Çin’in temel çıkarlar (核心利益) arasında nitelediği toprak bütünlüğü konusundaki tavizsiz tutumunu anlamak, Çin Komünist Partisi (ÇKP)’nin ideolojik perspektifini anlamakla mümkündür

Çin’in geçen yüzyıl başında yarı sömürge olduğu dönemde başlayan milliyetçi uyanış ve söylem, 1949’da komünist rejimin kurulmasıyla kırmızının hâkim olduğu bir evrilme sürecine girmiştir. “Aşağılanma Yüzyılı” (百年国耻) bu söylemin temel kavramlarından biridir. Miladı Birinci Afyon Savaşı’nın başladığı tarih olan 1839 olarak kabul edilir ve ilk kayıp da Hong Kong’dur.
Kendini Çin’in her şeyi olarak konumlayan ÇKP için toprak bütünlüğü bir nevi tabu niteliğindedir. “Aşağılanma Yüzyılı” 1949’da yeni rejimin kurulmasıyla sona ermiştir. Ama parantezin gerçek anlamda kapanması için 1839 öncesi toprak bütünlüğüne kavuşulmasının gerekliliği gibi zımni bir kabul de yok değildir.
***
Mesela “Demir Leydi” namıyla bilinen dönemin İngiltere başbakanı Margaret Thatcher, 1980’lerde Hong Kong’un yeni statüsünün belirlenmesi için müzakereler başlamadan önce, Çin’e devrinden sonra bile Hong Kong’un İngiliz idaresi altında kalmasını kabul ettirebileceğini umuyordu. [1]
24 Eylül 1982’de Deng Xiaoping ile yaptıkları görüşmede bu hayalinin ne kadar beyhude olduğunu anlayacaktı: Deng, müzakereler olumlu sonuçlanmazsa en fazla
İki yıl içinde Çin’in Hong Kong’u geri alma kararını tek taraflı olarak ilan edeceğini söyleyerek askerî çözüme başvurmaktan kaçınmayacaklarını net olarak ortaya koymuştu.
ÇKP, 1982 yılında henüz bugünküne kıyasla çok daha cılız bir askerî güce sahip olduğu dönemde bile toprak bütünlüğü için savaşı göze almıştı.
Partinin Tayvan hassasiyeti de farklı değildir. Nixon, Temmuz 1971’de Kissinger’ı Çin’le gizli görüşmelere başlaması için görevlendirdiğinde iki taraf da öncelikli meselelerini masaya koydu. ABD için öncelikler Vietnam Savaşı’nın sona erdirilmesi ve Sovyetler Birliği’ne karşı Çin’i yanına alarak bir denge arayışıydı. Mao döneminin akil adamı Zhou Enlai, Çin’in asla taviz vermeyeceği öncelikli meselenin Tayvan olduğunu vurgulamıştı.
Ardından Şubat 1972’de Nixon’un Çin’i ziyareti sırasında hazırlanıp imzalanan Şanghay Ortak Bildirisi’nde Tayvan konusuna özellikle ve ağırlıklı yer verildi: “ABD; Tayvan Boğazı’nın her iki yakasındaki tüm Çinlilerin, tek bir Çin olduğu ve Tayvan’ın Çin’in bir parçası olduğu görüşünü savunduklarını kabul etmektedir. (“The United States acknowledges that all Chinese on either side of the Taiwan Strait maintain that there is but one China and that Taiwan is a part of China”). [2]
ÇKP’nin neredeyse 30 yıldır ana politikalarına şekil veren ideoloğu ve bir anlamda Xi Jinping’in “ruh ikizi” ve mentoru Wang Huning, Tayvan politikasının da mimarıdır. Xi’nin ikinci beş yıllık döneminde, yani 2017’den itibaren bu konunun ana gündem maddelerinden biri hâline gelmesine karar verildi.
Xi, ÇKP’nin 19. Kongresi’nde bu konuyu dikkat çekecek şekilde vurguladı:[3]
“Ulusal egemenliği ve toprak bütünlüğünü kararlılıkla koruyacağız ve ülkenin bölünme trajedisine kesinlikle müsamaha göstermeyeceğiz. Anavatanı bölmeyi amaçlayan herhangi bir faaliyete tüm Çin halkı şiddetle karşı çıkacaktır. Her türlü “Tayvan bağımsızlığı” niyetini yenmek için sağlam bir iradeye, inanca ve yeterli kapasiteye sahibiz. Hiçbir kişinin, hiçbir örgütün, herhangi bir siyasi partinin, herhangi bir zamanda, herhangi bir biçimde, Çin topraklarının herhangi bir parçasını Çin’den ayırmasına asla izin vermeyeceğiz.”
2021’de ÇKP’nin 100. kuruluş yıl dönümünde yaptığı konuşmada ise kırmızı çizgileri daha da netleştirir: [4]
Tayvan sorununu çözmek ve Çin’in tam olarak yeniden birleşmesini gerçekleştirmek, ÇKP’nin tarihi bir misyonu ve sarsılmaz taahhüdüdür. Aynı zamanda Çin ulusunun tüm oğullarının ve kızlarının ortak arzusudur. Tek Çin ilkesini ve 1992 Mutabakatı’nı destekleyeceğiz ve barışçıl ulusal yeniden birleşmeye ulaşacağız.
“Tarihin çarkı, ulusal yeniden birleşmeye doğru dönüyor”
ÇHC Ağustos 2022’de “Yeni Dönemde Tayvan sorunu ve Çin’in yeniden birleşmesi” adlı bir beyaz kitap yayınladı. Tayvan konusunda 1993 ve 2000’de yayınladığı beyaz kitaplara göre bu kez çok daha kararlı bir duruş söz konusuydu: [5]
“Önümüzdeki yolculuk tamamen pürüzsüz bir seyir olamaz. Bununla birlikte, Tayvan Boğazı’nın her iki yakasındaki Çinliler olarak, yaratıcılığımızı ve enerjimizi aynı amaca adadığımız sürece, kimsenin şüphesi olmasın ki Tayvan’a hiçbir dış müdahaleye müsamaha göstermeyeceğiz (…) Anavatanımızı yeniden birleştirmenin tarihi hedefi gerçekleştirilmelidir ve gerçekleştirilecektir. (…)
Tarihin çarkı, ulusal yeniden birleşmeye doğru dönüyor ve hiçbir kişi ya da güç tarafından durdurulamayacak”
Marx’ın yazılarında sıkça kullandığı “tarihin çarkları” lafzı, belli bir determinizm içeriyor olması hasebiyle, Wang Huning ve Xi Jinping’in de gözde kavramlarından biridir:
Kısacası ÇKP için Tayvan’ın anavatanla birleşmesi tarihi bir zorunluluktur.
Xi’nin misyonu
Malum, Xi Jinping, Deng Xiaoping döneminde uygulanmaya başlayan ve kendisinden önceki iki liderin riayet ettiği iki dönem (toplam 10 yıl) başkanlık kuralını değiştirmiştir. Gelecek yıl muhtemelen dördüncü dönemine başlayacaktır.
Xi, kendini misyon sahibi bir lider olarak değerlendirmektedir. İki dönem kuralını değiştirmesinin ana motifi, misyonunu yerine getirme yönündeki “görev bilinci”dir bir anlamda.
Bu çerçevede de kendini Mao ile aynı hizada konumladığını söylemek yanlış olmaz. Mao, partiyi iktidara taşımış ve rejimin temellerini atmıştır. Xi’nin misyonu ise Çin’i eski dönemlerdeki gibi yeniden dünyanın merkezi yapmaktır.[6]
Xi, bu bağlamda ve aşağıda açıklayacağım kişisel nedenlerden dolayı kendini Deng Xiaoping’in bir adım önüne yerleştirmek niyetinde. Ama önünde büyük bir engel var: Deng’in Hong Kong “fatihidir”.
Xi’nin adını Mao’nun hizasına yazdırabilmesi için bu alandaki skoru eşitlemesi gerekmektedir.
Deng konusu Xi için bir anlamda kişisel meseledir.
Malum, Xi Jinping’in babası Xi Zhongxun, ÇKP’nin eski tüfeklerindendi. Partide üst düzey görevlerde bulunmuş ancak Kültür Devrimi döneminin (1966-76) başında azledilmiştir. 1975 Mayıs’ına kadar sürgün ve hapislerde ailesinden ayrı yaşamış ve ancak Mao’nun ölümünden sonra serbest kalabilmiştir. Deng Xiaoping döneminde itibarı iade edilmiş ve Aralık 1978’te tekrar ÇKP Merkez Komitesine seçilmiştir.
Reform ve Açılım (改革开放) politikasını başlatan Deng Xiaoping döneminde ekonomik değişimi gerçekleştiren çekirdek kadro içinde yer almıştır.
Bu dönemde ÇKP genel sekreteri Hu Yaobang, yeni reformların uygulayıcısı olarak ön plandaydı. Hu sadece ekonomide değil, siyasal alanda da önemli reformlar yapılması gerektiği görüşündeydi. Baba Xi, Hu’nun bir anlamda sağ kolu gibiydi.
Hu Yaobang’ın 1987 Ocak ayında görevinden alınması gündeme geldiğinde baba Xi buna karşı çıktı. Bu tavrının bedelini 1987 Kasım’ında Merkez Komitesi ve Politbüro’nun yenilenen (13. dönem) yapısından dışlanarak ödedi.
Baba Xi’nin “Açılım politikalarının selameti için Hu Yaobang’ı parti genel sekreterliğinden almayın, ama ille de alacaksanız onun yerine beni getirin” diye Deng’den talepte bulunduğu söylenir. Deng, bunların hiçbirini dinlemeyip baba Xi’nin siyasi hayatını bitirmiştir.
Oğul Xi’nin Deng Xiaoping’e mesafeli duruşunun kişisel nedeni sadece babasının siyasi hayatını sonlandırmış olması da değildir…
***
Baba Xi, 1978 sonunda Çin’in en güneyindeki Guangdong’da ÇKP Eyalet 2. Sekreteri olarak görevlendirildiğinde (daha sonra sırasıyla 1. Sekreter, vali ve Guangdong Askeri Bölge siyasi komiseri olacaktır), eyaletin en önemli sorunu Hong Kong’a iltica edenlerdi. Alınan bütün askerî tedbirlere rağmen Hong Kong’a sınırdaş olan eyaletten binlerce kişinin iltica etmesini engellemek mümkün olmuyordu.[7]
O sırada Guangdong’da ortalama günlük ücret sadece 0.7 Yuan iken, Hong Kong’da bunun 100 katıydı. Baba Xi, bu uçurumu giderecek ekonomik bir çözüm üretilmezse kaçışların önünün alınamayacağını gördü.
Guangdong’da yabancı sermaye yatırımlarına izin verilmesi konusunu Deng Xiaoping’le görüştü ve onun oluruyla Nisan 1979’da özellikle Kuzey Amerika ve
Asya’daki Çin diasporasının yatırım yapacağı Özel Ekonomik Bölgeler’in kurulmasını resmi bir teklif olarak sundu.
Temmuz 1979’da Çin’de 4 Özel Ekonomik Bölge kurulması onaylandı (Zhuhai, Shantou, Shenzhen ve Xiamen’de).
Oğul Xi, Çin’in ekonomik dönüşümünün en önemli başlangıç öğelerinden biri olan özel ekonomik bölgeler fikrinin babasına ait olduğunu ama buna rağmen açılım politikalarındaki başarılar için tüm kredinin Deng’e verildiğini düşünüyor muhtemelen.
Bunun ifadesini, Açılım ve Reform politikalarının 40. yıl dönümü münasebetiyle 2018 yılında sergilenen “Erken Bahar” adlı tabloda görmek mümkün. Tablonun merkezinde, oğul Xi’ye çok benzer bir şekilde resmedilmiş olan baba Xi, haritada Shenzhen’in olduğu bölgeyi göstererek özel ekonomik bölgeler projesi hakkında bilgi veriyor. Deng, onun hemen kıyısında küçük olarak resmedilmiş, dinliyor. Resim bize özel bölgeler fikrinin kime ait olduğunu söylüyor!

Bu gerçeğin hilafına bir durum aslında. Baba Xi, 1979 Nisanı’nda Shenzhen’de özel ekonomik bölge kurulması için yapılan çalışma konferansında bir sunum yaptı. Ama bu toplantıya Deng Xiaoping değil, geçiş döneminde partinin lideri olan Huo Guofeng katıldı. Baba Xi, bu proje hakkında Deng Xiaoping ile daha önce Pekin’de yüz yüze görüşmüştü.
***
Kuşkusuz, ÇHC açısından Tayvan’ın anavatanına katılmasının mebzul miktarda ekonomik ve stratejik nedeni de var. Ama bunlar olmasa dahi, ÇKP ve Xi Jinping için bu birleşme bir zorunluluk olacaktı.
[1] In Hong Kong, Mixed Memories of Thatcher, The Wall Street Journal, 9 Nisan 2013
[2] Joint Communiqué of the United States of America and the People’s Republic of China (Shanghai Communiqué), 28 Şubat 1972, https://digitalarchive.wilsoncenter.org/document/121325
[3] 习近平强调,坚持“一国两制”,推进祖国统一 : http://www.xinhuanet.com//politics/19cpcnc/2017-10/18/c_1121820960.htm
[4] 习近平:在庆祝中国共产党成立100周年大会上的讲话 : http://www.xinhuanet.com/2021-07/15/c_1127658385.htm
[5] 台湾问题与新时代中国统一事业, http://www.news.cn/2022-08/10/c_1128903097.htm
[6] Malum, bizim Çin dediğimiz ülkenin adı kendi dillerinde Zhōngguó (中国)’dır. Birebir çevirisi “merkez/orta ülke”. Kastedilen hem coğrafya hem de uygarlık anlamında merkezdir.
[7] Örneğin 1979 yılında 178 bin kişi Çin’den Hong Kong’a kaçak olarak göçmeye çalıştı. Bunlardan 89.700’ü yakalanarak iade edildi. John P. Burns, Immigration from China and the Future of Hong Kong, Asian Survey, Cilt. 27, Sayı. 6 (Haziran 1987), s. 664, University of California Press



