yaklaşımlarÖzkan YıkıcıÖzkan Yıkıcı yazdı: Bir harmanlama yazısı

Özkan Yıkıcı yazdı: Bir harmanlama yazısı

Zaman zaman tekrarladığım basit gerçeklerden biri ile başlayalım. Genelde araştırma yaparken, hele de başka ülkeyle alakalı olunca, oradaki yayınları taramak önemli bir kaynaktır. Orada yazılanlar veya yaşananlarla bir ön bilgiyle birikiminiz gelişir. Özellikle de kendinize yakın yayınları da takip etme zorunluluğu da vardır. Hele de arada gidip bir gezerek gözleminiz olursa, işler daha bir gerçeklik eksenine oturur. Okumak, izlemek ve gitmek üçgeninde bilgi hep önemlidir. Ancak, eğer yararlandığınız kaynak yanlış veya gerçeklerden kopuk olursa da işiniz bir başka handikaplarla başlar. Anlatmak istediğiniz konu bir anda size de ters gelecek bilgilendirme şekline dönüşür. Onun için kaynak önemlidir. Israrla K. Kıbrıs’tan dışarıda bilgi veren veya yayın eleştirilerim boşuna değil. Öyle ki kendi gerçeklerimiz yerine, yerleşen sistemin istediği algılarla bir K. Kıbrıs yaratıldı. Sömürge şekli dahi yorumlarda konulmaz. O zaman da buradaki gelişmelerle alakalı kaynak başvurucular, sistemin istediği, kendilerinin amaçlamadığı bir kendi kamuoylarını yönlendirirler.

Ne yazık bunları hep yaşadık ve yaşamaya da devam edeceğimiz, şimdilik kesin. Bir ufak sorgulama: K. Kıbrıs’ta seçim sürecine girildi. Bolca reklam ve şov var. Hele söylemlere ikilemlik çoktan katıldı. Birileri “sayenizde, bizi tercih ediyor” sözleriyle propaganda yapılıyor. Kendilerinin seçki olmasıyla ötekiler gelirse diye başlayan atıp tutmalar alır başını gider. Tabii onca çağdaşlık ve demokrasi havariliğine karşın da rüşvetin nasıl normalleştiğini, ekonomik yandaşlama paylaşımın ayyuka çıkan örneklerde etrafta dolaşır. Yasal falan ise lafta var da sonrasında sıfır.

İnsanlar bu yolsuzluk, rüşvet ilişkilerinde alışarak yola devam diyor. Ötekiler ise koltuğa yakınken kaybetmeme adına bazı alanlara hiç dokunmaz. Yönetim uygulamalarında bazılarına dokunur da devamını duymazsınız. Fakat deneyimler öyle çok ki birbirine söyleyecek söz çok. “Siz de yaptınız” veya “sizin zamanınızda” demek gayet kolaydır. Hele bugünlerde parti tüzükleri ağıza hiç alınmıyor. Tıpkı gübre ve diğer işlerdeki ateşkeslere benzeyen dönem gibidir.

Oysa Ziya Rızkı yaşananından son Akıncı gerçeğine gerektiğinde baskının nasıl kullanıldığının net yaşananları hafızalarda olması gerekir. Hafızalarda var da aman dokunma ile geçiştirip normal şekilde devamla, kim kimin sırasına oynuyor. Aslında konuşmamak ile boşluğu ya sildirtme veya yerine işine geleni koyma kültürü davranış biçimine çoktan girdi. Hâlbuki hangi konuya el atarsanız, devamında çürümüşlüğün çirkefi elinizde hep kalır. Sadece son dönemlerde örneğin sahte diploma konusunda daha arızayla başlayan dışa vurumda neler oldu neler. Ama herkes şunu dedi: hatta sonuna dek gideceğiz diyenler dahi normal konuşmada “bu durum da kapatılır” dendi. Nitekim ilk isimlerde dahi egemen siyasal bloktaki siyasetçiden üst bürokrata, eşlerden etraftaki atanana dek isimler havada uçuştu. Öyle uçuştu ki bazısına nasıl ayrıcalık yapılır örnekleri de gözümüzün içine kondu. Önce daraltıldı ve giderek yüzlerce denilen sayıdan on civarına dek geriledi. Sonrası da konuşmama, kendi kendine sansürleme ile unutturuldu.

Başka bir örnek daha verelim: son Girne’deki facia. Çok önemli gerçekler her yandan dışa vuruyordu. Hangi konu dense, sonuçta bir rezalet gerçeği karşımıza çıktı. Öyle ki uçaktan gemiye yolculukta bulunması ve kullanılması gereken kara kutu burada hem de felaketten iki gün önce çalıştırılmadı. Hepsi bir yana, gemi veya uçak yola çıkmadan işlemesi gereken, kayıt yapan kara kutunun çalışması şarttı. Oysa felaket gemisinde bu dahi olmadı. En basit kontrol veya can alıcı denetimlerin hiçbiri olmadı. Hele de geminin statüsü, yasallığı ile benzer konularda işler bir başka haldeydi.

Tabii bu gemi Girne-Taşucu yolculuğu yapıyordu. Salt Girne’den çıkmıyordu. Taşucu da var. Üstelik deniz veya başka konularda idarenin nasıl olduğu da bilinir de konuşulmaz. O zaman da felaket gelince ta baştan sınırlar çekilir. Şuna dokunma ile çember daraltıldı. Yine de son ortaya çıkan gerçekle kara kutu dahi çalıştırılmadı hem de iki gün önceden. Ama burası çağdaş demokratik, hoşgörülü yermiş…

Başka bir önemli örnek daha: Adıyaman depremi. Aslında genel 6 Şubat korkunç depremi. Bu defa bizden de öğrencilerin ölmesi konunun acılarının direkt hissedilmesini de tetikledi. Tüm makamcılarımız kravat takıp mahkemeye gittiler. Güzel sesleriyle “Türk adaletine güveniyoruz” dediler. Tıpkı Girne faciasında “sonuna dek gideceğiz” dedikleri gibi. Zaman zaman tanıdıklar da olduğu için dikkat ettim. Ama gerçekler de vardı. Sonuçta sonuç çıktı. Tıpkı deprem sonrası sonuçlardan biri gibi. O günler gibi olup da uçuşan uçurma gibi sözler birden kesildi. Birisi çıkıp da hele talimatlı makamcılar “Türk yargısına teşekkür” etmedi. Hâlbuki onca örnek peş peşe yaşandı. Yargı da bunları nasıl ele aldığı kanıtlar oldukça fazlaydı.

Değişik birkaç örnek daha verelim. Öyle harmanlama kelimesinin de yerine oturması bakımından önemlidir. Bilgi verirken kaçınılan durumların yansıyışı bakımından da ders vericidir.

Ben Türkiye ekranlarını izlerim. İnternetten değişik görüşlerin yazılarını da okuyorum. Yani takkeci gazeteci gibi gerçekleri konuşmama adına “tarafsızım” da demiyorum. Tarafsızlık kelimesi yalan söylemeyi ve gerçekten kaçmanın da ne yazık ki silahı hâline getirildi.

Ben belirttiğim gibi, ekranları iyi izlerim. Bunlardan biri de İlke TV. Bu gece dünya yorumlarını dinliyordum. Barış Umut, diktatörler ve sosyal muhalefet yorumlarını örnekleştiriyordu. Bu diktatör ile kendince uzun zaman iktidarda olma konularında Modi yanında Denktaş’ı da ekledi. Hemen sunucu parladı. Bir anda Türkiye’deki gerçek suratıma vurdu. Yorumcu düzeltmeye çalışıp son zamanları dedi. Oysa Kıbrıs’taki Denktaş gerçeği net. Ama bırakın Denktaşçıları, onun sistem içi muhalifleri de sanki yaşananlar olmamış gibi dışarıya hep bilgi verdiler. Hatta günümüz yöneticilerini eleştirme adına Denktaş karşıtı örneği veriliyor. Bir anda bu çelişkili durumu İlke TV kanalında yaşadım. Herhâlde Doktor Küçük’ü dahi nasıl Türkiye ile birlikte tasfiye etmesi, Ziya Rızkı’nın çalınan seçim veya o dönemki baskıları nedense sanki hiç olmamış gibi Denktaş miti Türkiye’de hâlâ yaygın. Üstelik Türkiye’deki devlet içi 2000’ler çelişkilerindeki tarafçılığını dahi demokratik tutum olarak savunma gibi acayip sonuca da ulaşıldı.

Bizim de nasıl bilgi pompalandığı örneği ile yazımı tamamlayayım. Geçenlerde Kanal T yayınında Mehmet Ali Talat vardı. Konuşurken Kalyoncunun şu meşhur sözü geldi: “Ben yalanı CTP’yi kurtarmak için söyledim” var ya… Mehmet Ali’ye Rusya konusu soruldu. Mehmet Ali öyle bir Rusya-Kıbrıs anlattı ki demeğin gitsin. Annan Planı’nda ve sonrasında Rumları desteklediği, onların istediğini yaptığını belirtti. Hâlbuki hep kaçırılan gerçeğin yeniden anlatısının da ötesine geçiliyordu. Çünkü genellikle bizim kesim, sırf bir yerlere şirin görünme adına Annan Planı döneminde AKEL’in neden hayıra geçtiği süreci hep yok sayıyor. Çünkü Denktaş sonrası kendileri koltuğa oturma dönemindeydi.

Hatırlatalım: Annan Planı referandumu öncesi AKEL’in ilk kararı evet yönündeydi. Sadece Güvenlik Konseyi’nden uygulanacağına dair güvence istendi. Bunun üzerine Türkiye Dışişleri Bakanı Gül hemen temasa geçer. Konuyu uzatmayayım: Rusya ve İngiltere’yi hemen yanında buldu. Hatta Rusya’dan eğer konseye giderse hayır veya daha net şekliyle veto etmesini istedi. Verdiği karşılık da Rusya’nın malum.

İngiltere ise güvence vermeyeceğini zaten belirtti. Nedense her ikisi de Annan Planı ve sonrasında hiç vurgulanmadı. Yaptığım programlarda hep sorduğumda da inkâr edemeyecekleri için kaçışlara sarılanlar da oldu.

Herhâlde ne demek istediğimi anlattım. Şimdi de seçimler var. Türkiye çok ağır sorunlarla yüklü. Üstelik krizlerle yeni devlet dönüşümünün de tamamlanması mücadeleleri var. Yeni Ortadoğu denkleminde nasıl rol ile Mekke ittifakı dahi yapıldı. Ama mutlaka konu gündeme gelecek. Kimin ne diyeceği de malum. Herhâlde çağdaş demokrat, hoşgörülü laflarıyla bize sunulacak durum çok hoşumuza gidecek. Sonrası mı: neden buradaki sorunları konuşmuyorlar diye de kendi kendimizle alay edercesine lakırtılar yapmaya devam dönemine gelinecek.


Yeniçağ Kıbrıs sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Leave a reply

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Diğer yazıları

Özkan Yıkıcı yazdı: Gar katliamından günümüze gelen izler

10 Ekim Türkiye için önemli yakın tarih günüdür. Yorumlara...

Özkan Yıkıcı yazdı: Aman ha!

K. Kıbrıs seçim sürecine girdi. Ama sanki daha bir...

Özkan Yıkıcı yazdı: Aksa Tufanı’ndan Mekke ittifakına gelirken

Önemli siyasal tarihçi, Aksa Tufanı ile Ortadoğu'da yeni bir...

Özkan Yıkıcı yazdı: Teknoloji ağına takılan makalenin yeniden yazılma zorunluluğu

Brezilya ve İspanya'daki seçim rüzgârları üzerine Bu yıl önemli seçim...

Özkan Yıkıcı yazdı: Güncemize düşen Mekke anlaşması

Kıbrıs'ta yaşamanın önemi ve dezavantajları mutlaka vardır. Bazı konularda...
4,663BeğenenlerBeğen
1,585TakipçilerTakip Et
3,896TakipçilerTakip Et
966AboneAbone Ol

Son eklenenler

Halil Karapaşaoğlu yazdı: Bir Tatil Cenneti; Karpaz’daki Cinayedler

Gazeddacı Sevgül Uludağ abamızın bizlere cog ciddi gadgıları oldu....

Esra Akğemci yazdı: Başkanlık seçiminin ötesinde: Bolsonaro’nun Kongre zaferi

Brezilya’da 4 Ekim’de gerçekleşen başkanlık seçimlerinde aşırı sağcı aday...

Fehim Taştekin yazdı: Pakistan’ın tehlikeli yolculuğu

ABD Başkanı Donald Trump’ı Nobel Barış Ödülü’ne aday gösteren...

Önder İşleyen yazdı: Sokakların çağrısı

Büyük kriz sonrası uzun bir çalkantı döneminden geçiyoruz. Eski...

Gözde Bedeloğlu yazdı: Filo Jet Faciası: Kara kutu iki gün önce kapatılmış

Kuzey Kıbrıs’ta 27 kişinin hayatını kaybettiği Filo Jet faciasında,...

Özkan Yıkıcı yazdı: Gar katliamından günümüze gelen izler

10 Ekim Türkiye için önemli yakın tarih günüdür. Yorumlara...

Dr. Cengiz Başkaya yazdı: Çağımızın insanı; homo plasticus

İnsan soyu tarih boyunca birçok aşamadan geçti. İlk aşama...

Canlı yayın