6 Aralık 2025, Cumartesi
19 C
Lefkoşa
iktibasEcehan BaltaÖyleyse Bir Milyar Kadın Dans Etsin!? - Ecehan Balta

Öyleyse Bir Milyar Kadın Dans Etsin!? – Ecehan Balta

“Her üç kadından birisi tecavüze uğruyorsa, basit bir matematikle bu sayı 1 milyar oluyor. Bu delilik! Neden bu 1 milyar kadını işyerlerinden okullarından ya da evlerinden dışarı çıkartıp gruplar halinde tüm dünyada dansa davet etmiyoruz?” Eva Ensler, Türkiye’de de gösterime giren Vajina Monologları (Bülent Arınç duymasın) oyununun da yazarı. Bir milyar tecavüze karşı bir milyar dans eden kadın! Bu bir performans, kendisi de sanatçı olan Ensler, sanatın çok şeyi değiştirebileceğine inanıyor. Dünyanın her yerinde son 20 yıldır bu tür performanslar düzenleyen bir ekibi var. Yürüttükleri kampanyanın adı V-Day (Victory, Valentine, Vagina), Zafer, Sevgi ve Vajina. “Kadın, kutsal aşk, zafer” diye de çevirebiliriz. Yani ilişkilerimizin merkezine nefreti değil de sevgiyi koyarsak, toplumsal bir davranış değişikliği yaratabilirsek, kadına yönelik şiddet son bulabilir gibi…

Performans sadece bir başlangıç. V-Day, kadına yönelik şiddete karşı toplumsal davranışları değiştirecek yaratıcı buluşmalar, filmler ve organizasyonlar yapmaya devam edecek.

Türkiye’de de bu yıl İstanbul, Ankara , İzmir, Diyarbakır, Samsun, Mersin, Antalya, Muğla, Çanakkale, Bursa, Bodrum, Adana, Gaziantep ve Eskişehir’de 14 Şubat’taki danslı protesto gösterisi için hazırlıklar sürüyor(muş). Hazırlık olarak, açılan çeşitli dans kurslarına gidiyor kadınlar. Yani bir koreografi içinde olacak dansımız.

Bu dans meselesi, dünyanın çeşitli yerlerindeki feministlerden eleştiri aldı. Başlangıçta aktardığım cümledeki boşluk yüzünden. “Tecavüze uğruyoruz, öyleyse dans edelim”. Yani?

Kampanyayı eleştiren feministler çok haklı olarak kadına yönelik şiddetin nedenlerine odaklanmadıkça şiddetin de ortadan kaldırılamayacağını söylüyor. Ben bir adım daha ileri gideyim: Kampanyanın “toplumsal davranış değişikliği yaratma” hedefi, adeta bir “insanlar el ele tutuşsa, hayat bayram olsa” naifliğinde, sevgiyi davranışların merkezine koyarak, şiddetin asıl nedeninin sevgisizlik olduğunu ileri sürüyor ve nefret davranışının yerine öğrenilmiş sevgiyi koyarak dünyayı değiştirebileceğini ileri sürüyor (Aydınlanmacı filozofların “ya biz niye bunu düşünemedik” dediklerini duyuyor musunuz?). Zaten nedene de odaklansa, nedenler doğru tespit edilmediği sürece, bu tip kampanyaların kadına yönelik şiddeti ortadan kaldırma şansı yok. Aslında, patriyarkal aileyi hedef almayan herhangi bir yaklaşımın hiçbir şansı yok. Belki antropoloji imdada yetişir?

Hominid denen primatlardan beri dansın, bireysel kimliğin bastırıldığı ve kolektif kimliğin öne çıkartıldığı bir bilinç durumu yaratmak için kullanıldığı öne sürülüyor. Antropologlar, bazı askeri grupların sefere çıkmadan önce dans etmesini de böyle açıklıyorlar (hepimiz Haka dansını biliriz). Ritmik ve monoton bir grup aktivitesi olarak dans, kolektif eyleme bir giriş niteliğinde. Bir sonraki adımı şimdiden tasavvur edilmiş bir dans etme eylemi, kadınların kolektif kimliklerini güçlendiren ve hedefe yönelten bir işlev görebilirdi.

Ama bir başka antropolojik hikaye de dansın içine cadı kaçmış kadınları iyileştirmek için olduğunu söyler ve deşarj etkisini böyle açıklar. Bilmiyorum, bir milyar kadın o gün tecavüz travmalarımızı atlatmış bir biçimde de evlerimize dönebiliriz ve kendi kendimizi iyileştirdiğimiz için başka kimsenin bir şey yapmasına gerek kalmaz.

Gerçi bir koreografi eşliğinde yapılan danslarla hala sorunumuz olabilir. 15 inci yüzyılda İtalya’da ortaya çıkan ve klasik müzik eşliğinde ilk koreografili dans olan bale, bir sahne sanatı olarak üst sınıflara hitap ediyordu. Bir şeye “sanat” denmesi, bir pratiğin soylulaştırılmasını gerektiriyordu.

Emma Goldman “dans edemeyeceğim devriminiz sizin olsun!” diyor ya, bence antik Yunan’da dansın anlamı olan “zıplamayı” (ballizo) kast ediyor, yoksa bir soylulaştırılmış sanat ürününü sokakta sergilemeyi değil.

O zaman elimizde tek bir antropolojik gerekçe kalıyor: Hindistan’da İngiliz sömürücüler kamusal alanda dansı fahişeliği artırdığı gerekçesiyle yasaklamışlardı. Zira, dans bir bedensel anlatım olarak, her zaman çok güçlü bir araç oldu. Buradan “sömürgeciliğe karşı bir eylem olarak dans” başlığı da çıkartabiliriz.

Denemeye değer mi? Bir gün dans etsek ölmeyiz, hatta bir milyar kadın toplu olarak sokaklara çıksa ve bir tam gün sokakta kalsa, evde şiddet istatistiksel olarak azalabilir. Ama şiddetin nedenlerine odaklanan işler yapmadıkça, patriyarka ve kapitalizmin koruyucu kalesi olan aileyi hedef almadıkça, toplumsal davranış değişikliğini sadece bir ilerleme meselesi olarak görüp, naif bir hümanizmin kapitalist barbarlık içinde mümkün olduğu yanılsamasına inanmaya/inandırmaya devam ettikçe şiddet ortadan kalkmayacak. O nedenle, ne dersiniz, bedenlerimize bir isyan ifadesi takındırıp, bir milyar kadın kolektif kimliğimizi bulup, oradan da Sosyalist Feminist Kolektif’in “Aile Dışında Hayat Var” eylemine mi gitsek?

http://www.antikapitalisteylem.org/makaledetay.php?&id=407

Diğer yazıları

Demarkasyon: Sınır çekmek, toprağı savunmak – Ecehan Balta

Brezilya sokaklarında yıllardır aynı slogan yankılanıyor: “Demarca já!” –...

Halkların iklim siyaseti: Belém–Kandy hattı – Ecehan Balta

Belém’den Kandy’ye: Halkların ortak sözü küresel bir hat kuruyor COP30’un...

COP30’un çelişkileri, mücadeleler ve yeni ortaklaşmalar – Ecehan Balta

Brezilya’da resmi zirve ile aynı kentte, Amazon’un giriş kapısı...

Yerel Yönetimler ve Gıda Egemenliği – Ecehan Balta

Yerel yönetimler artık yalnızca yol, su, temizlik hizmeti veren...

Gıda kolisi mi, gıda hakkı mı? – Ecehan Balta

Mamdani, kimliğini aşan bir siyasetle, kentin kalbinde eşitlik, konut...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
4,001TakipçilerTakip Et
744AboneAbone Ol

Son eklenenler

Almanya’da zorunlu askerlik geri dönüyor: Liseliler okul grevinde – Merve Arkun

5 Aralık eylemleri, yalnızca bir gün sürecek bir grev...

Ukrayna’da emperyalist pazarlık masası – Yücel Özdemir

Sadece Avrupa değil, dünya basını bu haftayı ‘Ukrayna barışı’...

Neden “vay be” karşılığına raslamıyoruz? – Özkan Yıkıcı

Bir üllke düşünün: başbakan müşteşarı hava alanında yurt dışına...

Demarkasyon: Sınır çekmek, toprağı savunmak – Ecehan Balta

Brezilya sokaklarında yıllardır aynı slogan yankılanıyor: “Demarca já!” –...

Trump ‘antikomünizm haftası’ ilan etti: ABD’li gençler sosyalizme olumlu bakıyor – Kavel Alpaslan

Soğuk Savaş döneminde antikomünist propagandanın en şiddetli hissedildiği ülkelerden...

İran, Türkiye ve Pakistan üzerinden kuşatmayı kırabilir mi? – Hediye Levent

İran, ABD’nin başını çektiği yaptırımlar silsilesinin altında ezildikçe eziliyor....

Akkuyu 2026 sonuna kaldı – Özgür Gürbüz

AKP iktidarının ilk yıllarında, 2004 yılında yeniden hortlatılan, ilk...

Yeni sol hareket ile İngiltere gidişatı – Özkan Yıkıcı

Sömürgesel kültürün ayni zamanda siyasalaşan önemli yansıması da olur....

Canlı yayın