arşivAli SarıtepeMECLİSTEKİ YEMİN VE TÜRKİYE BASINI - Ali Sarıtepe

MECLİSTEKİ YEMİN VE TÜRKİYE BASINI – Ali Sarıtepe

12 Haziran genel seçimleriyle birlikte oluşan yeni parlamento, parlamenter olarak mazbatasını alan milletvekillerinin mecliste yemin etmesiyle seçilmişlik sürecinin tamamlanması yasama döneminin başlangıcı oluyordu.

Seçime gidilirken AKP dışındaki partiler ve şu anki BDP parlamento grubunu oluşturan bağımsız adaylardan yaklaşık on kişi çeşitli ithamlardan dolayı cezaevinde tutuklu statüsünde yatıyor durumunda idiler.

Seçilmiş olduktan sonra, mahkumiyet hükmünde olmayanların Türkiye pratiğinde ara kararla tahliyeleri yapılıp, parlamenterlik görevini yapmaları için serbest bırakılıyor ve haklarındaki oluşacak olan karar; dava dosyası ayrılarak milletvekilliği sonlandıktan sonra ilgilinin mahkemesi tekrar kaldığı yerden devam ediyordu.

Son seçimlere kadar teamüller bu şekilde olmasına rağmen, bugün bu uygulama ortadan kaldırılmış ve seçilmişlerin tutukluluk halleri devam ettirilmektedir.

CHP, MHP ve sonradan BDP parlamento grubunu oluşturan seçilmişler, bu durumun Türkiye pratiği olmadığı; suçlamaların nihayetinde iddia olduğu ve bu iddianın da mahkeme  sürecinde karar olarak hüküm haline daha gelmediği için, tahliye edilmeleri ve yeminlerini yaparak görevlerinin başına geçmeleri gerekir kararlarıyla; CHP ve BDP milletvekillerinin yemin etmeme kararları seçim sonrası siyasete sertlik dilinin girmesini beraberinde getirmişti. CHP’nin akabinde yemin merasimlerini tamamlamaları ile parlamentoda yemin etmeme noktasında olan BDP grubu kalmıştı.

Ve yine Haziran seçimleri sonrasında şiddet sarmalına girilmesi nedeniyle; BDP sürecin getirdiklerine karşı duruşunu boykot noktasında tutmuş ve Türkiye politikası ve sosyal yaşamında yoğun bir gerginlik ortamına girmişti. Sürecin yarattığı çatışmalar ve ölümler, toplumda duygu yükselmelerini beraberinde getirmiş ve halklar arasında günlük yaşamdaki birliktelik biraz daha erozyona uğramıştı.

Her seferinde olduğu gibi, bu seferde Türkiye medyasının tamamına yakını yaşananların üzerine benzinle giderek, halkı birbirini kırma noktasına getirdiler.

Bugün; Türkiye’nin çözülmesi artık mecburiyet haline gelen ve yaşamın tüm alanlarını etkileyen/tıkayan Kürt sorununa; halkın duygularını şovenizm noktasından körükleyerek değil, tam tersine sürece aklın egemen olması gerekir noktasında katkı sunması gerekirken basın; şovenizmin tahripkar karakterinden dolayı fiilen provakator konumunda olmuştur.

Leyla ZANA’nın parlamentoda yaptığı yeminde; daha önce ki milletvekilliğine başlama merasiminde bu yemini “Türk ve Kürt halkının kardeşliği için yapıyorum” Kürtçe açıklaması ona on yıl cezaevinde yaşama olarak dönüşürken; bu seferki yeminde, basın adeta tetikte durarak toplumu kışkırtacak söylem/söz bulma arayışındaydı. ZANA ‘Türk milleti’ yerine, ‘Türkiye milleti’ kavramını kullandığında basın nihayet aradığına kavuşmuştu.

Basın; durumu köpürtmek için ZANA’yı ve “Türkiye milleti” sözünü/kavramını birinci sayfalarına taşırken, konuyu şoven derecesinde işlemekte sakınca görmedi.

Parlamento ve Türkiye toplumunun sağ duyusu basının bu tavrını hemen açığa düşürerek germe olayının tarafı olmaktan kendilerini sakınmış oldular.

TC’nin var olmaya başladığı andan beri, her yolu deneyerek herkesi Türk yapmaya çalıştı. Hukuki ve fiziki tüm gücünü kullanarak ve asimilasyoncu eğitim politikalarını uygulayarak, yaratmaya çalıştığı Türklük olgusu topluma egemen yapılamamıştır.

Çünkü: Türkiye siyasi sınırları içerisinde bu toprakların kadim halkları Türkler, Kürtler, Araplar, Ermeniler, Rumlar ve Süryanilerin yanı sıra; TC’nin kuruluş arefesi ve yakın sonrasında Balkanlar ve Kafkasya’dan gelen farklı kimlikler ile tam bir halklar mozayiği noktasında olmuştur.

Türkiye toplumu; kendilerini kendileri olmayan bir kimlik ile ifade etmesi yerine Türkiyeli olarak ifade etmesi en doğal davranış biçimidir. Burada ‘Türklük’ üzerine ant içmeleri, beraberinde doğal olarak diğer kimlikleri ötekileştirmeyi getireceği için, bundan sakınarak Türkiyeli kavramıyla tüm kimliklere kendi özgün halleriyle kapsayıcı olmaları en doğru tutum olmuştur. Böyle bir tutum alış Türkiye gerçeğinin ta kendisidir. Ve nüfusu oluşturanlardan hiçbir tanesi ötekileştirilmemekte, aksine birleştirici bir kavramla kapsanmaktadır.

Türkiye’de ezen ulus şovenizmi bu kadar dal-budak sarmışsa, bunda devletin her alanda uyguladığı politikaların yanında Türkiye basınının da çok büyük katkısı vardır.

Siyasal meşrutiyetini de sağlamış olan Türkiye’nin nüfus yapısı; basına sağduyulu davranma görev ve imkanlarını sunarken, o hala kendisini sağduyu kavramının uzağında tutmaya çalışmaktadır.

İçerisinde yaşadığımız bu sıcaklıkta nasıl ki, herkes duyarlı ve sorumlu davranmak durumundaysa; basın da aynı ölçüde duyarlı ve sorumlu davranmak zorundadır.

Diğer yazıları

Toplumunu hasta eden devlet – Ali Sarıtepe

Toplum ya da toplum kütleleri üzerinde yükselen ve bir...

“Anayasayı askıya aldım” devlet biçimini dönüştürme eylemliliğidir – Ali Sarıtepe

Bundan önceki makalede “Demokratik Özerklik Devlet Biçimini Dönüştürme Talebidir”...

Demokratik özerklik devlet biçimini dönüştürme talebidir – Ali Sarıtepe

Üretim ilişkisinin karşılığı olan devlet tipi içerisinde çok çeşitli...

Bezginlik ve bezginleşmek – Ali Sarıtepe

Kişinin bir şey karşısında, devamlılık arz eden bir şey...

Orantılı şiddet, orantısız şiddet ve devlet terörü – Ali Sarıtepe

Kullanılan kavramın her iki halinin de ortak paydası vardır,...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
3,968TakipçilerTakip Et
815AboneAbone Ol

Son eklenenler

YKP’nin de katılacağı, Avrupa Sol Partisi 8. Kongresi gerçekleşiyor

YKP’nin de gözlemci üyesi olduğu Avrupa Sol Partisi’nin 17-19...

50 Senedir Ara Bölge Olan Yer “kktc” Toprağı Olmuş – Mertkan Hamit

Her ne kadar gözler sosyal medya hesaplarına yönelik saldırılara...

Lübnan-İsrail görüşmeleri barış getirir mi? – Hediye Levent

Amerika’nın araya girmesi ile Lübnan-İsrail doğrudan müzakereleri başlayacak gibi...

Trump’ın Hürmüz ablukası ve bumerang etkisi – Yusuf Karadaş

ABD ve İran heyetleri arasında Pakistan’da yapılan görüşmelerden bir...

Hindistan’dan Kıbrıs’a dijital sansür operasyonu! – Gözde Bedeloğlu

Kuzey Kıbrıs’ta yaklaşık bir haftadır devam eden siber saldırıların...

Ödemekle Bitirilemeyen Borç – Şener Elcil

Kıbrıslıların, Türkiye’ye borç ödemeye başlama tarihi, 1517 Ridaniye Savaşı ile Mısır’ın Osmanlı Padişah’ı Yavuz Sultan Selim tarafından...

Savaşların ekonomik maliyeti – Hayri Kozanoğlu

Savaşların yıkımı sadece cephede değil bütçelerde de büyüyor. ABD...

Macaristan ve Biz: Orbán’ın Yenilgisi üzerine Düşünceler – Fabrizio Burattini

Sonuçlar artık kesinleşti. Katolik muhafazakâr Peter Magyar, Viktor Orbán’ın...

Canlı yayın