Artık saklanamayacak kadar derinleşen küresel eşitsizlik, Uluslararası Eşitsizlik Paneli ile yeniden teşhir ediliyor. Raporla hem yoksulluk ortaya konuyor hem de çözüm için evrensel bir irade çağrısı yapılıyor.

Küresel Güney dediğimiz, kabataslak başını ABD’nin çektiği ve AB’yi de içeren zenginler kulübü dışında kalan ülkelerin sesini duyuran etkili bir kurumsal yapı yok. Son yıllarda küresel adalet adına en etkili çabalar Brezilya Başkanı Lula da Silva, Güney Afrika ve İspanya Başbakanları Cyril Ramaphosa ve Pedro Sanchez’den geliyor. Bu üçlü geçen sene Brezilya’nın G-20 başkanlığı sırasında Açlık ve Yoksulluğa Karşı Küresel İttifak girişimine ön ayak olmuşlardı. Aynı şekilde 2025 Haziran’da gerçekleşen Sevilla Eylem Platformu bünyesindeki, Dördüncü Kalkınma Finansmanı Uluslararası Konferansı’na destek vermişlerdi.
Şimdi de Güney Afrika’nın G-20 Başkanlığı sırasında kamuoyuyla paylaşılan Eşitsizlik Üzerine Uluslararası Panel’e öncülük ediyorlar. Bu 1988’de başlatılan İklim Değişikliği Üzerine Hükümetler Arası Panel modeli bir girişim olarak planlanıyor. Küresel eşitsizliklere karşı yetkili ve etkili bir ses yükseltmeyi planlıyor. Nobel ödüllü ünlü iktisatçı Joseph Stiglitz liderliğinde, aralarında Hintli kalkınma iktisatçısı Jayati Ghosh’un da bulunduğu çok sayıda uzmanın hazırladığı Küresel Eşitsizlik Raporu Johannesburg’daki G-20 toplantısı öncesi yayımlandı ve yapılacak çalışmaların genel çerçevesi ortaya çıkmış oldu.
Küresel eşitsizliklerin teşhiri çözüm önerilerinin sunulmasının yanı sıra, oldukça kapsamlı ve çarpıcı istatistiklere de yer verilen bu raporun önemli noktalarının 10 maddede sunumu:
1- Dünya ülkelerinin yüzde 83’ü Gini katsayısının 0,4’ün üzerinde olmasıyla ölçülen yüksek gelir dağılımı bozukluğuna sahip. Dünya nüfusunun yüzde 90’ı bu ülkelerde yaşıyor. Servet eşitsizlikleri ise gelir eşitsizliklerinden daha derin. 2020 ile 2024 yılları arasında yaratılan servetin yüzde 41’ine en zengin yüzde 1 kondu. Dünyanın en yoksul yarısı ise bu servet artışından ancak yüzde 1 pay alabildi. Küresel nüfus içinde 2,3 milyar kişi düzenli bir biçimde öğün atlamayla kendini gösteren ılımlı veya şiddetli gıda güvencesizliğiyle karşı karşıya. Bu sorun 2019’dan bu yana 335 milyon kişinin açlar kervanına katılımıyla ağırlaştı.
2- Eşitsizlik insanların yaşamını kırılgan hale getirir. Adalet duygusunu zedeleyerek, hayal kırıklığı ve mutsuzluğa yol açar. Zamanla toplumsal ve politik ahengi, yurttaşların yetkililere ve kurumlara güvenini erozyona uğratır. Politik istikrarsızlığı körükler, demokrasiye olan güveni törpüler, çatışmaları azdırır, uluslararası iş birliğine olan isteği azaltır.
3- Eşitsizlik kader değildir; onunla mücadele gerekli ve olanaklıdır. Eşitsizlik, yönetenlerin ekonomik tercihlerinden ve ahlakı duruş eksikliğinden kaynaklanır. Bu tek tek ülkelerin sorunu olmakla kalmamalı, uluslararası gündemin bir parçası haline gelip, küresel düzeyde dert edinilmelidir.
4- Eşitsizlik çeşitli boyutlarıyla var olur. Gelir ve servet farklılıklarıyla kendini gösteren ekonomik eşitsizlik; sağlık, eğitim, istihdam, barınma koşulları, çevresel etkilere maruz kalma, politik süreçlerde sesini çıkarabilme, adalet arayabilme gibi farklı alanlarla da korelasyon içindedir. Ayrıca eşitsizliğin sınıfsal, toplumsal cinsiyet kaynaklı, etnik ve ırksal boyutları da göz ardı edilmemelidir.
5- Ek olarak, fırsat eşitsizlikleriyle sonuç eşitsizlikleri arasında da kuvvetli bağlar bulunur. Yaşam çizginizde hangi ülkede, hangi bölgede yaşadığınızın da ebeveynlerinizin gelir ve eğitim düzeylerinin de belirleyici rolü vardır. Servet eşitsizlikleri geleceğe de taşınır. Yatırımı imkanları servetleri artırır, miras ve intikal vergilerinin yetersizliği kuşaklararası dengeleyici bir etki yaratma şansını ortadan kaldırır. Böylelikle toplumsal mobilite ve ekonomik etkinlik baltalanmış olur.
6- Servetiniz ekonomik ve politik düzlemde orantısız etki yaratmanızı sağlar. Ekonomik eşitsizlikler politik eşitsizliğe dönüşme eğilimi taşır. Politik süreçlerde sözünüzün dinlenir olması, mahkemelere adil erişimimizin gerçekleşmesi servetinize bağlıdır. Çoğu ülkede medya ultra-zenginler tarafından kontrol edilir, onlara toplumsal söylemin oluşmasında ayrıcalık sağlar. Bu sorun sosyal medya ve teknoloji platformlarının gelişmesiyle derinleşmiş, kamuoyunda gündemin belirlenmesi olanağı az sayıda kişinin elinde toplanmıştır.
7- Mevcut eşitsizlikleri yaratan başlıca iki kanal bulunur. Birincisi, piyasadan elde edilecek gelirlerin dağılımıdır. Piyasa gelirlerini kişinin becerileri yanında toplumsal ilişki ağlarına erişimi de etkiler. Buna finansal varlıkların, hisse senedi, mevduat vb. getirileri de eklenir. Bunların sonucunda emeğe, sermayeye ve rantlara düşen paylar ortaya çıkar. Bu dengeleri etkileyen kararlar bölüşüm öncesi politikalardır. İkinci kanal ise, yeniden bölüşüm mekanizmaları diye ifade edilen vergiler ve transferlerdir. Örneğin artan oranlı vergiler gelir eşitsizliklerini törpüler. Kamu harcamaları, sözgelimi sağlık ve eğitim hizmetlerinin parasız olması ve/veya sübvansiyonla desteklenmesi bu alanlara gereken parayı harcamayacakları için en fazla düşük gelirli ailelere yarar, gelir dağılımı bozukluklarını bir ölçüde düzeltir.
8- Uluslararası ekonomik ve hukuki mimari hem ülke içi hem de küresel eşitsizliklere katkıda bulunmuştur. Küreselleşme, özellikle mal ticaretinin serbestleşmesiyle gelişmiş ülkelerde emeğin pazarlık gücünü azaltmış, en başta düşük becerili işlerde çalışanların piyasa gelirlerini aşağı çekmiştir. Teknolojideki son gelişmeler de başta dijitalleşme ve yapay zekâ, topluma çeşitli faydalar sunmakla birlikte, ülkeler içinde de ülkeler arasında da eşitsizlikleri derinleştirme potansiyeline sahiptir. Hele bu gelişmelerden yarar sağlayanlar başka ülkelerdelerse, vergi politikalarıyla yeniden bölüşüm çabası yetersiz kalır. Kemer sıkmacı maliye politikaları, özellikle harcama kısıtlamaları öncelikle alt gelir gruplarını etkiler. Finansal liberalleşme de kredi verenleri yani varlıkları kayırır niteliktedir. Bu ortam daha fazla finansal oynaklığa, zaman içinde ülke borç krizlerine yol açar.
9- Ülke içinde gelirin dağılımını düzenleyerek; sonra da vergi ve harcama politikalarıyla yeniden bölüşümü devreye sokarak gelir dağılımını düzeltmeye hizmet edecek manevra alanları vardır. Şirketlerin güçlerini gemleyici politikalar; asgari ücret düzenlemeleri; temel hizmetlerin kamu tarafından karşılanması, örneğin gıda, barınma, sağlık, eğitim, sosyal güvenlik alanlarında mal ve hizmetlerin kamu tarafından sağlanması eşitsizleri giderici etki yaratacaktır. Uluslararası düzlemde ise minimum düzeyde çok uluslu şirket vergisi, vergi oranlarını aşağı çekerek sermayeyi cezbetmeye kalkışan dibe doğru yarışı önleyecektir. Uluslararası fikri mülkiyet hakları, uluslararası ticaret kuralları, tekelci uygulamaları engelleme önlemleri, yatırım ve karşılıklı vergi anlaşmalarının gözden geçirilmesi, uluslararası finansal kuruluşların reformu bu anlamda ilk akla gelen adımlardır.
10- Özetle, bugünün eşitsizlikleri doğa yasalarının sonucu değildir. Bizlerin tek tek uluslar olarak veya küresel toplum aracılığıyla yaptıklarımızın bir sonucudur. Eşitsizlikler kaçınılmaz değildir, politik iradeyle tersine döndürülebilirler. Bu raporda önerilen çözümler bazı ülkelerde uygulanmış ve başarılı olmuştur. Bu doğrultuda seçimler sadece eşitsizliği azaltmakla kalmayacak, ekonomik dayanıklılığı artıracak, kapsayıcı büyümeyi sağlayacak ve sosyal adaleti gerçekleştirecek niteliktedir. Küresel koordinasyon ve G-20 ülkelerinin bu noktada rolü kritiktir. Yukarıdaki amaçlara ulaşmak için Uluslararası Eşitsizlik Paneli’nin kurulması yaşamsal önemdedir.



