16 Ocak 2026, Cuma
2.8 C
Lefkoşa
arşivAli SarıtepeSözümüz bize olsun - Ali Sarıtepe

Sözümüz bize olsun – Ali Sarıtepe

Allem-i cihan sözlerimiz vardır, ortak tarihlerimizde. Cihan doğrusu bu sözlerimize kendilerimizden kutsallıklar yükleyerek, tüm doğruların bu eksen etrafında üretilmesini mecburiyetler mertebesine yükselterek ifade eder duruma gelmiştik.

Doğrularımızın tarafımızdan test edilmesi, ifade edilmesi; ona yüklenen anlamların doğruluğuna işaret etmiyordu, etmeyecekti de.

Hayatın; doğrularımızı ibra etmesi idi, esas olan.

Kendi tarihimiz açısından, aradan geçen onlarca yıl sonunda; “ben-sen-bizim oğlan”da ifade edilebilecek konuma gerileyen sosyalist organizmalar; bugün bu hallerine çözüm arayışlarıyla uğraşırlarken, unutulmaması gereken noktalardan bir tanesi de; sosyalizmin toplum hafızasında yılgınlıktan kurtarılması, psikolojik yenilgiden silkinebilmesi için; sosyalist organizmaların ortak vurgu alanları ve dilleri yaratmaları gerekliliğidir.

Bunlardan bir tanesi, siyaset yapılanmasının hegemon hal kazanması (çok şükür bize kısmet olmadı), diğeri de; günlük hayatta kimi durumlar karşısında oluşturulacak ortaklaşma biçimleridir.

Ülkede ki sosyalizmin; tüm eksikliklerine rağmen, tarihsel birikimine denk düşmeyen bugünkü naçar halleri, içinden çıkılması gereken amorftur.

Bu durumda sosyalist çevreler neler yapabilirler veya ne yapmalıdırlar.

Kendi aralarında oluşturdukları eylem birliklerinde:

Sosyalizmin psikolojik yenilgisini toplumun üzerinden atmak için, tüm eylem birliklerinin temeli, birliğe neden olan konu hakkında alternatif program ortaya çıkarıp, ortak söylemi bunun üzerinden yapmak. Hani devamlı olarak söylenen; ajitasyon ve propagandada serbestlik eylemde birlik haline, burada yeni bir anlatım dili katarak yeniden topluma salmak gerekliliğidir.

Bugün sosyalizmin en büyük açmazı, toplumun onu kabul edilebilir durumda görmemesidir.

Dünyada sosyalizm devletlerinin yıkılması ve yıkılan sosyalizmlerin halkın, halkların perişanlığını ortaya sermesi.

Ülke sosyalizmin, 12 Eylül dönemeci ile birlikte yanılması ve o çok doğrularımızın yerlerde peri perişan bir halde yatmasının getirdiği yılmalar. Ve buna rağmen her dikelme çabasında “Nerede Kalmıştık” anlayışının egemen olması.

Artık yeni bir dilin kullanılmasının zorunluluğu daha dayatıcı bir hale gelmiş durumdadır. Yeni dil, eski anlamalarla oluşturulmaya çalışıldığı zaman; palyatif bir yaklaşım olduğu için, verilen emeğe denk düşmeyen sonuçlar ortaya çıkmaktadır.. O zaman, yeni dil; yeni anlayış üzerinden yükselmek zorundadır. İkisinin biribirine yarattığı tepkimenin güç alımı ancak bu şekilde oluşturulabilir. Burada ‘çok doğrularımız’ köşeli parantezlerden arındığı zaman; durgunluk-sessizlik, harekete-sese dönüşme imkanları ile kucaklaşabilir.

Sözü olan öznelerin ve çevrelerin; hayata dair söz söyleme hallerinde, konu hakkında ortak dil’i oluşturmaları bir mecburiyettir. Yaratılan bu dil üzerinden yaşama ajitasyonda ve propaganda da birliği yaratıp; sosyalizme çevre olanların enerjisini ortaya çıkarmak ve toplumun geçmişteki pozitif algılamalarını tekrar yaratmak.

Böyle bir ortak dil; tek teklikten dolayı okyanusta damla gibi kalan özne ve çevrelerin, ada oluşturma imkanları ortaya çıkar. Diğer yandan; gerek özneler olsun, gerekse de organik yapılar olsun; geçmişten de gelen farklılıklarının bilincinde olarak eylemde farklılıklar zemininin olabileceğinin farkındalığında olmalarıdır. Burada ki, eylemde farklılık kavramının amaç farklılığına denk düşen hali değil, ortak anlayışı inkar etmeyen kıvrılmalar olarak görmek gerekmektedir.

12 Eylül referandumu bize yeni dil konusunda emsalsiz bir örnek durumundadır, şöyle ki:

Çevreler, yaşamlarını ancak idame ettirebiliyorlar.

Özneler, kazanımlarını erozyona uğratmama gayretleri içerisindelerken, onları siyasal yaşamın hareketli öğeleri haline getirecek ne yeni dil, ne de yeni anlayış var. Devrimci heyecan ve devrimci romantizmlerini ateşleyecek fitilden yoksunlar.

Toplumsal hayatta; devrimcilik, sosyalizm, sosyalistlik hala toplumsal dışlanmışlık durumundadır.

En son yenilgiden bu yana; yaklaşık yirmi senidir süren savaştan, bu savaşa sürülen ve bu savaştan birinci dereceden etkilenen yakınlarından oluşan yaklaşık yirmi milyon insan ve bu savaşın sonuçları olarak içimizde saklı duran ulusç-ırkçı, milliyetçi-ırkçı yanımızın hoyratça ortalıklarda gezmesi.

12 Eylül Anayasasının tüm toplum tarafından eleştiriye uğratılması, ve bu anayasanın yaşamı her boyutu ile tıkıyor olmasının görünür hale gelmesi.

Sonuç olarak amaçları ne olursa olsun, bu anayasanın ana karakterlerinden kimi yerlerine yönelik söz söylenmesi gerekliliği ve tutum alışlar.

Yapılacak olan referanduma yönelik olarak bir biçimiyle herkes söz söyleyecek ve tutum alacaktır.

Tam da bu noktada; sosyalist ve çevreler başta olmak üzere, özgürlük ve demokrasi anlayış ve güçleri; 12 Eylül anayasasına toptan karşıdırlar. Fakat önlerine gelen ise kısmi değişiklerin oylanmasıdır.

Bu kısmi değişiklikten; bu çevreler ve özneler konuyu yorumlayış biçimlerine göre –özgürlük hareketlerine parantez açmak gerekecek- evet,hayır, boykot gerekçelerini bulacaklardır.

Kendimize bakmanın zorunluluk olduğu an da bu andır.

Referandumda:

Topluma, devrimcilik ve sosyalizm konusunda ilgi uyandırmak,

Sosyalizmin yakın çevresine ve sosyalizme ilgi duyan kesimlerde ki heyecana ve harekete güç olmak,

Çevreler ve öznelere, birlikte yürümelerinde ara kıvrılma olarak tarifliyebileceğim serbestiyi de tanımak.

Demokrasi ana kavramlı ve geri yorumlayışların önüne ket çeken; Özgürlükçü ve Demokratik Anayasa ortak metni üzerinden anlatılan dil, ortaklaşan dil olacaktır.

Bu dil; ajitasyon ve propaganda birliği ile, sosyalizmi ruhlandırma ve hareketlendirme imkanlarını da bağrında taşımış olacaktır. Dil ortaklığının ve ajitasyon-propaganda birliğinin getirmiş olduğu kuvvet; evet-hayır-boykot anlatımında ayıp olmasına engel olacaktır.

Ne yazık ki; herkes kendi heybesindekileri en doğrular olarak ortaya çıkarmakta, karşısındakini de ‘son tahlil’de şuçu-bucu olarak yaftalamaya devam etmektedir.

Derin akıntılar olmadığı müddetçe, denize ulaşan her suyu deniz kendine dönüştürür.

Diğer yazıları

Toplumunu hasta eden devlet – Ali Sarıtepe

Toplum ya da toplum kütleleri üzerinde yükselen ve bir...

“Anayasayı askıya aldım” devlet biçimini dönüştürme eylemliliğidir – Ali Sarıtepe

Bundan önceki makalede “Demokratik Özerklik Devlet Biçimini Dönüştürme Talebidir”...

Demokratik özerklik devlet biçimini dönüştürme talebidir – Ali Sarıtepe

Üretim ilişkisinin karşılığı olan devlet tipi içerisinde çok çeşitli...

Bezginlik ve bezginleşmek – Ali Sarıtepe

Kişinin bir şey karşısında, devamlılık arz eden bir şey...

Orantılı şiddet, orantısız şiddet ve devlet terörü – Ali Sarıtepe

Kullanılan kavramın her iki halinin de ortak paydası vardır,...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
3,996TakipçilerTakip Et
761AboneAbone Ol

Son eklenenler

Trump’ın Venezuela operasyonu: Bolivarcı devrimden, yeniden sömürgeciliğe doğru? – Yonca Özdemir

Batı tarafından sakıncalı devletler arasında gösterilen Venezuela, geçen hafta...

Suriye’de kaos, İran’da kanlı karartma! – Hediye Levent

Suriye’de yönetim devrileli beri çatışmanın eksik olmadığı Halep’in SDG...

İran’da kapitalizm, sınıflar ve toplumsal başkaldırı – Koray R. Yılmaz

Bugün İran’da yaşanan toplumsal isyanları anlamak için yalnızca güncel...

İran halklarının zorlu sınavı – Yusuf Karadaş

İran’da riyalin yüzde 40’ı bulan değer kaybı ve yüzde...

Emperyalist gangsterlik dönemi mi? – Özkan Yıkıcı

Özellikle ikinci Trump dönemiyle tırmanan müdahale stratejisi süreci hızlandırıldı....

Terör ne, terörist kim? Kararı kim veriyor!… – Fikret Başkaya

‘Başlangıçta hiçbir şey bilmiyordunuz, inanırım… Sonra şüphelendiniz. Şimdi her...

Çivisi çıkmış dünya: Kavboy, Voyvoda ve haydut düzeni… – Hasan Kahvecioğlu

Çok eski zamanlarda dünyanın tam ortasında, bir kocaman “çivi”...

Canlı yayın