Hamamboculeri.org’da yazdığım bir yazıyı böyle bitirdiydim (*):

“Hikaye burda bitmiyor. Askerlik hizmeti (!) olayın sadece bir parçası. Bizim Kıbrıslı vicdani retçiler ile ilgili olan pasifliğimizin bir kısmı militarist bir yaşam tarzını, atmosferini kabullenmemizden geliyor. Bir devlet ne zaman bir şeye karşı savaş ilan ederse, bir vicdanı retçiyi hapse atarsa, mecburi askerliğin devamında ısrar ederse, askeri tatbikat yaparsa, öğrencileri “Milli Güvenlik” dersine zorlarsa (Kuzey Kıbrıs’ta bizim zamanımızda bir askeri subayın sınıfa gelip askeri rütbeleri, bayrakları ve diğer propaganda hikâyelerini anlatmasıydı), çocukları askeri resmigeçitlere, tatbikatlara zorlarsa, birilerini askeri gücüyle tehdit ederse itiraz etmeliyiz. Ne zaman bir örgüt militarist retoriği kullanmaya başlarsa, para-militer eğitim yapmaya başlarsa, birilerini tehdit ederse itiraz etmeliyiz. Medyada, günlük yaşamımızda militarist kültüre hayır demeliyiz.

Ama itiraz etmek yetmez, buna karşı direnmeliyiz.”

Yıllar geçti. Kıbrıs’ta bu konularda yeni bir hareketlilik, Anti-militarist Barış Harekâtı (AMBH) gibi bir eylemlilik, vicdani reddin organize olmuş hali, özellikle çeşitli feminist örgütlerin önceliğinde medyaya, kültüre bir başkaldırı başladı. Ancak her gün gerek apolitik insanlarda, gerek yelpazenin “doğru” tarafında olduğunu iddia edenlerde şiddeti, militarizmi, askeri disiplini, otoriteyi, militarist dili red etmeyi, buna isyan etmeyi, parçası olmamayı özümsediklerini gösteren bir durum görmüyorum.

Neden mi?

Çünkü birçoğu içlerinden dişe diş kana kan mantığını atamamış büyük bir kısım “vururlarsa vururuz” demekten çekinmiyor.

Kendilerine zarar veren orduya karşı ama yan komşusundaki “devrimci orduya” sempati duyuyor.

Çocuğunu askeri kışlaya götürmeye kalktıklarında küplere biniyor ama kendi örgütünde niye sağlam bir disiplin getirememiş, tek kıyafet eylemlere katılamamış diye üzülüyor.

Birine anarşist demeyi hakaret olarak görüyor.

Bir vicdani retçi ezilince “hepimiz yaptık, o da yapsaydı” diyebiliyor.

“Yasalarımız eksik”, “devlet, bakanlık nerde” diye başlayıp sonra polisi, askeri yardıma (!) çağırmaktan çekinmiyor kendisini tehdit eden birini susturmak için tehdit ederken. Farkında değil ki polisin yardımıynan susturulan bir tehdit yarın polisin yanında olduğu tarafından yapıldıysa kendini de vuracak.

Yasaklarla iş yapmaya çalışır.

Kültürel, sosyal çeşitliliği önceden belirlenmiş sınırların içinde sever.

Problemi silahnan, topnan değil kendine karşı doğrultanandır. Düşmanına doğrultulduysa onu çok ırgalamaz.

Yaş, rütbe, konum, varsayılan saygıdeğerliğe vs dayalı bir hiyerarşiyi rahatça kabullenebiliyor. Abilerinin önünde eğil kalk yaparken rahatsız olmuyor.

Che’nin resmini duvarına asarken devrimci bir asker olma hayalini kuruyor Güney Amerika’nın durumunu görüp insani sevmeyi öğrenen birinin hayalini değil.

Gandhi’yi işe yaramaz pasifist, Stalin’i resmi asılacak önder olarak görüyor.

T.C. işgali karşıtlığı ile anti-militarizmin ayni olmadığını. Anti-militarizmin çok daha geniş bir kavram olduğunu kabul edemiyor. Laf kalabalıklarıyla birini yaparken diğerini yaptığını iddia etmekten çekinmiyor.

Maskaralığa, palyaçoluğa sempati duymuyor, yanında yürümese bunlar çok iyi olur çünkü militarist, pardon devrimci ahlağa uymuyor bunlar.

Bugünlerde popüler örnektir. Gezi Parkında ve bütün Türkiye’de olan bitene sempati duyuyor ama örgütsüz mücadele mi olur? Ne bu düzensizlik. Sıraya gir. Meydana çık. Dur. Hop geri çekil diye emir veremiyorsa beğenmiyor olan biteni.

Aslında otoriteyle bir problemi yoktur. Mücadelesi otoritenin kendi eline geçmesidir.

Normun, askeri düzenin dışına çıktığıyla övünür ama normun dışında gördüğü bireyleri uzakta tutmayı tercih eder. Mesela LGBT bireylerin haklarını savunur ama “başımızdan uzak” demekten çekinmez.

Uzun lafın kısası militarizme değil bir orduya karşıdır. Bunu söyleyecek cesareti, ahlağı kendinde bulamaz. Gerek de yok zaten militarist düzende.

Ne güzel ki istisnalar da kaideyi bozmak için harıl harıl uğraşıyorlar. Onlara baktıkça ümidimi yitirmemem için bir neden buluyorum.

(*) http://www.stwing.upenn.edu/~durduran/hamambocu/authors/tdr/tdr0_27_2006.html

Diğer yazıları

3 Ekim 1989, Lefkoşa – Turgut Durduran

Evet, 3 Ekim 1989, Lefkoşa. 13 yaşındaydım. Çok iyi...

Yerel yönetim yeter mi? – Turgut Durduran

Yerel yönetim yeter mi? Ne diye bu gadar üstüne...
4,447BeğenenlerBeğen
1,532TakipçilerTakip Et
3,958TakipçilerTakip Et
834AboneAbone Ol

Son eklenenler

Mustafa Akıncı Gara Lisdadadır? – Halil Karapaşaoğlu

Gıprızlıların Türkiya’ya girişinin Türkiya tarafından yasaglanmasına, onnarın “terörisd” ilan...

1912 Mayısında Limasol’da Etnik Çatışma ve İlk Ölümler – Niyazi Kızılyürek

1912 yılının Mayıs ayında Limasol’da yaşanan olaylar Kıbrıs tarihinde...

İnsan Kalmakta Direnmek Şiarıyla, 22. Kıbrıs Tiyatro Festivali Başlıyor… – Yaşar Ersoy

En ışıksız, karanlık durumlarda, karamsarlığa düşmeden, “bu toplumdan bir...

Hürmüz Krizi: Verimliliğin faturası ve gelecek senaryoları – Mühdan Sağlam

28 Şubat'ta başlayan ABD/İsrail ile İran savaşı, yarattığı insani...

Silikon Vadisi Pentagon’a dönerken: Palantir’in manifestosu ne söylüyor? – Deniz İpek

Bir dönem internetin dünyayı özgürleştireceği söyleniyordu. Teknoloji şirketleri sınırları...

Cennet Tapınağı turu ve kırılgan uzlaşı – Kerem Gökten

Uluslararası sistemdeki göreli güç kaybını durdurmak isteyen ABD’nin Trump...

Koridor savaşları – Ela Ava

ABD’nin 28 Şubat’ta İran’a yönelik saldırılarını başlatması, Hürmüz Boğazı'nın...

Tukidides Tuzağı’ndan kaçarken İran ve Küba’ya çarpmak! – Fehim Taştekin

ABD Başkanı Donald Trump ticari ve diplomatik fetihler için...

Canlı yayın