Çin, istediklerini elde etmenin ancak sıcak çatışmayla mümkün olabileceğini öngörmektedir. Üstelik de hamasi duyguları köpürtmeye, bunun için de çatışma iklimine ihtiyacı vardır. Tayvan vesilesiyle tutuşacak ateşin cürmü, Ukrayna ve Ortadoğu’dakinden daha fazla yeri yakacak; muhtemelen fevkalade bir kaos ortamının anası olacaktır

Her ne kadar gırtlağına kadar finans gibi süfli işlere gömülmüş olsam da “canım, ne olacak; medarı maişet gailesine” sığınıp kendimi hâlâ Marksist addederim.
Muhtemelen bir dönem Althusser’le düşünsel hısımlığımdan mülhem, çelişkiyi diyalektik ve tarihsel olarak düşünen bir teorisyen olarak Mao’nun önemini teslim ederim, ona hep mesafeli kalsam bile…[1]
Bu bağlamda Mao’nun şu sözü, bir zamanlar kolumda dövme olarak taşımayı düşündüğüm bir baş tacıdır: 天下大乱,达到天下大治[2]: “Dünya büyük bir kaosa sürüklendiğinde, sonunda büyük bir düzene ulaşılır.”
Tarihsel bağlamında bakıldığında Mao’nun kaosu, düzene ulaşılmasının bir ön şartı gibi gördüğü ayan beyan ortadadır. [3]
Bugünkü dünyanın sath-ı mahalli tam olarak budur.
Önce Ukrayna, ardından İran… Çok uzun olmayan bir vadede dünyada daha büyük bir kaos ortamının oluşması kaçınılmazdır. Mevcut dünya düzeninin miyadı dolmak üzeredir. Sürdürülebilirliği yoktur.
Bu kara kehaneti dilimin döndüğünce açıklayayım.
Tayvan tutkalı
Müteakip defalar yazdım. Çin mucizesi sona ermiştir. Çin ekonomisi tedrici bir şekilde sönümlenmektedir. Hızlı büyümenin motoru olan emlak sektörünün görünür bir vadede eski haline dönmesi imkân dışıdır. Bugün Çin’de Türkiye nüfusunun üç katını barındıracak kadar atıl gayrimenkul vardır. Başka bir ifadeyle 90 milyon gayrimenkul (apartman ya da ev) satılmayı beklemektedir. Emlak fiyatları son 5 yılda yüzde 30 azalmış ve hâlâ azalmaya devam etmektedir. Hane servetlerinin yüzde 70’ini emlakta park etmiş olan orta sınıf her geçen gün yoksullaştığı duygusunu yaşamaktadır.
Devlet kontrolündeki planlı ekonominin Çin’i her zaman rasyonel tercihlere yönelteceği algısı doğru olsaydı, Çin’deki güneş panelleri üretim kapasitesi dünyanın bir yıllık ihtiyacının iki katına çıkmaz, elektrikli araç üreten 200’den fazla firma kıran kırana bir fiyat savaşına girmezdi.
Azalan iç talep, daralan iç pazar hemen her sektördeki mebzul kapasite fazlasını massetmekten uzaktır. Dünyada gelişen merkantilist yaklaşımlar Çin mallarının daha fazla dış pazara penetre etme imkânını azaltmaktadır. Kapasite fazlası ve daralan dış pazarlar ihracatta kar marjlarını daraltmaktadır.
Yerel yönetimlerin hızlı büyüme dönemlerinde emlak şirketlerine arazi devriyle elde ettikleri kaynaklar kurumuştur. Bazı eyaletlerinde toplam gelirlerin yüzde 50’sinin arazi devirlerinden geldiği düşünülürse bu durumun ne kadar vahim olduğu anlaşılabilir. Sadece bu da değil, yerel yönetimler büyük bir borç batağı altındadır. Geçmiş dönemlerde eyaletteki büyüme hızını artırmak amacıyla yapılan pek çok yanlış yatırım, gökdelenler, iş merkezleri, tatil siteleri çürümektedir.
Her yıl yüksek öğrenimini tamamlayan 12 milyonun üzerindeki gencin önemli bölümü işsizdir. İş bulacak kadar şanslı olanlar ise bir aile kuracak ölçüde para kazanmakta zorlanmaktadır.
Ülke nüfusunun önümüzdeki 30 yılda en az 200 milyon azalacağı ve 65 yaş üstündekilerin toplam nüfusa oranının yüzde 30’u geçeceği düşünülürse resim daha da kararmaktadır. Çin’de zaten yetersiz olan emeklilik sisteminin bu yükü taşıması çok zordur.
Devlet yardımlarıyla mutlak fakirlik seviyesinden kurtarılan kırsal kesimler rejimi canı gönülden desteklemeye devam etmekte ama orta sınıfların ve gençlerin rejime karşı hüsnüniyetleri azalmaktadır.
Yakın bir vadede bu çözülmenin tek ilacı Tayvan’dır. Tayvan’ın “anavatanla birleştirilmesine (实现祖国完全统一)” yönelik bir girişim, dış güçlere karşı birlik olma yolundaki milliyetçi hisleri coşturup toplumun kenetlenmesi doğrultusunda bir tutkal işlevi görecektir.
Kartların yeniden dağıtılması Çin için elzemdir, hayatidir
Çin yeni süper güç olarak kendi etki alanlarının tesisini ve tescilini istemektedir. Tayvan’ın yanı sıra Çin’in jeopolitik stratejisinin önemli öğelerinden biri de Güney Çin Denizi’dir.
Yaklaşık olarak 3 milyon kilometrekarelik alana yayılan Güney Çin Denizi’nde zengin hidrokarbon yatakları olduğu biliniyor. Bunun yanı sıra bu su yolunu kullanarak yapılan deniz ticaretinin yıllık hacmi 5 trilyon doları bulmakta. Bu rakam, tüm dünyadaki deniz taşımacılığının yaklaşık üçte birine tekabül etmektedir. Çin’in toplam enerji ithalatının yüzde 80’i, toplam ticaretinin ise yaklaşık yüzde 40’ı Güney Çin Denizi üzerinden gerçekleşmektedir.
Aralık 1947’de daha Milliyetçi hükümet iktidardayken oluşturulan bir harita ile Çin, kıyılarının binlerce mil uzağında, Malezya, Vietnam, Filipinler’in 24 mil açığına kadar olan ve Güney Çin Denizi’nin yaklaşık yüzde 90’ını kapsayan büyük bir bölgeyi tarihsel gerekçelerle kendi egemenlik alanı ilan etti.
Çin bu tezini Güney Çin Denizi’ne kıyısı olan tüm devletlerin Ming Hanedanlığı dönemindeki haraçgüzar konumlarına dayandırmaktadır. Çin’in iddiasına göre bu devletler Güney Denizi üzerindeki egemenlik haklarını Çin’e bırakmışlardır.
Haritada görüleceği gibi, kendi kıyılarından binlerce mil uzaktaki alanlardaki egemenlik iddiasını temellendirmek için Çin, 2013 yılından itibaren kendi kıyılarından yüzlerce mil uzaktaki mercanlar ve kayalıklar üzerinde yapay adalar inşasına girişti. Bu adalara askerî üsler kurup silahlandırdı.
Çin, kendi egemenliği altında gördüğü bu sular konusunda tüm bölge devletleriyle ihtilaflı durumdadır. Filipinler, kendi kıyılarına yakın olan Scarborough Sığlığı ile ilgili konudaki itilafı Uluslararası Tahkim Divanı’na götürmüş, Çin ise Divan’ın kendi aleyhine 2016’da verdiği kararı tanımadığını açıklamıştır. Bölge ülkeleri dışında ABD, Japonya, İngiltere ve Avustralya da uluslararası sular olarak gördükleri bu bölgede deniz gücü bulundurup Çin’in egemenlik iddialarını tanımadıklarını her fırsatta göstermektedir.

Yeni süper güç olarak Çin’in öncelikli hedefi, kendi arka bahçesi olarak gördüğü Güney Çin Denizi hükümranlığının tescili ve mütemmim cüzü addettiği Tayvan’ın anavatana ilhakıdır. Tayvan’ın birleşmesiyle Çin, Pasifik’e uzanan bir atbaşı da elde edecektir.
Senelerdir tek tabanca süper güç olan ABD, mahallenin yeni palazlanan süper gücüyle imtiyazlarını paylaşmaya, onun kendi etki alanlarını oluşturmasına seyirci kalmaya hiç de niyetli değildir.
Çin, istediklerini elde etmenin ancak sıcak çatışmayla mümkün olabileceğini öngörmektedir. Üstelik de hamasi duyguları köpürtmeye, bunun için de çatışma iklimine ihtiyacı vardır.
Xi Jinping’in “Günümüz dünyası, yüzyılda bir gerçekleşen görülmemiş derin değişimlerden geçiyor (當今世界正經歷百年未有之大變局)” lafzını diline pelesenk etmesi bir anlamda niyet beyanıdır.
Tayvan vesilesiyle tutuşacak ateşin cürmü, Ukrayna ve Ortadoğu’dakinden daha fazla yeri yakacak; muhtemelen fevkalade bir kaos ortamının anası olacaktır.
[1] Kişisel düzeyde Mao benim için hep Hunan’lı bir delikanlıdıır. Changhasa’ya her yolum düştüğünde onun dağa kazınmış gençlik suretini görmeye giderim. Hunan her zaman çok özeldir. Belki gülen gözleri mazide kalmış genç bir kadın, belki de acılı muhteşem yemekleri nedeniyle… Ama en çok da delikanlı Mao… Hunan çok özeldir!
[2] 人民共和国春秋实录, 林蕴晖, 刘勇, 史柏年, 中国人民大学出版社, ÇHC’nin Tarih Kayıtları, Ed: Lin Yunhui, Liu Yong, Shi Bainian, Çin Renmin Universitesi Yayınları, 1992, s.692
[3] Mao bu sözü Kültür Devrimi’ni başlatması öncesinde karısına yazdığı mektupta zikreder. Kültür Devrimi’nden de muradı budur aslında. Önce bir kaos yaratıp sonra istediği düzeni oluşurmak.


