Macaristan’da 12 Nisan’daki seçim, 16 yıllık Viktor Orban iktidarının kaderini belirleyecek. Aşırı sağın uluslararası desteğini arkasına alan Orban, sistem içinden çıkan rakibi Peter Magyar karşısında ilk kez ciddi bir sınav verirken; sonuç yalnızca Macaristan’ı değil, Avrupa’daki otoriter dalganın seyrini de etkileyecek

Macaristan 12 Nisan’da çok kritik bir seçime gidiyor. Avrupa Birliği (AB) üyeleri içerisinde en uzun süredir görev yapan, tam 16 senedir başbakanlık koltuğunda oturan Viktor Orban ilk kez dişli bir rakip Peter Magyar ile yarışıyor. Kamuoyu yoklamalarında iyice geriye düşen Orban’ı “garip bir koalisyon”; Trump, Putin ve Avrupa’nın tüm aşırı sağ partileri destekliyor. AB, NATO ve liberal düşünce kuruluşları ise Magyar’ın arkasında duruyor.
Orban rakibini dış güçlerin maşası olmakla, Ukrayna Başbakanı Zelensky ile iş birliği içerisinde ülkeyi Rusya ile savaşa sokma planı yapmakla suçluyor. Magyar ise Orban’ı bir “mafya devleti” kurduğunu, türlü yolsuzluklara bulaşıp yandaşlarını zengin etmekten başka bir şey düşünmediğini, ekonomiyi kötü yönetip halkı yoksullaştırdığını öne sürüyor. Özellikle gençlerden büyük destek alıyor.
Orban, Avrupa Parlamentosu içindeki Avrupalılar için Vatanseverler (Patriots for Europe) adlı aşırı sağ grubun lideri konumunda. Magyar’ın ise merkez sağda bir politik duruşu olduğu söylenebilir. Göçmen karşıtlığı, halktan ciddi tepki gören Ukrayna savaşına daha fazla kaynak ayırmaktan kaçınma gibi konularda Orban ile arasına net bir çizgi çekemiyor.
“Memleketteki bunca sorun arasında Macaristan seçimlerine ayıracak daha fazla zamanım yok” diyenler buraya kadar duyduklarıyla yetinebilir, pekala bu genel bilgilerle seçim sonucunu bekleyebilirler. Türkiye’deki Erdoğan rejimiyle ciddi paralellik gösteren Macaristan dinamiklerine biraz daha yakından bakmak isteyenler ise yazının devamını okuyabilirler.
ERDOĞAN’IN RUH İKİZİ BUDAPEŞTE’DE
Samir Amin Monthly Review dergisinin Eylül 2014 sayısındaki “Faşizmin Dönüşü” başlıklı makalesinde Avrupa’daki faşist hareketlerle İslami faşizm, daha da ileri giderek Hindistan’da Başbakan Narendra Modi’nin partisi BJP arasındaki ortak zihniyet kalıplarını ortaya seriyor. Amin’e göre, tüm bu hareketlerin ortak paydaları şunlar:
1) Özel mülkiyet başta gelmek üzere kapitalizmin temel ilkelerini sorgulayamazlar. Hatta egemen sermaye için şiddetli kriz koşullarında faşizm bazen en elverişli çözüm haline gelir.
2) Geçmişin asr-ı saadetine dönme hayali üzerinden kaderlerini bunu gerçekleştirmesini umdukları üstün lidere teslim ederler. Demokratik süreçler ve teamüller icraatı yavaşlattığı ölçüde demokrasi ayak bağı haline gelir. Çarklar lidere sadakat ve itaat üzerinden işlemeye başlar.
Yukarıdaki faşizm formatı Erdoğan Türkiye’sine cuk oturduğu gibi, Viktor Orban’ın Macaristan’ıyla da tam anlamıyla örtüşüyor. Zaten Orban, Putin’in yanı sıra Recep Tayyip Erdoğan’ın kendi familyasına dahil ederek, marifetmiş gibi “liberal olmayan demokrasi” mensubu olarak zikrediyor. Son olarak İnterneti vergileme kararından çark etmesi benzeri, zaman zaman taktik geri çekilmelerin ardından bildiği yolda hızla mesafe kat ediyor. 2010’da kabul ettirdiği anayasayı ihtiyaçlarına denk düşmediğini fark ettiği anda, defalarca yaptığı gibi tadilattan geçiriyor. Tamamen kontrol altına aldığı medya da Türk meslektaşları gibi Başbakan’ın attığı her adımı meşrulaştırıcı gerekçeler üretmekte gecikmiyor. Ne ilginçtir ki vergi müfettişleri de muhalefet yapmaya teşebbüs eden medya organlarındaki usulsüzlükleri şıp diye saptayarak, en ağır tarifeden cezalarını kesiyor. Bu arada Orban ve avenesi servetine servet katmakta kusur etmiyor.
Genişçe yer verdiğimiz bu satırları 2014 yılında BirGün’de “Faşizm Kol Geziyor” başlığıyla kaleme almışız. Aradan 12 yıl geçmiş fazla bir ey değişmemiş, hala Orban ve Erdoğan iktidardalar. Giderek gücü merkezileştirmişler, muhalefetin hareket alanını daraltmışlar, yeni rejimin kurumlarını inşa etmişler, buna karşın canlı ve kararlı bir muhalefetin yükselmesini engelleyememişler. İşte tüm bu benzerlikler gerek Orban’ın gerekse Magyar liderliğindeki muhalefetin taktilerini daha ayrıntılı incelemeyi anlamlı kılıyor.
OTORİTERLEŞME HIZ KESMEDİ
Orban zamanla tüm devlet organlarını, yargıyı, medyayı, ekonominin büyük kuruluşlarını kontrol altına aldıkça; yandaş sivil toplum kuruluşlarındaki kadroları, daha çok muhalefeti eleştiren “düzmece” siyasi parti mensupları, AB organları ve kamu bürokrasisinde yer alan taraftarları benzeri iktidarını onaylayan çevrelere ulufe akıttıkça, bu menfaat çemberlerinin dışında kalan kesimlerinden yoğun tepkiler yükseldi. Özellikle AB’nin daha müreffeh ülkelerinde yaşamayı arzulayan gençlerde, şehirli seküler kesimlerde Orban rejimine muhalefet etme motivasyonu arttı.
Kaşarlanmış lider, adı çeşitli yolsuzluklarla anılmasına rağmen, ortalama seçmeni avucunun içinde tutacak popüler ekonomi politikalarından kaçınmadı. Enerji fiyatlarını fazla artırmadı, hanehalklarına doğrudan yardım programları uyguladı, stratejik sektörleri kamu kontrolüne aldı. Macaristan AB’nin göreceli düşük gelirli bir ülkesi olduğu için bir ara GSYH’nin % 4’üne kadar çıkan kalkınma ve altyapı fonlarından yararlanarak ekonomiyi ayakta tuttu.
SİSTEMİN BAĞRINDAN YÜKSELEN ADAY
Gelelim Magyar’a. Çok hırslı, dinamik, atak bir figür olarak dolu dizgin bir seçim propagandası yürütüyor. Lideri olduğu Tisza partisi tüm kamuoyu yoklamalarında önde görünüyor. Aslında Magyar’ın kendisi Orban’ın Fidesz partisinin elit kadroları arasında uzun yıllar Brüksel’de görev yapmıştı. Babası ünlü bir hukukçu, annesi Yüksek Mahkeme üyesi, dedesi popüler bir televizyon yorumcusu, eski Cumhurbaşkanı Ferenc Madl da yakın akrabası. Yani düzenin tam bağrından geliyor.
Dahası parti çevrelerinden tanıştığı, daha sonra Adalet Bakanlığı’na getirilecek olan Judit Varga ile evlenir. Gizlice kaydettiği, Varga’nın yolsuzluk skandallarını ifşa ettiği bir kaseti, sistemi teşhir için propaganda malzemesi yapar. Haliyle ilişkileri bozulur boşanırlar. Daha sonra Varga, Cumhurbaşkanı Novak ile bir pedofili suçlusunun affedilmesi skandalı ardından istifa etmek zorunda kalır. Magyar ise Hıristiyanlar için “umre” anlamına gelen İspanya’daki Santiago de Compostela’yı ziyaret eder. Ruhunu arındırıp siyasi yükselişine kaldığı yerden devam eder.
Aslında Magyar partide tüm kontrolü elinde tutan, muhalefeti asla kabullenmeyen, kamppanyada sadece kendisi demeç verebilen tam da Orban’a benzer bir kişilik 2022’de muhalefetin ortak adayı Marki-Zay onu; kaba, kibirli ve ben merkezci bir kişilik olarak niteliyor. Ardından “kendisiyle evlenmeyeceğiz ki, Orban’ın hakkından ancak onun gibiler gelir” diyerek desteğini belirtiyor. Macaristan solunda da benzer bir ruh hali egemen. Gönülsüzce Magyar’ın arkasında duruyorlar. Çünkü 2022’deki bizdeki “Altılı Masa” benzeri, en soldan-sağa faşist Jobbik artisine uzanan, sırf Orban-karşıtlığı üzerinden yükselen koalisyon toplumun güvenini kazanamamış, inandırıcı olamamıştı. Şimdi Magyar’a ve partisine, solcuların da Erbakan’ın tabiriyle “kerhen” bir desteği söz konusu.
MACAR VATANDAŞI OLSAYDIM…
Baştan söyleyeyim, 12 Nisan’da Macaristan seçmeni olmak, “iki şerden birini” tercih etmek zorunda kalmak isremezdim.Eğer sandığa gitmem gerekseydi, haliyle gönülsüzce de olsa Magyar’a oy verirdim. Çünkü Orban’ın bir kez daha seçilmesi, baskıların artması, totaliterliğe gidişin hızlanması, Macaristan’ın belki de geri dönülmesi zor bir yola girmesi anlamına gelecek. Aslında Magyar’ın olası bir zaferi, Türkiye için de “yamalı bohça tarzı ilkesiz bir koalisyon” yerine, inandırıcı bir seçenek etrafında fikri yakınlığı bulunanların bir araya gelmesinin, “2024’teki gibi bir nevi kent uzlaşmasının” daha etkili bir seçenek olduğunu göstermesi açısından anlam taşıyacak.


