yaklaşımlarAlpay DurduranSilahla çözüm aramaya devam – Alpay Durduran

Silahla çözüm aramaya devam – Alpay Durduran

durduran2Toplum sorunlarına silahla çözüm arama çabası etrafımızı parçaladı. Parçalar birbirlerini yok etmek için silaha devam ediyor ve ayni zamanda ellerine göre saydıklarını kendi emirlerine girmesi için gayret ediyor. Devlet ise suçluları arıyor. Medya tartıştırıyor. Alıştığımız gibi sıranın terörü engellemenin yolu kaynağını kurutmaktır amaçlı eleştirilere de gelecek. Bekleyeceğiz.

Şöyle bir bakarsak terörist, kalabalığın içinden Kürt yoğunluğu seçti. Biri önce kadın, biri erkek sonra ikisi de erkek terörist denilenler, HDP ve onu düşman görmeyenleri seçti. Türk ordusu ise Kürtlere saldırıya geçti.

PKK veya benzerleri intihar bombacılığına itibar etmediler. İntihar bombacılığı DHKPC tarafından kullanıldı.

Kürtler arasında PKK ile savaş halinde dinci kümeler var. İki siyasi partileri olduğu da haberlerde verilir.

Onun için herşeyi Türk Kürt diye düşünmek yetmez. Dinci Kürt ile solcu Kürt ayrımı var. Dahası laik Kürt yok mu? Elbette solcu laik olmasın olmaz. Amma dinci laik olamaz. Nitekim bir programda HDP milletvekili laiklerin dinine yaptığı tahribatta bahsetmeden edemedi. Lakin programda kimsenin dikkatini çekmedi. Herhalde laikliğin yerleşmiş olduğunu düşünüp ne demek istediğini bile sormadı değiller. Çünkü adamın ağzından yarım yamalak çıkmıştı, esas konu ölen kalanın kime yarayacağı idi. Kendi bağlılıklarına göre kimin kazançlı çıkmasını istiyorlarsa ona göre gerçekleri eğip büküyorlardı.

Bu gerçeklerin arasında sonuca götürecek olanları, sanıkları yakalamak için aradığımızı anımsarsak yani kim bu olayla ilgili terörü uyguladı ve kaynağı nerdedir diye etkili olanları belirlersek bir yolunu buluruz.

Bazı insanlar için değer yargılarından bazıları daha önemlidir. Yoksa Kürt, Türk, Alevi, Suni ve laik gibi beş sınıfa ayırarak 2*2*2*2*2=32 farklı kombinezon hakkında kafa patlatmalıyız. Sonra Elnusra mı Elkaide mi DAİŞ mi diye devam etmeliyiz. Kaynaklar da katlanır gider. Araziye bakıp ayıklamak için br deneyimimi size aktarayım. Bir eski arkadaşım bana sen iyi bir adamsın ama dinsizsin onun için ne sana ne de partine oy vermem dedi. Yani bazılarına göre siyasi konular bile dine bağlıdır. Türkiye’de de çok kişi dini akidesine göre oy verir. Yolsuzlukla savaşmak veya dış ikişkiler ve saire hep bırakılır ve kişinin dini akidesine göre ve partisinin dine karşı tutumuna göre oy verilir. Yasal davranma zorunluluğu da egemen olmadığı için memurlardan yetkili olanlar arasında bu şekilde davrananlar çoktur.

Paralel devlet dedikleri gerçek de bundan kaynaklanır. Paralelciler hâkim, savcı ve polislerden bazıları yasayı değil ilişkilerini düşünerek hareket ettiler ve onlara yakın AKP dini akideleri uygun olanlardan olduğu için göz yumdu. Biz Ergenekon soruşturmasında derin devleti yok edilecek diye umarken laikliğin bekçiliğini yapamasınlar diye uydurulmuş delillerle saldırmışlar.

Teröristin uygulamaları da canını verirse cennete gideceğine inananların metotları olduğunu gösteriyor. Bir DHKPC var ki o da silahlı propaganda diye savaşan Filistinlilerin itibar kazandırdığı metot sahibi olarak intihar eylemi yapmıştı.

DHKPC bu işte yer aldı denemeyeceğine göre geriye dini terörist yani cennet yolcusu bu işte aranmalıdır.

Bu arada Adıyaman gurubu diye dinci radikaller anıldı. Konya’da da Işid teröristlerine bağlılar kovuşturuldu ve yakalananlar oldu.

Sanırım araziye bakıp şüphelileri ona göre aramaya başlayanlar olduğuna göre neden halka muhtemel terör kaynakları hakkında bilgi verilmedi diye sormaz mıyız? Soranlar var. Ancak müslüman oldukları için onları terör kaynağı olarak göstermek oy kaybettirebilir. O şüpheliler bir yığın Arapça laf edip Kuran’dan dayanaklar bulup AKP’nin de laikleştiğini ve Kuran değil çağdaş hukuka baktığını ileri sürerler ve AKP’nin İslam dünyasının liderliğini geri alma hedefi boşa gider.

Kürt hareketi de İslam baskısından uzak değil. İki dinci parti HDP ile çatışma halindedir ama devletle değil dini terörle gelen şiddeti bile katil devlet diye kınar.

Türk Kürt genelde laiklik ve dini akideler arasında matçez oldu. Faili meçhul cinayetin sorumlusu elbette devlettir. Amma faili olmayabilir. Hatta devletin hangi kısmı diye de açıklık şarttır.

Türkiye cumhuriyeti ne yazık ki Osmanlı’dan kurtulamadı. Osmanlı’nın işgal hudutları o kadar büyüktü ki hayali cihan değer. Onun rüyasını görenlere göre dini akideleri barış içinde bir arada tutmayı başaran Osmanlı düzenini benimsemek İslam aleminin de birleşmesini yani Araplar dahil hepsinin birleşmesini sağlayacak.

Böyle bir rüya tüm türlerin dürtülmesi ve ta başından kanlı sonuçları olan mevali ile Arap çatışması benzeri güç yarışlarını doğuracak değil miydi?

Türkiye’yi de böleceği açık. Laiklere ve insan haklarını isteyenlere cennet vaat etmenin ne yararı olur ki?

Kuran hukuku yerine evrensel hukuk değerleri diye kavga edenlere deli gömleği giydirmenin nelere mal olacağını görüyoruz. Gözü kararanlar görmeyebilirler ama biz görürüz.

Bir devleti bölmek için silah kullanmayı ve dünya çağdaş hukukundan kopmayı kabul etmemiz olanaksızdır. Hukuksal haklarını kullananın savunulmasına evet ama onun arkasına sığınana hayır demek gerekir. Ta ki hukuk yolu açılsın haklarını kullananlara ve kendini savunanalara destek olmak tamam ama o kadar.

Kılıçdaroğlu’nu ve sonunda diğer partiyi (HDP’yi) çağırmış başbakan Davutoğlu. Sen yasal olarak ne hak verdin ve kılıçdaroğlu’ndan ne bekliyorsun? Türkiye’de, bizde olmadığı gibi, demokratik bir parlamento yoktur. Muhalefetten isen bilgi alma hakkın bile yoktur. Yasa önerme hakkının ne hale getirildiği son meclis başkanı seçimi için yasa değişikliğini ayni günde yapmakla gösterdiler. Muhalif oldun mu bir giçsin. Ne yapsın Kılıçtaroğlu?

HDP’nin eş başkanı Demirtaş ise devlet katildir dedi. Yani AKP yaptırdı demeye getirdi. Zaten hırsız lafını da kullandığına göre açıktır hedefi… Amma sorumluluk cinayet sorumluluğu değil cinayete engel olamama sporumluluğudur. Bunu ayırt etmek gerekir. Ne yazık ki bu arada gerçek, es geçildi.

Dilerim dinci Kürtler sorumlu olmasınlar! Adıyaman’dan Elkaide’ye militan gittiği bilinir. Konya’da da yakalananlar oldu. Türkiye’de var da bizde yok mu; etraf yuva dolu.

Siyaset kurumu sorunları çözecekse muhalefete de yetki ve görev verilmelidir.

Yuvalara karşı etkili önleme çalışması her olanakla yapılmalıdır. Muhalefete yetki verilseydi muhalefet olsun bilgilendirme görevi yapabilirdi. Ancak öyle bir meclis yok. Onun için iki erkek mi bir erkek bir kadın mı bilgisi bile gecikerek muhalefetten yetkisine bağlı olmadan verilen bilgiye göre öğrenildi.

Bu haliyle Türkiye dünya gücü olacakmış ve Osmanlı’nın Yaptığı gibi İslam’ın lideri ve koruyucusu alacakmış!

Fazla açık bir şey yazamadım ama bir ekle zenginleştireyim. Bizim barış mitinginde de TNT vardı. Neden ve kimin olduğu hala muamma? Bomba cinsine bakarak, patlatılmadığına göre tehdit vardır ve o tehdidin kimden geldiği gizli kaldı. Buna rağmen bizde de partileri uyanık olmaya davetiye çıkacak mı!

Diğer yazıları

Yönetimin tek cinsi kabul edilir: DEMOKRASİ – Alpay Durduran

Yönetimin tek cinsi olması kabul edilir. Diğer cinsler tarih...

Gerçekte devletimiz varmış! – Alpay Durduran

Gerçekte devletimiz var. Onun uğruna ölünecek kutsal bir halka...

Demokrasi ve sorunları halkın karşısında – Alpay Durduran

Seçimler oldu ve sınav devam ediyor. Oylar dağıtıldı ve...

Devlet suçluyu koruyamaz her an suçu soruşturmaya hazır olmalıdır – Alpay Durduran

Halkı kandırıp yasal boşluklardan bahsedilirse biliniz ki sorumluluktan kaçanlar...

Demokrasiye ters gelişmeler – Alpay Durduran

Demokratik yolla seçilmiş gibi yapılan ve hükümet kurma çalışmaları...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
3,970TakipçilerTakip Et
822AboneAbone Ol

Son eklenenler

Kapitalist ‘yaratıcı yıkım’ ve İran savaşı – Volkan Yaraşır

Savaşlarla kapitalist krizler arasında diyalektik bir ilişki vardır. Bu...

Hafta sonu “şekerleme gibi” haberlerden seçkiler! – Özkan Yıkıcı

Son günlerde Türkiye, K. Kıbrıs dolmuşları iyi iş gördü....

Hrant Dink ve Urfalı Hacı Halil’in anısına – Taner Akçam

23 Nisan Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş günü, çocuk bayramı olarak...

40. yılında Çernobil ve nükleer meselesi – Bayazıt İlhan

Yaşanan en büyük nükleer felaket olan Çernobil Nükleer Güç Santrali kazasının üzerinden tam...

Annan Planı üzerine birkaç kelime – Özkan Yıkıcı

Yeniden bir yıldönümü makalesi yazmaya başlıyorum. Dünkü yazımda da...

Yıldönümleri havuzundan seçkiler – Özkan Yıkıcı

Bugün Yirmi Üç Nisan... Önemli tarihî günlerin de yaşandığı...

Çernobil’in 40. yılında: Nükleer belaya karşı hafıza ve mücadele – Ecehan Balta

25 Nisan 2026 Cumartesi günü Sinop’ta, Nükleer Karşıtı Platformun...

Diplomaside distopya dönemi ve Türkiye! – Hediye Levent

İran-Amerika-İsrail savaşı zaman zaman sakinleşse de asla durmayan depremlerden...

Canlı yayın