18 Ocak 2026, Pazar
9.8 C
Lefkoşa
yazılariktibas21. yüzyıl sosyalizminin yükselişi ve çöküşü (1) - Özgür Orhangazi

21. yüzyıl sosyalizminin yükselişi ve çöküşü (1) – Özgür Orhangazi

Orjinal yazının kaynağıevrensel.net

Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’nun kaçırılması sonrası operasyonun ayrıntıları, rejim içinden ABD ile iş birliği yapan unsurlar olup olmadığı, meselenin uluslararası hukuk ve ABD-Çin rekabeti bağlamındaki anlamı tartışıldı, tartışılacaktır da. Yaşananların bir başka önemli boyutu ise, Hugo Chávez’le başlayan ve “21. yüzyıl sosyalizmi” olarak adlandırılan siyasal-iktisadi projenin nasıl böyle bir noktaya geldiğidir. Maduro döneminde ekonominin bir çöküşe sürüklenmesi ve şimdi de ABD’nin Venezuela üzerindeki ekonomik ve siyasal nüfuzunu yeniden tesis etmeye girişmesi ile kesin bir sona ulaşmışa benzeyen bu “21. yüzyıl sosyalizmi” neydi ve neden başarısız oldu?

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki Venezuela ekonomisi, petrol gelirlerine yüksek ölçüde bağımlı bir ekonomidir. Bu bağımlılık, tarihsel olarak sanayileşmenin önünde hep bir engel oluşturmuş; petrol ihraç eden, buna karşılık neredeyse tüm diğer malları ithal eden bir ekonomik yapı ortaya çıkarmıştır. Bu, aynı zamanda, tarımsal yapının da çözülmesine yol açmış ve ülke temel gıda maddelerinde dahi tamamen ithalata bağımlı hale gelmiştir. 1970’lerde petrol fiyatlarındaki artışla birlikte yaşanan zenginleşme dönemi, 1980’lerin başında sona ermiş; ekonomi 1980’lerde uzun süreli bir durgunluk ve kırılganlık sürecine girmiştir.

Bu sürecin ardından, özellikle 1989’da Carlos Andrés Pérez Hükümetiyle birlikte neoliberal ortodoksi Venezuela’da ekonomi politikalarının belirleyici çerçevesi haline geldi. Uluslararası rezervlerdeki hızlı erime, artan bütçe açıkları, ödemeler dengesi darboğazı ve dış borç sorunları IMF ile iş birliği içerisinde bir yapısal uyum programının devreye sokulmasıyla sonuçlandı. Ticaret ve finans alanlarında hızlı bir liberalleşmeye gidilirken bankacılık, telekomünikasyon, çelik ve ulaştırma başta olmak üzere var olan kısıtlı sayıdaki kamu yatırımı özelleştirilmeye başlandı. Bu dönemde sanayinin büyümesi durma noktasına gelirken, büyük ölçekli sanayi işletmelerinin sayısı hızla azaldı.

1994’te yaşanan bankacılık krizinin ardındansa yüksek enflasyon ve sermaye kaçışı kalıcı hale geldi. Düşük petrol fiyatları ile neoliberal politikaların yoksul kesimleri sistematik biçimde dışlaması birleşerek derin bir yoksullaşmaya ve muazzam eşitsizliklerin ortaya çıkmasına yol açtı. 1998’e gelindiğinde kişi başına gelir 1970 düzeyinin üçte ikisine düşerken, resmi işsizlik oranı yüzde 15’e, enflasyon ise yüzde 60’a ulaşmıştı. Nüfusun yüzde 50’sinin yoksulluk sınırı altında, yüzde 20’sinin aşırı yoksulluk içerisinde yaşadığı tahmin edilmekteydi. 

Chávez ismi 1992 yılında, Andrés Pérez’e karşı düzenlenen ancak başarısızlıkla sonuçlanan askeri darbe girişimiyle duyuldu. Bu girişim, neoliberal kemer sıkma politikalarına ve yolsuzlukla anılan yerleşik siyasal düzene karşı simgesel bir başkaldırı olarak geniş halk kesimleri nezdinde yankı bulmuştu. Darbe girişiminin ardından yaklaşık iki yıl cezaevinde kalan Chávez, 1994’te genel af kapsamında serbest bırakıldı ve 1998’de yapılan seçimlerde birikmiş toplumsal öfkenin taşıyıcısı olarak iktidara geldi.

Chávez’in temel politika doğrultusu, devletin petrol gelirleri üzerindeki denetiminin yeniden tesis edilmesi ve bu gelirin yoksul kesimlere aktarılması üzerine kurulmuştu. 2001’den itibaren petrol şirketi PDVSA yeniden yapılandırıldı, yabancı petrol şirketleriyle yapılan sözleşmeler gözden geçirildi ve devletin elde ettiği pay artırıldı. Özellikle 2003 sonrasında petrol fiyatlarındaki artışla birlikte sağlanan kaynaklar, sağlık, eğitim, konut ve gıda güvenliğini hedefleyen sosyal programlar aracılığıyla geniş halk kesimlerine aktarılmaya başlanmıştı.

Devlet aygıtı üzerinde tam denetim kurmakta zorlanan Chávez, doğrudan PDVSA tarafından finanse edilen ve misiones olarak adlandırılan sosyal programlar yoluyla adeta paralel bir sosyal devlet yapısı inşa etti. Misión Barrio Adentro kapsamında Kübalı doktorlar yoksul mahallelerde klinikler açarken, bunun karşılığında Küba’ya petrol sağlandı. Misión Mercal ile temel gıdalara sübvansiyonlu erişim sağlandı; Misión Robinson, Ribas ve Sucre programlarıyla geniş kapsamlı bir okuryazarlık ve eğitim seferberliği başlatıldı. Bu programlar kısa sürede milyonlarca kişiye ulaştı; yoksulluk oranı 2012’de yüzde 27’ye geriledi. Latin Amerika ortalamasının altına düşen Gini katsayısı gelir dağılımında hızlı bir iyileşmeye işaret ediyordu.

Bu politikalar, Chávez’e geniş halk desteği sağlarken, uzun yıllar boyunca petrol rantını paylaşarak ülkeyi yöneten elitlerin ve tam anlamıyla komprador bir nitelik taşıyan burjuvazinin sert muhalefetini de beraberinde getirdi. ABD’nin giderek sertleşen tavrıyla birleşen bu muhalefet, Chávez yönetiminin daha açık bir biçimde sosyalist bir söyleme yönelmesine de yol açtı. Ancak bu sosyalizm, 20. yüzyılın klasik devletçi sosyalizminden farklı olarak tasarlanıyor; devlet mülkiyetiyle birlikte kooperatifler, katılımcı demokrasi ve işçi öz yönetimi gibi unsurların öne çıkarıldığı bir model olarak kurgulanıyordu. Chávez bu yaklaşımı “21. yüzyıl sosyalizmi” olarak adlandıracaktı.

Bu çerçevede, stratejik sektörlerde bazı kamulaştırmalar gerçekleştirilirken, petrol gelirleriyle işçi kooperatiflerinin desteklenmesi, mahallelerde katılımcı demokrasi mekanizmalarının kurulması ve bazı işletmelerde işçi denetimi uygulamalarının hayata geçirilmesi hedeflendi. Telekomünikasyon, enerji, çelik ve çimento gibi sektörlerde kamulaştırmalar yapıldı; petrol endüstrisinde yabancı şirketlerin hisseleri PDVSA lehine yeniden düzenlendi. 2001 tarihli Kooperatif Yasası ile kooperatifleşme teşvik edildi; kredi, eğitim ve teknik destek sağlandı. Ancak bu dönemde 100 bini aşkın kooperatif kurulduysa da bu yapıların neredeyse tamamı devlet teşviklerine bağımlı kaldı; bazıları kısa sürede dağıldı, diğerleri ise zamanla sadece kağıt üzerinde varlığını sürdürür hale geldi.

Benzer biçimde, işçi denetimi ve birlikte yönetim denemeleri de teknik kapasite eksikliği, kurumsal direnç ve bürokratik isteksizlikle birleşince oldukça sınırlı kaldı. Buna karşın, 1999 Anayasası ile benimsenen katılımcı demokrasi anlayışı doğrultusunda, 2006 sonrasında kurulan komünal konseyler, mahalle ölçeğinde kamusal karar alma süreçlerine geniş kesimlerin katılımını sağladı. Bu yapılar, uygulamadaki birçok aksaklığa rağmen, Chávez’in toplumsal meşruiyetinin temel dayanaklarından biri oldu.

Chávez yönetimi, neoliberalizme karşı yalnızca ulusal değil bölgesel ölçekte de bir alternatif inşa etmeyi hedefledi. Bu dönemde Latin Amerika’da birçok ülkede sol hükümetlerin iş başında olması farklı ittifakların ortaya çıkmasını sağladı. Örneğin, ALBA gibi girişimlerle ABD öncülüğündeki serbest ticaret projelerine karşı dayanışmacı iş birliği ağları kurulmaya çalışılırken; PetroCaribe aracılığıyla yoksul Karayip ülkelerine ucuz petrol sağlandı; Küba ile petrol karşılığı sağlık ve eğitim hizmetleri gibi takas düzenlemeleri hayata geçirildi.

Tüm bu politikalar, özellikle 2003-2008 arasındaki yüksek petrol fiyatlarının sağladığı elverişli koşullarda, yoksulluk ve eşitsizlikte kayda değer iyileşmeler yarattı. Ancak ne ekonominin petrol gelirlerine olan yapısal bağımlılığı ne de tarım ve sanayideki dışa bağımlı üretim yapısı köklü biçimde dönüştürülebildi. Kamulaştırılan işletmelerde üretim artırılamadı, işçi kooperatiflerinin büyük kısmı başarısız oldu, işçi öz yönetimi denemeleri oldukça sınırlı kaldı. Chávez 2013’te hayatını kaybetmeden önce toplum da Chavista’larla muhalefet arasında bölünmüş, nüfusun önemli bir kısmıysa “ne Chávez ne muhalefet” pozisyonuyla kenara çekilmişti. Bu kırılgan ekonomik ve siyasi yapıyı devralan Maduro döneminde Venezuela ekonomisinin neden ve nasıl çöktüğünü ise bir sonraki yazıda ele alalım.


Not: Chávez dönemi uygulanan ekonomi politikalarının ayrıntılı bir değerlendirmesi için bk. Orhangazi, Ö. 2014. “Contours of Alternative Policy Making in Venezuela,” Review of Radical Political Economics, 46(2): 221-240. (pdf)

Diğer yazıları

Chávez’den Maduro’ya: 21. yüzyıl sosyalizminin yükselişi ve çöküşü (2) – Özgür Orhangazi

Chávez döneminde uygulanan ekonomi politikaları, petrol gelirlerinin yeniden dağıtımına...

Venezuela, MAGA ve Çin – Cihan Tuğal

Orta büyüklükte bir ülkenin cezalandırılması Trump’ın hanesine yazılan bir...

İran’da kapitalizm, sınıflar ve toplumsal başkaldırı – Koray R. Yılmaz

Bugün İran’da yaşanan toplumsal isyanları anlamak için yalnızca güncel...

Venezuela ve petrol – Michael Roberts

ABD’nin Venezuela’ya yönelik askerî saldırıları ve devlet başkanı Nicolas Maduro’nun yakalanmasından...

Halep oradaysa arşın burada – Kemal Can

Bazı atasözleri, meseller veya nükteli imalar, hiç beklenmedik zamanda...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
3,996TakipçilerTakip Et
761AboneAbone Ol

Son eklenenler

Chávez’den Maduro’ya: 21. yüzyıl sosyalizminin yükselişi ve çöküşü (2) – Özgür Orhangazi

Chávez döneminde uygulanan ekonomi politikaları, petrol gelirlerinin yeniden dağıtımına...

Venezuela, MAGA ve Çin – Cihan Tuğal

Orta büyüklükte bir ülkenin cezalandırılması Trump’ın hanesine yazılan bir...

Kıbrıs pencerelerinden içeriye sızanlarla – Özkan Yıkıcı

Bir Lefkoşa gecesine daha girdim. Bugünkü tuhaflık, ama ileride...

Diktatörler gitsin ama! – Yücel Vural

Dünya’nın büyük bir bölümünde büyük bir karmaşa yaşanıyor. Bunun adını,...

ABD ile Avrupa arasında ‘Grönland savaşı’ mı çıkacak? – Yücel Özdemir

ABD Başkanı Trump geri adım atmadığı takdirde “Grönland sorunu”,...

TRT nefret kuşağı: ‘Gökkuşağı Faşizmi’ – Gözde Bedeloğlu

2015 yılında ilk kez polisin plastik mermi, biber gazı...

Grönlandlı Olsaydım – Özkan Yıkıcı

Şu anda elbet ben Grönlandlı olamazdım. Bırakın olmayı, oraya...

Canlı yayın