arşivAli Sarıtepe“BESLEMEK” HAKİKATİN KENDİSİMİDİR! - ALİ SARITEPE

“BESLEMEK” HAKİKATİN KENDİSİMİDİR! – ALİ SARITEPE

Kıbrıs adasına TC’nin asker çıkarmasıyla birlikte, Türkiye kamuoyuna o günden bu yana algılatılan ve Türkiye toplumunda egemen olan anlayış haline gelen, “besliyoruz” ifadesi gerçeğin kendisimidir?

Ada kuzeyini askeri denetime alan TC, o günden bu yana denetimini işgale dönüştürmüş durumdadır. Denetimin işgale dönüştürülmesi uluslararası hukuk kuralları ve BM antlaşmaları çerçevesinde de durumun ifadesidir.

Ada parçası her ne kadar “soydaşlarımızı koruma” gerekçeli ifadelerle anlatılmaya çalışılmış olsa bile, ada’ya aktarılan nüfusun yoğunluğu ve bunların kalıcı hale dönüştürülmesi, meselenin “soydaşlarımız” meselesi olmadığı, asıl meselenin; adanın kalıcı olarak taksim edilmesi en nihayetinde de ilhak edilmesi olduğu kendisini çıplak olarak göstermektedir.

Ada parçası, işgalden bu yana nüfus sayımına tabi tutulmamıştır ve bilinçli olarak yapılmamaktadır. O kadar nüfus taşınmıştır ki, yapılacak olan nüfus sayımıyla ada ya taşınmış olan nüfusun büyüklüğü ortaya çıkacaktır ve bununda demografik işgale dönüşmüş olduğu resmiyete kavuşmuş olacaktır. 90 ile 110 bin aralığında olan Kıbrıslıtürk nüfusuna karşılık, 600 bin civarında getirildiği tahmin edilen TC vatandaşının, burada vatandaşlandırılması gerçeği ortaya çıkacaktır. Ada kuzeyindeki Kıbrıslıtürk, ancak aranmayla bulunabilecek duruma düşürülmüştür.

Adaya taşınan demografik karakter, esas olarak sivil askeri potansiyel olarak kurgulandığından dolayı, bunlar ayrıca da burada ki ekonomi hayatına işgücü olarak nitelikli katma değer yaratma yeteneklerine sahip değillerdir.

Adada, halkta formülasyonunu bulan 3 K (kadın ticareti-kara para-kumar) ekonominin bel kemiği olmuş durumdadır.

Taşınan nüfusla, ada parçası kendine yetebilen ekonomiye  sahip olma imkanlarından mahrum bırakılmıştır. Durum bu iken, TC’nin adaya yaptığı mali kaynak aktarımı; her şeyden önce taşımış olduğu nüfustan kaynaklanan ekonomi yaşanamamazlığının sonucudur. Yapılan “yardım” bu sorun kaynaklı iken TC’nin buraya yapmış olduğu ihracatla da yine bu yardım geri alınmış olunmaktadır.

Adaya taşıdığı nüfusla yaratmış olduğu işsizlik sorunu, Türkiye sermaye yatırımının işgücünü Türkiye’den getirerek ucuz işgücü ile çalışması, burada işsizliğe kalıcılık kazandırmış bulunmaktadır.

Türkiye’nin aktırmış olduğu mali tutar, Birleşik Kıbrıs yaratımında ada halkının sırtına yüklenecek borç olarak yapılandırılmış durumundadır.

Dolayısıyla; Erdoğan’ın “onları besliyoruz…” sözü gerçeği yansıtmamaktadır.

Felç ettiği bir halkı ve ekonomiyi, her an her saniye kendisine mahkum ettirme politikasıdır, TC’nin yaptığı.

Diğer yandan; olmayan ekonominin çıkaracağı sorunlardan kendisini sakınabilmek için, yanı başındaki Kıbrıs Cumhuriyeti ekonomisinin kişi başına düşen GSMH (Gayri Safi Milli Hasıla) yüksekliği; “mali yardım”a sigorta işlevi gördürmektedir. Dolayısıyla; TC’nin buraya aktardığı nüfusun kendisine sorun olmaması için “yardım” onun için bir zorunluluktur.

“Yunanistan’ın orada ne işi varsa, Türkiye’nin de stratejik olarak o işi vardır.”

Osmanlının Çarlık Rusya’sı ile olan savaşlarından dolayı, İngiltere’nin desteğine karşılık olarak Kıbrıs’ın kiralanması ve 1.Paylaşım savaşı ile ilhak edilmesiyle Britanya İmparatorluğu’nun sömürgesi olması ile birlikte Osmanlının ve onun bakiyesinden oluşan TC’nin Kıbrıs sorunu kalmamıştır, olmamıştır.

İngiliz sömürgeciliğine karşı ada halkı anti-sömürgeci mücadelesinde ortaklaşırken, yine aynı dönemde ada halkının toplumlarında, İngiliz sömürgeciliğinin yönetme politikalı itibarı ile ada toplumlarındaki farklılıklar öne çıkarılıp sömürge siyaseti bunun üzerinden yürütülmekteydi.

Helen ülküsü, Yunanistan’ın buraya büyük ilgi duymasını sağlarken, aynı zamanda Kıbrıslırum’larda da siyasi olarak karşılığını buluyordu.

İpek yolunun ana geçiş noktalarından olan Kıbrıs adası, orta-doğu’da ki petrol sahalarından dolayı, İngiliz sömürgeciliğinin alana yakın en önemli ve en yakın askeri üssüydü.

Emperyalizmin, İngiliz-Amerikan siyasetinin ana politikası Kıbrıs adasının kontrol altında olmasını sağlanması olurken, ada toplumlarını birbirine karşı kullanırken aynı zamanda devletlerde, Türkiye ve Yunanistan’da konunun muhatabı haline getirildiler.

Adanın taksimi; İngiliz sömürge politikasının ve İngiliz gücünün ada da kalabilmesinin ana politikası haline getirildi. O dönemde NATO paktına karşı VARŞOVA paktının olması ve Sovyetlerin sıcak denizlere açılmaması NATO ana politikasının temel noktalarındandı.

Uzun dönem İngiliz Sömürge Savcılığı makamında bulunan Denktaş vasıtasıyla Taksim politikası İngiltere ve ABD tarafından politikaya sokulurken, aynı zamanda maaşı ABD tarafından ödenen Özel Harp Örgütlenmesi adaya sokularak Kıbrıs, ada halkı sorunu uluslar arası sorun haline getirildi. Enosis ve Taksim üzerinden Yunanistan ve Türkiye soruna taraf yapıldı.

Daha önceleri Kıbrıs sorunu olmayan TC’nin artık “soydaşlarımız” gerekçesiyle nur topu gibi Kıbrıs meselesi vardı. Türkiye derin devleti TMT ile, Yunanistan tarafı da EOKA/B  ile üzerinde yükseltilmeye çalışılan toplumları baskı altına almaya çalıştılar.

TMT ve EOKA-B  ile adanın Kıbrıs Cumhuriyeti olarak kalması gerektiğini söyleyen, çaba sarfeden aydınlarına karşı hunharca ölüm timleri gönderildi. Mustafa Hüseyin, Ahmet Hikmet, Ahmet Gürkan gibi Kıbrıs Cumhuriyeti taraftarı olan dönemin aydınları öldürülürken, Derviş Ali Kavazoğlu, Kostaş Mişauli gibi ada aydınları, örgütlü devrimciler de EOKA-B’nin silah temini etmesi ve TMT’nin tetikçileri ile öldürtülmüşlerdir. Camiler TMT ve Kontrgerilla tarafından yakılarak toplumlar bir birine düşürülmeye çalışılmıştır.

Buradan kalkarak: Soğuk savaş dönemi ürünü olan adanın taksim ettirilmesi politikası ve pratiği ile Türkiye Kıbrıs’a taraf yapılmıştır.

Ada parçası ABD ve İngiltere’nin gözetiminde TC tarafına adım adım işgal ettirilmiştir. İşgal ettirme o kadar koordine yapılmıştır ki; dönemin ABD Dışişleri Bakanı Kissenger ile Albaylar cuntası ve Ecevit’in ortaklaşmasıyla Kıbrıs sorunu yaratılmıştır.

Kendisine yaratılan sorunların farkında olan ve kendi geleceğinin mücadelesini veren bu toplum:

“Bizim Kıbrıs diye bir sorunumuz yoktur” diyen TC’ne bunu hatırlatması ve gereğinin yerine getirilmesini istemesi onun en doğal hakkı değimlidir!

İfade biçimleri yanlış görülse bile, yanlış olsa bile; esas olan gözümüzün hakikatten ayrılmamasıdır.

Su yatağında akmalıdır.

Diğer yazıları

Toplumunu hasta eden devlet – Ali Sarıtepe

Toplum ya da toplum kütleleri üzerinde yükselen ve bir...

“Anayasayı askıya aldım” devlet biçimini dönüştürme eylemliliğidir – Ali Sarıtepe

Bundan önceki makalede “Demokratik Özerklik Devlet Biçimini Dönüştürme Talebidir”...

Demokratik özerklik devlet biçimini dönüştürme talebidir – Ali Sarıtepe

Üretim ilişkisinin karşılığı olan devlet tipi içerisinde çok çeşitli...

Bezginlik ve bezginleşmek – Ali Sarıtepe

Kişinin bir şey karşısında, devamlılık arz eden bir şey...

Orantılı şiddet, orantısız şiddet ve devlet terörü – Ali Sarıtepe

Kullanılan kavramın her iki halinin de ortak paydası vardır,...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
3,967TakipçilerTakip Et
825AboneAbone Ol

Son eklenenler

Emperyalizmin çıkmaz sokaktan kurtulma stratejisi – Prabhat Patnaik

Eğer neoliberalizm bu sürecin tersine çevrilmesini başlattıysa, Trump stratejisi...

Kamusal Alanda Aydının Rolü – Halil Karapaşaoğlu

İki binli yılların ilg başlarına gadar sanadcının, entellegdüelin, aydının...

Kıbrıs’ın bütün umutsuzları birleşiniz! – Neşe Yaşın

Biz ve onlar ikilemi sonsuza kadar sürecek bir çözümsüzlük...

“Βize Benzeyen Yabancılar” – Niyazi Kızılyürek

Bugünkü köşe yazımı Yorgos Frangos’un kitap tanıtımı etkinliğinde yaptığım...

Yaşam mücadelesi > nüfus mühendisliği – Gözde Bedeloğlu

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlanan...

1 Mayıs daha geride kalırken – Özkan Yıkıcı

dünyada bir gün vardır ki resmî kıskançlıktan sıyrılarak meydanların...

1 Mayıs: 8 saat canımız ne isterse! – Kıvanç Eliaçık

Sendika bildirilerinde, miting konuşmalarında ve sosyal medya paylaşımlarında 1...

Canlı yayın