iktibasHediye LeventAteşkes mi, mola mı? - Hediye Levent

Ateşkes mi, mola mı? – Hediye Levent

Orjinal yazının kaynağıevrensel.net

ABD-İran-İsrail savaşına dair ateşkes açıklamalarını ve haberlerini okurken aklıma ilk gelen şey ecnebilerin ‘too good to be true’ yani ‘Gerçek olamayacak kadar iyi’ sözü oldu. İlan edilenin, bir ateşkesten çok tarafların siyasi ve askeri tahkimatına fırsat veren bir mola olması ihtimali de bir hayli yüksek. Elbette savaşın bitmesi, sorunların diplomasi yoluyla çözülmesi aklıselim sahibi herkes gibi benim de temennim. İran’da bir değişim olacaksa bunun İran halkı tarafından ve kansız şekilde gerçekleştirilmesini diliyorum bir kez daha. 

Ateşkese dair duruma dönecek olursak yine sırayla gidelim ve önemli bir yanlış anlamayı aydınlatarak başlayalım: Haberlerde ve sosyal medyada dolaşıma giren 10 ve 15 maddelik metinler tarafların kabul ettiği şartlar değil, iki haftalık ateşkes süresinde müzakere etmeyi kabul ettikleri şartların listeleri.

İki tarafın şartlarında da yeni bir şey yok. Mesela İran tarafının şartlarına bakıyoruz;

-Savaşın bitmesi ve saldırıların tamamen durdurulması, tekrar saldırılmayacağının garanti edilmesi,

-İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenlik haklarının kabulü,

-Uranyum zenginleştirme dahil nükleer çalışmaların devamının kabul edilmesi,

-İran’a yönelik ABD, AB ve BM tarafından uygulanan yaptırımların kaldırılması,

-İran’a tazminat ödenmesi,

-Lübnan dahil İran tarafından desteklenen bölgelere, gruplara yönelik saldırıların durdurulması

Amerika-İsrail cephesi ne istiyor?

-Uranyum zenginleştirmeye hatta nükleer çalışmalara son verilsin

-Balistik füze programı sınırlandırılsın hatta sona ersin

-Hürmüz İran’ın kontrolünden çıkarılsın

-İran Irak’tan Lübnan’a ve Yemen’e kadar desteklediği silahlı/siyasi gruplar ile bağını kessin

Müzakere şartlarının yer aldığı listelere girmeyen talepler de var elbette. Mesela İran’ın petrol başta olmak üzere yer altı kaynaklarının ABD ve Batı kontrolüne alınması gibi. Bu arada ABD-İsrail cephesinin İran’da rejim değişikliğini sağlamak, İran’ın demokratikleşme sürecinin önünü açmak gibi hedefleri kesinlikle yok. Bu cephe açısından İran’da süper baskıcı bir yönetim olabilir; önemli olan ABD-İsrail cephesi ile iyi ilişkiler kurması!

Peki ateşkesi şüpheli kılan faktörler neler?

Öncelikle ABD Başkanı Trump’ın oldukça öngörülemez ve dengesiz olduğu; ABD’deki dış işleri ve güvenlik kurumları ile arasındaki politika farklılıklar sebebiyle sık sık yalpaladığı aşikar. Ancak Trump’ın aslında açıkça bir savaş suçu ilanı olan “Bir medeniyeti tarihe gömeceğiz” açıklamasından saatler sonra böyle bir ateşkesi kabul etmesini, sadece Trump’ın öngörülemezliği ile açıklamak mümkün değil. En olası sebeplere ve senaryolara bakacak olursak listenin başında İran savaşı ile iyice belirginleşen ABD-AB-NATO çatlağı var.

Trump NATO üyesi AB ülkelerinden memnun değil. Bunu kendisi de ekibindeki önemli isimler de defalarca dile getirdi. İran savaşında da Trump’ın AB ülkelerini en azından NATO şemsiyesi altında savaşa dahil etmek için birçok kez girişimlerde bulunduğu, açıklamalar yaptığı biliniyor. Trump’ın “Hürmüz Boğazı’ndan geçen petrolün, doğal gazın, yer altı kaynaklarının alıcısı olan ülkeler de ellerini taşın altına koysun” şeklinde özetlenebilecek bu girişimlerine olumsuz cevaplar geldi ve İran savaşı bir ABD-İran savaşı olarak kaldı. Bu durum ABD içinde hem kurumsal yapıyı hem de kamuoyunu olumsuz etkiledi, “Biz neden İran ile savaşıyoruz? Hedefimiz ne?” tartışmalarını alevlendirdi. Ayrıca İran-İsrail mücadelesinin ABD-İran savaşına dönüşmesi de Trump’ın kamuoyunun desteğini azaltmakla kalmadı, kurumsal yapı içinde de “Biz neden sürekli İsrail’i kayıtsız şartsız destekliyoruz ve neden İsrail için savaşıyoruz?” sorularının yüksek sesle sorulmasına neden oldu.

Son olarak AB ülkelerinin, enerji tedarik zincirinin tehlikeye girmesi, petrol fiyatlarındaki yükselme riski gibi sebeplerle Trump’ı eleştirmesi de önemli bir faktör olarak göz önünde tutulmalı. İtalya Başbakanı Meloni’nin Tahran’a gideceğine dair haberler de çıkmıştı. Bu durum AB ülkelerinin ABD’yi İran savaşı konusunda desteklemediği, aksine Trump yönetimi ile mesafeyi iyice açtığı şeklinde yorumlanmaya başlamıştı. Keza İran’ın Hürmüz Boğazı’nı çok etkili bir koz olarak kullanma ve savaşın maliyetini ABD müttefiki Körfez ülkeleri başta olmak üzere bütün dünyaya yayma stratejisi oldukça başarılı oldu.

Evet, hem AB ülkeleri hem de ekonomileri petrole bağımlı olan Körfez ülkeleri, enerji tedarik ve transfer hatları için yeni bir güvenlik konsepti üzerinde çalışmaya başladı. Yeni rotaların belirlenmesi için projeler hazırlanıyor şimdilerde ancak enerji tedarik ve transfer hatlarının tamiri, birbirlerine bağlanmaları, taşıma güzergahlarının belirlenmesi ve güvenliklerinin sağlanması, yükleme merkezlerinin ve depolama istasyonlarının kurulması yıllar alacak bir çalışma. Bu çalışmalar tamamlanana kadar ne AB ülkeleri bekleyebilir ne de Körfez ülkelerinden geriye bir şey kalır.  Savaşın bitirilmesi konusunda Körfez ülkelerinin yaptığı baskıların da etkili olduğu aşikar.

Bir diğer önemli faktör ise İran’da iç savaş benzeri bir sürecin başlatılamamamış olması. ABD bu yönde girişimlerde bulundu, Trump övünerek duyurdu bu girişimleri ancak ne iç savaş başladı ne de kitleler halinde İranlılar sokaklara döküldü! Yani ‘Dışarıdan biz vururuz, içeride rejimden bıkmış olan milyonlar sokaklara iner ve bu iş hallolur’ hesabı elde patladı.

Tabi Amerika’nın İran’a yönelik son saldırılarında uçaklarını kaybetmesi, çok maliyetli ‘kurtarma operasyonu’nda zor bela İran’dan çıkabilmesi gibi gelişmeler de var.

Ancak diğer taraftan İran yönetimi ve halkı ABD-İsrail cephesini oldukça sarsan bir mücadele yürütmüş olsa da ABD’nin resmen diz çökmesini sağlayabilecek bir güce sahip değiller. Hürmüz Boğazı ve hedef tahtasındaki Körfez ülkeleri ve hatta uzun menzilli füzeleri ile yıkımı çok daha geniş coğrafyalara taşıma ihtimallerine rağmen İran’ın nihai bir zafer kazandığını söylemek gibi yorumlar için çok erken.

Şunu da belirtmek gerekir ki, böylesi durumlarda ateşkes yapan taraflar kalıcı bir çatışmasız sürece başlamak istiyorlarsa iki tarafa da amiyane tabirle onurlu çıkış mizansenleri yaparlar. Yani iki haftalık ateşkes ABD’nin de bir şeyler kazanmış gibi göründüğü bir ambalajla verilebilirdi.

Yukarıdaki faktörleri göz önüne alarak olasılıklara bakmakta fayda var.

-Trump yönetimi ateşkes ile birlikte AB ülkelerine “Dahil olmak istemiyordunuz, buyurun siz müdahale edin ve sorunu çözün” demiş olabilir. AB ülkelerinin askeri ve diplomatik açıdan İran ile orta yolu bulması pek mümkün görünmüyor ama bekleyip görmek gerek elbette.

-“Biz neden İsrail için savaşıyoruz?” eleştirileri ile iyice sıkışan Trump yönetimi arka plana çekilerek İsrail’in önünü daha da açabilir.

-İran’da bir savaşın şartlarının oluşturulması için Kürtler dahil çeşitli grupların örgütlenmesi ve silahlandırılması gibi girişimlere ağırlık verilebilir. Bu çerçevede mesele ABD savunma ya da dışişleri bakanlıkları gibi göz önünde kurumlardan CIA gibi yapılara havale edilebilir.

-ABD’nin daha müzakereler devam ederken İran’a saldırdığı ya da İran’a verilen süre dolmadan saatler önce Hark Adası’nı vurması gibi gerçekler göz önüne alındığında ABD-İsrail cephesinin ateşkesi her an bozması da oldukça muhtemel. İran büyük ihtimalle eli tetikte beklemeye devam edecektir.

Toparlayacak olursak, iki haftalık ateşkes süreci oldukça kırılgan ve tansiyonun yüksek olduğu bir süreç olacak gibi görünüyor. Bu süreçte ABD ile AB ve NATO arasındaki çatlağın iyice büyümesi, AB ülkelerinin İran ile uzlaşma girişimlerine ABD’nin taş koyması beklenebilir. Yine ABD-İran arasında yapılacağı söylenen müzakerelerin aslında ABD-Çin-AB ülkeleri ve Körfez ülkeleri arasında geçmesi mümkün.

Velhasıl iki haftalık ateşkes savaşın bitişine dair nefes aldıran bir eşikten çok tarafların belirsizlikle dolu bir sonraki sürece hazırlanmak üzere güç toplayıp ittifaklarını güçlendirdiği bir mola gibi görünüyor.

Diğer yazıları

Duvardaki tuğla İran mı? – Hediye Levent

Amerika-İran-İsrail savaşı birinci ayını doldurdu ancak hâlâ ne Amerika’nın...

Irak bir kez daha uçurumun kıyısında! – Hediye Levent

ABD-İran-İsrail gerilimi tırmanmaya başladığından beri bölgenin en huzursuz ülkelerinden...

İsrail, Lübnan’ı işgal ediyor! – Hediye Levent

Lübnan’da ABD-İsrail-İran savaşının gölgesinde kalan çok önemli gelişmeler yaşanıyor....

Ankara’nın gözü Kamışlı-Şengal hattında – Hediye Levent

Bu yılki Münih Güvenlik Konferansına damgasını vuran iki konu...

Türkiye’nin de dahil olduğu yeni güç savaşları – Hediye Levent

Gazze, Lübnan, Suriye, İran derken epeydir yakın coğrafyamıza kilitlenmiş...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
3,968TakipçilerTakip Et
807AboneAbone Ol

Son eklenenler

Bir Kişiden Fazlası: Çatlı’yı Mümkün Kılan Ağın Anatomisi – Yusuf Yalçın

Abdullah Çatlı’nın yurtdışındaki varlığını anlamak için önce şu temel...

Macaristan’ın kritik seçimi – Hayri Kozanoğlu

Macaristan’da 12 Nisan’daki seçim, 16 yıllık Viktor Orban iktidarının...

Emperyalizmin iktisadi mantığı – Özgür Orhangazi

Kapitalist sistem, en başından beri, dünya çapında eşitsiz bir...

Putinizm: Faşizmin Yeni bir Biçimi mi? – Ilya Budraitskis

Vladimir Putin, Rusya Federasyonu’nun başkanı ya da Rusya hükümetinin...

Alman militarizminin yükselişi, zorunlu askerlik ve tarihteki izleri – Yücel Özdemir

Almanya’da son birkaç yıldır “Avrupa’nın en büyük ordusu” olma...

Kuzey Kıbrıs’ta hayat pahalılığı isyanı: Meclis kilitlendi, sokak karıştı! – Gözde Bedeloğlu

Kuzey Kıbrıs’ta hükümet, eylemlere neden olan hayat pahalılığı ödeneğini...

Seçimlerde sona gelirken – Özkan Yıkıcı

Artık dünya Orta Doğu savaşına yoğunlaşırken, arada gündem olacak...

Canlı yayın