8 Aralık 2025, Pazartesi
14.8 C
Lefkoşa
arşivUlus IrkadOtoriter ülkeler nereden korkuyorlar? - Ulus Irkad

Otoriter ülkeler nereden korkuyorlar? – Ulus Irkad

Çin aslında ne sosyalist ne de kitaplarda savunulan o işçi taraflısı Komünist bir ülke. Bu tanımlamaların yanından bile geçmiyor. Aslında Stalinizm de öyle. Otoriter despotik baskıcı bir bürokratik sistem olarak adlandırılıyor ve içinde ne insan hakları, ne de demokrasi terimleri var. Proleteryanın da bürokrasi tarafından sömürülüp baskı altına alındığı bir sistem bu. Orada insan hakları, demokrasi ve eşitlik de yok. Egemen erk, Oradaki Komünist Parti, sistemi, yani Stalinizmi,  “Tek Adam” Rejimi şeklinde, Stalinizm denilen paranoid hastalığıyla yönetmekte. Ülkedeki Tek Partili sistem Komünist Partisi liderini ölünceye kadar Tek Adam ilan etmiş durumda. Tek Parti Rejimi, çok kolay bir şekilde Tek Adam Rejimine dönüşmüş. Otoriter sistem zaten baskıcı ve özünde insan değeri taşımayan bir sistem. Stalinist Komünist Parti de bu değerlerle sözde Proleterya adına ülkeyi yönetiyor. Sonuçta hem başkan veya sözde proleteryadan yana olan Komünist Parti (ki parti de egemen erk olan bürokrasinin bir aparatı) Keyfi olarak ülkeyi yönetiyor ve Komünist Partisi içinde bulunan egemen elit, erk, bürokratik kesimlerin o otoriterlik içinde, menfaatlerini korumaya çalışıyor. Stalinizm, Burjuva hukuku, demokrasisi ve burjuva demokratik değerlerinin çok gerisinde. Aydınlanma Çağı ise hiç yanından geçmemiş. Ne vesayeti altındaki halkların ne de dünyadaki insanlığın yaşam haklarına saygı gösteriyor ve Çin şu anda dünyada Serbest Liberal çağın sömürge değerleriyle dünyayı sömürmeye çalışıyor. Maoların (Maoculuk da aslında tartışılmalı çünkü literatürde o da halkların hem özgürlük taleplerine hem de getirdiği perspektiflerde özgürlüklere karşı) veya eski Çin bilgelerinden Konfüçyüs’ün değerlerini artık takmıyor.  Çin, aynı rejimini 1996 yılındaki bağlanmadan sonra Hong Kong içinde sürdürmekte ve kararlı bir şekilde Hong Kong’taki insanların baş eğip kendi otoriter rejimini kabul etmelerini beklemektedir. Hong Kong halkı Çin’in yukarıda bahsettiğimiz yasa ve rejimine karşı gelmekte ve direnmektedir. Bu baş eğme yani itaat etme de olmadıkça, aydınlanmacı İngiliz ve Avrupa kültürünü taşıyan Hong Kong halkı, Çin’in baskıcı idaresine karşı isyanını sürdürecek ve olaylar da en doruk noktalarına çıkacak. Çin’deki baskıcı ve despot yönetim aynı rejimi, belli ki Hong Kong’a taşımaya kararlı.1800’lü yılların ortalarında başlayan İngiliz İdaresi altında yaşayan Hong Kong’lular, aldıkları İngiliz burjuva kültürleri ile Çin’in emrivakilerine boyun eğmediler ve ülkelerindeki direnişleri sürmekte.

Rusya ve Belorusya da, aynı rejimleri yani otoriterliği devam ettirmeye çalışmaktadır. Gelgelelim ki bu konuda Rus halkı da, eski Rus halkı gibi değil ve kendilerine sunulan otoriterliği ellerinin tersiyle itmeye çalışmaktadırlar. Rus halkı da aynen Batı ülkeleri gibi demokrasinin, insan hakları, eşitlik ve hoşgörünün olmasını istemektedir. Orada da Putin’in getirdiği otoriter rejim sürmekte, Rus halkı da daha liberal kapalı olmayan bir rejim veya sistem istemektedir. Orada da muhaliflerle rejim arasında büyük bir çekişme olduğu görülmekte. Putin de yayılmacı bir anlayışla sırf Orta Doğu’daki  menfaatleri devam etsin diye çeşitli manevralar yapmaya çalışmaktadır. Rusya da ülkede Batı tipi demokrasi, Avrupa normları ve İnsan Haklarının uygulanmasını istemiyor. Putin’in yoldaşı olan Belorusya’daki rejime karşı olan Belorusya’daki halk da, bu yüzden tepki gösterip sokağa çıkmış. Çünkü

Rus ve Belorusya baronları, halklarını baskı altına alarak aslında otoriterliklerini perçinliyorlar. Halkın demokrasi özlemlerine karşı gerekirse orduyu da kullanma eğilimindedirler. Halkta da güç olmadığı için despotluklarına devam etmektedirler.

Aslında Türkiye’nin dini otokratik-şeriatçı maskeli baskıcı görünümü, Çin,Rusya ve Belorusya gibi keyfi ve otoriter rejimleri gibi halkı baskı ve yolsuzluk içinde bırakıp hükümranlığını tartışmak istememektedir. Bu çehrenin veya perdenin gerisinde şimdilerde görüldüğü gibi suç örgütleri bulunuyor ve Türkiye aynen Susurluk hatta daha beteri derin güçlerle işbirliği yapan çetelerin elinde. AKP ve Tayyip Rejimi halkın son 20 senede yoksulluklar çektiğini kabul etmemekte, özgürlüklere saldırıyı savunmaktadır. Recep Tayyip Erdoğan bu basit yorumlamanın yanında, dışla da bağlantılarını koparmış, hiçbir eleştiriye de tahammül etmeden özgürlüklerden uzak, rejimini bin bir alavere ve dalavere ile devam ettiriyor. Türkiye halkının bu rejime daha ne kadar dayanacağı ve değişime gideceği de merak konusudur. Türkiye halkı, Osmanlı İdaresi altında, 1908 yılından beri Avrupai bir yaşantıyı hayal etmektedir. Şu anda iktidarın değer verdiği, işbirliği yaptığı, kendilerine yayılmacı ve milliyetçi bir takım tanımlaması yapıp derin güçlere yayılmacı konsept propagandası yapan,  Mavi Vatan dedikleri Osmanlı yayılmacılığı ülküsü ile hareket eden, Avrasyacı ve Ulusalcı kesimler de bu vizyona 2016 darbesi ile destek vermektedirler. Bunların da amacı aynen Fetöcüler (!) (Belli ki bu darbe de AKP içinde mafya çökmeleri için kullanıldı ve Fetö’cülük nedir anlaşılmamıştır) gibi darbeyi kutsamak ve baskı kurmak, hatta Osmanlı’yı yayılmacılıkla diriltmektir. Çin, Rusya ve Belorusya Rejimleri İnsan haklarına ve demokrasiye karşı olduğu için bunlar da o otoriter Rejimlerle kendilerini onların yoldaşı bellemektedirler. Bunların amacı da Türkiye’yi yayılmacı olarak

çevre ülkelere karşı kullanmak ve maalesef mahvetmektir. Türkiye, tek adam rejiminden kurtulup dünya evrensel hukuk, eşitlikçi ve barışçı sosyal hukuk devleti ilkeleriyle demokratik çoğulcu bir cumhuriyet olmazsa bu sertlik ve insan hakları karşıtı politikalarıyla felakete koşacaktır.

Türkiye’de gelecek seçimlerde halk, eğer memnuniyetsizliğini devam ettirir ve seçimleri de en adil bir şekilde yapabilirse, yeni bir değişim kapıdadır. Değişim hem Türkiye içinde hem de çevre ve dünya bağlamında, barış politikaları ile olmalı, Kıbrıs Sorunu’nu çözmeye yönlendirilmeli, Kürt halkı dahil, Türkiye’nin tüm farklılıklarını kucaklamalıdır. Ama gerek demokrasi ve de gerekse seçimlerin adil olması için ayrı bir mücadele de verilmesi gerekecektir. Yakın bir zamanda Türkiye birçok olaylara gebedir…

 

Diğer yazıları

Tartışmanın ortasında federalizm ve üniterizm – Ulus Irkad

Bizim tanınmamış ve pek de tanınacağa benzemeyen “KKTC”de ,...

Tarihle hesaplaşmamız – Ulus Irkad

Osmanlı adayı İngilizlere kiraya verirken aslında tüm mallarını ve...

Ekonomi de Kıbrıs sorunu da kötüye giderken- Ulus Irkad

Kıbrıs Sorunu Türkiye’nin tekelinde kötüye giderken son zamanlarda artık...

Evrensel hukuk yoksa kaybettiniz demektir – Ulus Irkad

Haftalardır tüm konular dönüp dolanıyor ve Türkiye’de artık devletin...

Sağ milliyetçi politikacılar harakiri mi yapıyor? – Ulus Irkad

Şimdi öncelikle son 70 yılda Kıbrıs görüşmelerinin geldiği en...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
4,003TakipçilerTakip Et
745AboneAbone Ol

Son eklenenler

Anımsayarak kelam gevezeliği – Özkan Yıkıcı

Her döneminde tekrarlardım: seçim sürecine girince, önceki tüm yaşananlar,...

Kıbrıs Cumhuriyeti’ni adadaki “Eşit Kurucu Ortaklar” mı kurdu? – Niyazi Kızılyürek

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin sui generis bir devlet olarak doğduğuna literatürde...

Stockholm… sendrom mu? balon mu? – Arif Mostarlı

Devlete sevdalı ‘normal’ – ve elbette işbirlikçi – bir...

Emperyalizmin modern silahı: Borçlandırma – Uğur Zengin

Zihnimizde dış borca dair iki çarpıcı bilgi var. Birincisi,...

Faşizm ve renkleri – Serdar M. Değirmencioğlu

Geçtiğimiz hafta ABD Başkanına sadık özel bir polis gücüne...

Gıda krizi: Hem yetersiz hem sağlıksız! – Gözde Bedeloğlu

Bir karış bile olsa ekecek toprağı olan şanslı. Yeşil...

Bölgesel açılımlı roldeki Türkiye – Özkan Yıkıcı

Son günlerde hem açıklamalarla hem de davranşışlarla oldukça çalkantılı...

Canlı yayın