13 Aralık’ta Hollanda’nın başkenti Amsterdam’da, Haklar Forumu (The Rights Forum) tarafından Filistin konulu önemli bir toplantı düzenlendi. Toplantıya çağrılan iki konuşmacıdan biri, Ramallah’ta yaşayan Filistinli yazar ve araştırmacı Mariam Barghouti idi.
Barghouti konuşmasının bir yerinde, üniversitelerin şirkete dönüştürülmesinin nasıl bir girdap yarattığına ilişkin çok etkileyici bir örnek verdi. Örnekte yer alan Gent Üniversitesi 31 Mayıs 2024 tarihinde İsrail devleti ve akademik kurumlarıyla kurumsal iş birliklerini sonlandırma kararı aldı. İşgal ve diğer eylemleriyle üniversite yönetimini bu kararı almaya zorlayan öğrenciler, akademik iş birliklerinin sona erdirilmesiyle yetinmek istemediklerini, üniversitenin İsrail şirketleriyle de iş birliğine son vermesi gerektiğini dile getiriyorlardı.
Öğrencilerin yönetimle yaptıkları bir toplantıda, mali işlerden sorumlu bir yönetici söz konusu şirketlerden biriyle ilişkinin kesilmesinin maliyetinin 50 milyon avro olacağını söylemişti. Barghouti haklı olarak şuna dikkat çekti. Bir üniversite yöneticisi, 50 binden çok daha fazla Filistinlinin ölümüyle sonuçlanan ve sürmekte olan bir soykırım tartışılırken, 50 milyonluk bir zarardan söz edebiliyordu. Bu yöneticinin sözleri basit bir olgunun dile getirilmesinin çok ötesinde, üniversitenin para dışında bir değer tanımayan pazar ilişkileri içerisinde yer alarak çöküş yaşadığını gösteriyordu.
Bu örneği Boykot, Yatırımların Geri Çekilmesi ve Yaptırımlar Kampanyası (BDS) bağlamında açmakta yarar var. Kampanya, öncelikle kişi ve kuruluşların boykota katılmasını ve tüm ilişkilerin kesilmesini amaçlıyor. Akademik boykot bunun bir örneği. İkinci hedef ise yatırımlara son verilmesi. Barghouti, bunun üniversitelerin boykota katılmasını sağlamaktan çok daha zor olduğunu vurguluyor.
Toplantının ikinci konuşmacısı olan tarihçi İlan Pappé de Barghouti’nin dile getirdiği bu sorunun bir diğer yönüne dikkat çekti. Pappé, üniversitelerin şirketleştirildiği İngiltere gibi ülkelerde, akademik boykot konusunda ilkeli ve kararlı adımların atılmasını sağlayabilecek kişilerin yönetici kadro değil, akademisyenler olduğunu vurguladı. Şirketleştirilen üniversitelerin içerisinde giderek genişleyen yönetim kadrosu, en yukarıdan en alt düzeye tüm karar mekanizmalarında işletmecilerin yer alması veya ağır basması anlamına geliyor. Bu kişiler soykırım, işgal veya insan hakları gibi konuları bile, tüm diğer konular gibi gelir-gider penceresinden değerlendirmeye eğilimliler. Tam da bu nedenle, işletmecilerin eline geçen üniversiteler dışarıdan gelecek her tür mali yaptırıma boyun eğmeye çok açıklar.
Şirketleşen üniversitelerin akılları durduracak denli büyük bütçeleri var. Bu üniversitelerden bazıları ABD’nin büyük kentlerinde çok değerli taşınmazlara sahipler ve bunlardan büyük gelir elde ediyorlar. Gazze’deki soykırıma karşı işgal eylemleri başladığında en sert önlemleri alan, öğrencilerine düşman muamelesi yapan yöneticiler de işte bu rantsever üniversitelerdeydi. Aynı dönemde, şirketleşen üniversitelerin asıl işlevlerinden koptukları ve gerçeklerden uzaklaştıkları da somut olarak görüldü. Özel üniversite hayranlarının dillerinden düşürmedikleri Harvard rektörü ABD kongresinde utanç verici bir sessizlik sergiledi.
Hem başkanlığı hem de kongreyi ele geçiren sağcı ırkçı hareket, Gazze’deki soykırıma tepki olarak başlayan ve çok ses getiren öğrenci eylemlerinin önünü kesmek için üniversite rektörlerinin sorguya çekildiği bir tür soruşturma başlatmıştı. Bu hareket, üniversiteleri bir tehlike olarak gördüğü ve tüm üniversiteleri hizaya getirmek istediği için oturumların büyük bir gösteriye dönüşmesini istiyordu. Bu amaçla kimi ünlü üniversitelerin rektörlerinin azgın temsilciler tarafından sorguya çekilmesi sağlandı.
5 Aralık 2023’de Harvard Üniversitesi rektörü sorguya çekildi. Claudine Gay, Harvard Üniversitesi’nin ilk beyaz olmayan rektörü olduğu için özellikle önemli bir hedefti. Gay, kendisine ve üniversitelere yönelik kapsamlı bir saldırı gerçekleştirildiğini bilse de tipik bir şirket üniversite yöneticisi gibi uysal bir tutum sergiledi. Eylemci öğrencilerin kullandığı “intifada” kavramının, “İsrail’deki ve dünyadaki Yahudi halkına karşı soykırım yapmak anlamına” geldiğini söyleyen azgın sorgucuya karşı çıkmadı. Bu kavramın Filistinlerin işgale karşı çıkışıyla yerleştiğini; bu bağlamda ayaklanmak ve karşı durmak anlamına geldiğini söylemedi.
Gazze’de sürmekte olan soykırım ve Filistin, dünyanın hemen her yerinde birçok konuda litmus testine dönüştü. Filistinlilerin haklı mücadelesinin yanında yer almayanlar, yani bu litmus testine takılanlar, sömürünün ve adaletsizliğin yanında olanlar. Adalet ve özgürlük mücadelesi verenler, nerede olurlarsa olsunlar, bu teste takılmıyorlar. Filistin merceği üniversiteleri anlamayı da kolaylaştırıyor. Şirketleşme, çok açık ki, üniversitelerin çöküşü demek.



