Zohran Mamdani’nin New York belediye başkanlığına uzanan hikâyesi, Amerikan siyasetinde uzun süredir egemen olan kalıpları zorlayan bir örnek olarak oldukça dikkat çekti. 4 Kasım günü Mamdani, hem Demokrat Parti’nin köklü figürlerinden Andrew Cuomo’yu hem de Cumhuriyetçi aday Curtis Sliwa’yı geride bırakarak belediye başkanlığını kazandı ve New York’un tarihindeki ilk Müslüman ve en genç belediye başkanı oldu. Yılın başında anketlerde yalnızca yüzde bir görünen, neredeyse hiç tanınmayan bir adayın dokuz ay gibi kısa bir sürede ülkenin en büyük kentinin lideri konumuna yükselmesi—ve bunu kapitalizmin kalbinde açık bir sol söylemle başarması—bu sonucu sıradan bir seçim zaferinin çok ötesine taşıdı. Kendi kampanya ekibinin bile yarışın başında ona sadece yüzde üç kazanma şansı verdiğini düşündüğümüzde, ortaya çıkan tablo daha da çarpıcı hâle geliyor.
EKONOMİK SIKIŞMA VE SINIF MERKEZLİ BİR SİYASAL SÖYLEM
Mamdani’nin kampanyasının en belirleyici yönü, ekonomik eşitsizliklerin yarattığı baskıyı açık bir sınıf siyaseti perspektifiyle ortaya koymasıydı. Mamdani, bir demokratik sosyalist olarak, işçi kesimini önceleyen bir gündemle hareket etti. Kampanya boyunca milyarderlerle halk arasında bir seçim yapılması gerektiğini vurguladı ve tercihini açıkça ilan etti: “Ben milyarderlerin değil, çalışan insanların tarafındayım.” Bu mesaj, hem New York’un yoksul ve orta sınıf mahallelerinde hem de genç, ilerici seçmenler arasında güçlü bir yankı buldu.
New York’un giderek ağırlaşan yaşam maliyeti, özellikle son yıllarda düşük ve orta gelirli mahallelerde ciddi bir kırılganlık yaratmıştı. Kira fiyatlarının kesintisiz artışı, toplu taşıma masraflarının bütçeleri zorlaması, çocuk bakımının çok maliyetli hâle gelmesi ve temel gıda fiyatlarının yükselmesi, geniş kesimlerin hayatını doğrudan etkileyen sorunlardı. Mamdani, bu sorunları ideolojik bir çerçevenin içine hapsetmek yerine, gündelik hayatın somut deneyimlerinden yola çıkarak anlattı. Kira dondurulması, ücretsiz ve hızlı otobüs hatları, belediye tarafından işletilen ucuz marketler ve ücretsiz çocuk bakımı vaatleri hem seçmenin anlayabileceği kadar yalın hem de siyasal anlamda dönüştürücü nitelikteydi. Bu yaklaşım, ideolojik olarak farklılaşmış seçmen grupları arasında bile karşılık buldu. Geleneksel sol tabanın yanı sıra, orta gelirli seçmenlerde ve hatta geçmişte Demokrat Parti’den uzaklaşmış kesimlerde de Mamdani’ye yönelik bir yakınlaşma gözlendi. Ekonomik sıkışmışlık, ideolojik sınırların ötesinde bir ortak deneyim yarattı ve Mamdani bu ortak deneyimi siyasal bir söylem hâline dönüştürmeyi başardı.
Mamdani’nin başarısının arkasında, Amerika siyasetinde uzun zamandır görülmemiş bir taban hareketi de yatıyor. Tıpkı Barack Obama gibi, Mamdani de siyasete taban örgütlenmesi üzerinden girmişti. Kampanyanın merkezinde yüz bini aşan bir gönüllü ordusu yer aldı. Bu gönüllüler yalnızca afiş asan, broşür taşıyan veya telefonla seçmeni arayan kişiler değil; kampanyanın stratejik akışına doğrudan katkıda bulunan, fikir üreten, sahayı analiz eden ve kampanyanın söylemini taşıyan asli aktörler oldular. Gönüllüler içinden kısa sürede saha sorumlusu, mahalle koordinatörü, lojistik planlayıcı gibi konumlara yükselenler oldu. Bu yatay örgütlenme modeli kampanyanın kendi kendini çoğaltan bir dinamizm kazanmasını sağladı. Dolayısıyla, New York siyasi tarihinde görülmemiş büyüklükte bir saha örgütlenmesi oluşturuldu, 100.000’den fazla gönüllü, her gün mahalle mahalle dolaşıp 3 milyondan fazla kapı çaldı. Bu durum kampanyanın kendiliğinden büyüyen ve katılımcıları güçlendiren yapısını gözler önüne seriyor.
Bağış modeli de kampanyanın taban doğasını pekiştiriyordu. Mamdani büyük bağışçılar yerine binlerce küçük katkıya dayanan bir finansman stratejisi izledi. İnsanlar kendi bütçelerince beş, on veya yirmi dolar göndererek kampanyayı destekledi. Mart ayında kampanya harcama limitine ulaştığı için bağış kabulünü durdurmak zorunda kaldı; Eylül ayında aynı durum tekrarlandı. Bu yalnızca maddi bir başarı değildi; kampanyanın “bizim kampanyamız” duygusuyla benimsendiğini gösteriyordu. Mamdani’nin belirttiği gibi, bu süreç adeta bir zincirleme etki doğurmuştu: insanlar kampanyaya katıldıkça çevrelerini de dahil ediyor, gönüllüler kendi ekiplerini kuruyor ve kampanyanın ivmesi durmadan artıyordu. Ve tam da bu nedenle, diğer adayların aksine, milyarder ya da milyoner bağışçılara bağlı kalmak zorunda değildi.
Mamdani’nin zaferinin demografik temeli son derece dikkat çekiciydi. 18–29 yaş arası seçmenlerin yüzde 78’inin oyunu aldı. TikTok ve Instagram üzerinden kurulan bağ, genç seçmenleri yalnızca çevrimiçi mobilize etmekle kalmadı, onları sandığa taşımayı da başardı. Özellikle ortalama yaşın 45’in altında olduğu bölgelerde Mamdani’nin oy farkı 30 puana kadar ulaştı. Kiracıların yoğun olduğu semtlerde 20 puanı aşan farklarla kazanması, ekonomik baskının doğru bir söylemle ciddi bir siyasal bir güce dönüşebildiğini gösterdi.
Aynı zamanda Afrikalı Amerikalı ve Latin seçmenlerle de güçlü bağlar kurdu; ön seçimde kaybettiği mahalleleri genel seçimde geri kazandı. Göçmen topluluklarla erken dönemde kurulan temaslar Mamdani koalisyonun önemli bir parçasıydı. Camilerde, kültür merkezlerinde, sokak etkinliklerinde yapılan görüşmeler neticesinde Güney Asyalı ve Müslüman seçmenlerde ciddi bir mobilizasyon sağlandı. Ancak Mamdani kısa ve net programıyla kimliğine değil, kamusal taleplerin somutluğuna vurgu yaptı. Bu da kampanyayı etnik temelli bir mobilizasyonun ötesine taşıdı. Demografik ya da kentsel dönüşüm geçiren, siyah veya Hispanik nüfusun azalıp beyaz nüfusun arttığı mahallelerde dahi Mamdani güçlü bir performans sergiledi. Bu sonuç, kampanyanın yalnızca kimlik temelli siyasete yaslanmadığını, ortak ekonomik sıkıntıların farklı toplulukları birleştirebildiğini gösteriyor.
Seçime katılım oranının son 60 yılın en yüksek seviyesine çıkması, Mamdani ve ekibinin yarattığı mobilizasyonun gücünü somut olarak ortaya koyan en önemli gösterge oldu. Bir milyondan fazla seçmenin sandığa gitmesi, kampanyanın toplumsal karşılığının genişliğini kanıtlıyordu.
HAREKETİ SÜRDÜRÜLEBİLİR KILMAK
Seçimin ardından Mamdani’nin ekibi için en kritik mesele, kampanyaya güç veren bu geniş taban hareketinin nasıl sürdürülebileceği. Benzer şekilde yükselen Obama’nın yaptığı en büyük hatanın, yarattığı siyasi mobilizasyonu 2008 seçimleri sonrasında kurumsallaştıramamak olduğu sık sık dile getiriliyor. Mamdani ekibi bu yanlışı tekrar etmek istemediklerini vurguluyor. Peki Mamdani’nin ateşlediği bu taban hareketi ve enerji sürdürülebilecek mi? Verilen sözler — kira dondurması, ücretsiz ulaşım, ücretsiz çocuk bakımı — uygulanabilecek mi? Mamdani’nin kendisi bu soruların farkında ve seçim sonrası söyle diyor: “Asıl sınav şimdi başlıyor. Bizi birleştiren şey, değişimin mümkün olduğuna olan inançtı.” Bu inançla, gönüllülerle yapılan toplantılarda, bu dev potansiyelin kent yönetiminde nasıl etkin bir role dönüştürülebileceği üzerine çalışmalar yürütülüyor. Amaç, kampanyanın bir seçim aracından ibaret kalmaması ve uzun vadeli bir toplumsal-siyasal örgütlenmeye dönüşmesi.



