Son günlerde Suudi merkezli çelişkili algı yaratacak haberler dünyada uçuşuyor. Özellikle bir yanda Mekke ittifak anlaşmasıyla Ortadoğululaştırma çizgisine doğru kaydırılırken, öte yanda Amerikan mirası cihatçılardan oluşan birliklerin Suudi Arabistan’a gitmeye başladığı ek haberleri de duyuluyor. Konu öyle bir noktaya sokuldu ki demeğin gitsin.
Bu gelişmeler olurken açıkça Türkiye ve Pakistan da Suudileri destekleyeceklerine, bazı sızan bilgilere göre de danışman ve lojistik adına Riyad’a askerî kesimlerin gönderildiği duyumları olmaktadır.
Peki Arap Yarımadası’ndan gelen haberler ne: Suudi destekli uçaklar Yemen’in belirli kesimini bombalıyor. Bu gayet normal şekilde haberleştiriliyor. Hatta utanmanın daniskası olarak da “Husilerin saldırılarına karşılık veriliyor” belirtmeyi de ihmal etmiyorlar.
Tabii ki karşılığı da oluyor. Yemen’den füzelerle hem de başta Riyad Havaalanı da dövülüyor. Beş havaalanının vurulduğu, ölenlerin onlarca olduğu, içlerinde Amerikalıların da olması medyaların artık ilgisini çekme ve propaganda kullanımlı haberleştirmesini de tetikledi. Gerçekten, son dönemde Ensarullah örgütü hem Kızıldeniz’deki ulaşıma yaptığı müdahale hem de direkt Suudilerin havaalanlarını ve petrol tesislerini vurması, dünyada etki yapmaması mümkün değildir. Arabistan’ın önemli petrol ihracatçısı olduğunu eklersek, nedeni hemen anlaşılır.
Daha da işi büyülten, daha kuruluşu örneğin Türkiye’de meclisten geçip yasalaşmamasına rağmen, Mekke ittifakıyla Suudilerin yanında savaşa katılma kamuoyu oluşturulmaya geçilmesi de acayip gibi ama emperyalist Ortadoğulu bir gerçektir.
Gerçekten tuhaflıklar var. Daha bu yıl Trump’a şov için yüz milyonlarca silah satın alındı. Amerikan sanayisinin can damarı gibiydi. Öyle silahlar alındı ki gelişmiş ülke ordularında dahi bazılarında yok. Üstelik modern savunma sistemi ile uçaklar da bu alınan silahlar içinde var. Ama bir çöl veya dağcı dedikleri, terlikli ifadelerle küçümsedikleri Husiler karşısında yetmiyor. Öyle yetmiyor ki Mekke ittifakına dayanarak direkt askerî yardım isteniyor. Cihatçıların bir kısmı Suriye’den Riyad’a geçtiği bilgileri de araya sızdırılıyor. Kime karşı mı: taş üstüne taş bırakmadıkları, ambargolar altına alıp ölümle pençeleşen çocuklar manzaraları yarattıkları Yemen’in Ensarullah örgütü…
Propaganda yoğun. Öyle yoğun ki demeğin gitsin. Üstelik en çirkin yalanı da öne çıkarıyorlar. Yemen’deki Husiler Suudi havaalanlarına saldırdılar deyip krizin sanki bu olayla başladığı imajına oynanıyor. Hâlbuki biraz deşilince Suudiler hiçbir zaman Yemen’e yaşama hakkı vermediler. Son yıllarda sadece Suudiler değil, Amerika’dan İngiltere’ye varan uçaklarla Yemen’i Orta Çağ karanlığına dek getiren coğrafyalarını oluşturdular. Nedense dünya kamuoyu Husiler veya başka Yemen örgütlerine en modern uçaklarla bomba yağdırırken, hiç eleştiri yapılmadı. Tam aksi bu yıkım üstüne ambargolarla adeta açlık ile ölüme de çevirdiler. Elbet onca ezilmeler yok olma yerine örgütlenip mücadele etme eğilimi de gelişti.
Yemen’deki ilk soru işaretleri İsrail’in Gazze katliamında boy gösterdi. Tüm dünya soykırımı destekler veya Türkiye gibi ikili oynayıp kendine yontarken, Filistin katliamına Yemen’den destek geldi. Olanakları düzeyinde İsrail’e füze yağdırdılar. İsrail ise sivil liman Yemen’den bombalayarak tahribatlar ve katliamlar gerçekleştirdi. Bu arada Suudiler de fırsat bu fırsat deyip hem de anlaşma olmasına rağmen Husilere saldırdılar. Onları bombaladılar. Ablukaya aldılar. Hatta Yemen’in önemli bakanlarının olduğu uçağı Sana Havaalanı’nda vurdular. Kimse kınamadı. Neden yapıyorsun denmedi.
Ancak Ensarullah örgütünün giderek Kızıldeniz’deki trafiğe müdahale etmeye başlayınca işler değişti. Önce sert bombardımanlar yapıldı. Sonra petrol arzı konusunda Hürmüz’den sonra Elbab’ın çıkması başta Amerika’yı kendini kurtarmaya yöneltti. Yemen’i bombalamama karşılığında Kızıldeniz’deki Amerikan bandıralı gemilere zorluk çıkarılmama anlaşmasını yaptılar. Bir anlamda dehşetle saldıran Suudiler en azından hava saldırılarında müttefiklerini kaybettiler.
Yine de Suudiler saldırıyordu. Kendi destekledikleri kesimi hem de BM Konseyi’nde dahi yasal hükümet olarak da onaylattılar. Fakat hayat başka şey söylüyordu. Başkent Sana dahi Ensarullah’ın elindeydi. Ama dünya hep yasal yönetim diyor, Suudilerin bombalayıp sivil okul, hastane imhalarını normalmiş gibi algılatıyordu.
Sonuçta Yemen’den direkt Suudi Arabistan’a füzeler gelmeye başladı. Önce ikaz edildi. Sonra petrol rafineleri, oradan da boru hatları vuruldu. Suudiler hâlâ aynı teranedeydi. Topladığı Arap desteği ile yeniden Sana’ya doğru saldırılar yaptı. Ancak sınırın deniz boyutunda kontrol etmeyi başaran Husiler dünyaya direkt mesaj veriyordu.
Suudiler Amerika başta olmak üzere modern silahlar aldılar. Savaşın en kirli yöntemlerini kullandılar. Ama bir türlü ne Yemen’e girebildiler ne de müttefiklerini Sana’ya soktular. Üstelik artık savaş Yemen topraklarından çıkıp Kızıldeniz’e açılıyor, Suudi Arabistan’da başkentteki havaalanı ile tesisleri vuruyordu. Bunlar savaşın tırmanması demekti. Suudiler İslam dünyasından yardım istiyor. Mekke anlaşması beşinci hükmüne göre saldırıya uğradığı için de Türkiye ve Pakistan’dan askerî müdahale talep yapmaktadır. Ani işler karışık. Hele de son bir yanda Suudiler gözetmeden katılan yeni filolarla Yemen’i döverken, kimse Yemen’deki kaç sivilin öldüğünü dahi söylemezken, başkent Riyad havaalanları vurulunca da öne çıkan haber şekliyle paradoksal gerçek oluştu.
Bu kervana Mısır da katılarak Husiler kınanıyor. Tehditler yağdırılıyor. Dünyaya algısal, sanki her şeyi Ensarullah’ın başlattığı makyajlı haberler yağdırılıyor. Ama tarihin gerçeği var: emperyalist çağda Yemen hiç rahat bırakılmadı. Osmanlı’dan Britanya’ya, Amerika’dan Suudilere herkes Yemen’de bir hesapla saldırdı. Hele de Türkiye’de Yemen ağıtları çok anlamlı türkülerdir.
Kısaca: Ortadoğu kaynıyor. Yemen ayağı ile Doğu Afrika’yı da içine almaya başladı. Tek önemli uyardığım gerçek burada da kanıtlandı. Amerika tüm saldırılarını kendi coğrafyasından uzaktaki ülkelere yapıyor. Sınırdan çok uzak. Yemen olayında en başta Suudiler sınırda. Suudiler müttefikleriyle yıktıkça sorun yok. Ama onları da vurunca işler karışık. İşte Amerika da onca küstahlaşan saldırılarında kendi coğrafyasında da hissetmeye başlarsa, işler bir başka olacaktır. Bu da benden yeniden hatırlatma.
Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.



