Irak denilince şöyle bir duralım. Konuya girmeden, şöylesine temel ama can alıcı bazı durumları hatırlatmak önemlidir. Konuyu daha iyi anlama adına bu gereklidir. Irak, en azından şu yaşananlarıyla önemlidir. Günümüzü kavramada çok yararlıdır. Irak, Orta Doğu Projesi’nin önemli ve ilk hamle yapılan ülkesidir. Uluslararası isimle, Amerika ve İngiltere merkezli olarak işgal edildi. İşgal dahi yapılırken emperyalist gerçekler de havada uçuştu. Uydurulan, hem de kocaman yalanlarla bahane oluşturuldu. Olmayan ve olması mümkün olmayan nükleer ve kimyasal silahların olduğu yalanıyla tehdit altında konuldu. Böylelikle Irak, stratejik olarak Orta Doğu Projesi’nin pratikte ilk ayak basılan ülkesi oldu. İşgal edildi. Sonuçta işgal altındaki yeni anlayışın yeri olarak da hep kullanıldı.
Anlayacağınız, konuşacağımız ülke söylenmese de işgal altı üzerinden şekillendirilmeye çalışılıyor. Ayrıca, sadece şu bilgi de “Neden Irak?” sorusuna yanıttır: Irak, İran’la komşudur. Şimdiki emperyalist hedef de İran’dır. İran’a karşı olacak hareketle ülkenin gerçekleri ister istemez öne çıkmaktadır. Öyle ki kasım ayında yapılan Irak seçimleri sonrasında, yeni hükûmetin başbakanının Maliki olma olasılığına doğrudan Amerikan Başkanı Trump tehditler savurdu. Baskılar ve ambargolarla konuyu kısaca hatırlattı. Bir de bizden hatırlatma: Maliki daha önce de başbakan oldu. Amerika buna tavır koydu. Önce Irak içinden devirmeye girişti, sonra açık tavır aldı. Dikkat çekecek olan olay şudur: IŞİD o dönem ortaya çıktı ve Irak’ın önemli bir kısmını işgal etti. Maliki yenilince de istifa etmek zorunda kaldı.
Şimdi olana bakın: Yine Suriye gelişmelerinden Irak’a uzanan bir yol vardır. Suriye’de tutuklu olan IŞİD mensupları Irak’a taşınıyor. Orada ne olur, varın siz düşünün. Net olan şudur: Aparat tipi örgüt IŞİD, Amerikan politikalarıyla kurduruldu. Orta Doğu’da önemli roller de aldı. Şimdi ise ağırlıklı olarak Afrika’da hareket hâlindedir.
Özetlenen koşullar ve hatırlatmalardan sonra konuya daha rahat devam etme şansımız var. Irak’ta kasım ayında seçimler yapıldı. İşgal üzerinden kurdurulan, parçalı Irak’ın mezhep ve etnik ayrımlı yönetim paylaşımı yine gündemdedir. Şiilerin başbakan adayı da bu defa Şii bloklar içinde en çok oyu alan Maliki’nin partisi oldu. Bu da şu demektir: Maliki’nin başbakan olma şansı vardır. Ayrıca Kürtler cephesinde de anlaşmazlık vardır; ancak Barzani bu defa Maliki ile ittifak yapıp, Kürtlere ayrılan —sembolik de olsa— cumhurbaşkanlığını ele geçirme peşindedir.
Anlattığım gelişmeler, normal bir ülkede olsa gayet doğal karşılanır. Ama söz konusu olan ve unutturulan gerçek, Irak’ın işgal altı koşulları ile Orta Doğu Projesi’ndeki gelişmelerdir. Suriye’de cihatçı HTŞ yerleştirilmeye çalışılırken, İran’a karşı da saldırı ve baskılar güncel hâle gelmiştir. Suriye ile İran arasındaki Irak’a da rahat vermek kolay değildir. Nitekim en son Trump, açıkça Maliki’nin başbakan olmasını kabul etmeyeceğini ilan etti. Ama durmadan “dünya demokrasisi” veya “sandık” lafları da hep kullanılır.
İç koşullara kalsa kartlar başkadır; ama bölgesel hesapların dayattığı bir başka gerçek de vardır. Günümüze dek Irak’ta işgalci Amerika’nın istemediği bir kişinin başbakan olması kolay kolay mümkün olmamıştır. Maliki olsa bile kısa zaman içinde, hem de IŞİD gibi bir “timsah” yaratılarak istifa ettirilmiştir. Daha net olan durum şudur: İşgal altında ve sömürgeciliğin sürdürülmesiyle oluşan yapı, kendi dinamiğiyle sınırlı bir hareket alanına bırakılır. Kıbrıs’ta bunu gerçeklerle düşünürsek gayet kolay anlayabiliriz.
Bir diğer önemli bağımlılık kriteri de şudur: Irak petrol zengini bir ülkedir; fakat Irak petrol gelirlerinin önemli bir kısmı Amerikan bankalarında tutulmaktadır. Irak, petrol zenginliği kaynağını istediği gibi kullanamama gerçeğiyle karşı karşıyadır. Tüm bunlardan sonra “Irak’ta neler oluyor?” sorusunun yanıtı şudur: İşgalin gerçekleri yaşanıyor. Orta Doğu kurallarıyla şekillendirilen ülke, şimdi yeni bölgesel stratejide İran hedefi doğrultusunda rol almaya zorlanmaktadır. Irak içi denklem başka telden gibi görünse de son söz Amerika’nındır. Trump da bunu gizli diplomasiyle değil, uçağa binerken açıkça söylemiştir. “Maliki başbakan olursa…” ile başlayan cümle, tehditlerle sonlanmıştır.
Hem seçim sonrası karmaşa hem de emperyalist Orta Doğu stratejik hamleleri Irak’ı sıkıştıracaktır. Bakalım tarih bize daha neler gösterecek.



