Yeni ikinci Trump dönemi çok sert başladı. Aslında görünümde hem diplomasi kullanılır gibi yapılsa da ilk çiğnenenin bizatihi kendi kurumsallaştırdığı hukuk olduğu da net. Temeli ise tehdit ve şiddetle tamamlama yöntemi oluyor. Ancak bazen tepkiler karşısında da U dönüşü yaptığı hep görüldü. Yine de bir yılın gerçeği, Trump’ın kuralsızlaştırma ile resmen dilediğine tehditler yağdıran, saldıran politikayı uyguluyor olmasıdır. Seçeneklerinin hep gericilik olması ise gelecek hesabının aynasıdır. Hiç uzağa gitmeyelim: Suriye’deki cihatçı iktidar zorlaması en basit uygulamadır.
Trump hızla tek yerde değil, birçok alana saldırdı. Yeni, kendine göre stratejiler de yayımladı. Arka bahçe gördüğü Latin Amerika’yı, dışta değil resmen merkezine aldı. İlk hedefi de Venezuela oldu. Ablukalar, tekneleri batırma ve kuşatmayla askerî yığınak üstüne, devlet başkanı Maduro’yu da kaçırıp sözde yargıyla yargılamaya başladı. Böylesi tutum, Venezuela karşılığında da tahmin edilmeye başlandı. Görünüm ve gerçek, söylenen ile pratik farklılığı hemen sırıtıverdi. Venezuela’da yasa gereği Maduro yerine yardımcısı kadın Rosalino kondu. Bazı demeçler verdi. Verdi de demeçlere değil, herkes olanlara yöneldi. Bu arada Trump’ın gözdelerinin bekledikleri başkanlığı alamaması da başka bir doğrunun yaşatılmasıyla oldu. Bunlar, sonuçta bir anda Çavezci Venezuela’nın nasıl birden ters yüz olduğunun yaşanan şekliydi.
Konunun ne uyuşturucu ne de demokrasi olmadığı zaten baştan netti. Nitekim uydurulmuş kartel bunu ele verdi. Demokrasi ise seçim yapmayan ülkelerin nasıl müttefik olduğu örnekleriyle doludur. Olay petroldü. Bunu da pratikle hemen açıklanarak kanıtlandı. Şirketler oraya yönlendirildi. Giderek Venezuela petrolünün yönetileceği, kaynağın da Amerika’ya taşınacağı, ülkenin alınan kararlara uyma karşılığı da eldeki mali kaynağın kullanılma izinleri açıklandı. Bu arada Maduro’nun yardımcısı ve yeni başkan da uyuma hızla yanıt veriyordu.
Nitekim en son gelen bilgi de pratik uygulamaların siyasal istencinin tamamlandığı sonucuydu. Venezuela Parlamentosu petrol şirketinin özelleştirilmesine karar verdi. Bu da Trump’a “tamam” demekti. Zaten Trump petrol ihracatını çoktan kontrolü altına almıştı. Böylelikle Çavezli Venezuela, bir anda parlamentosu ve devletiyle teslimiyeti çekti.
Venezuela olayı en çok Küba’yı etkiledi. Çünkü Küba, Venezuela petrolüne çok ihtiyaç duyuyordu. İttifak hâlindeydiler. Şimdi kaybedilen petrol kaynağı ülkede enerji sorununu derinleştirecektir. Ayrıca Trump, Küba’ya açıkça tehditler yağdırmaya hız verdi. Ablukayı artırdı. Ülkeye girişleri kontrol altına alıp zorlaştırdı. Venezuela petrolünün ihracını da kesti. Yetmedi; Küba’ya açıkça tehditler savurdu. Müdahale silahını da işaret etti. Böylelikle Küba, yeni bir döngünün karanlığına çekildi.
Küba zaten altmışlardan beri Amerika’nın kıskacında. Hatta Üçüncü Dünya Savaşı’nın da eşiğinden dönüldü. Kennedy ile Kruşçev’in son andaki hamlesi olmasa, resmen nükleer Üçüncü Dünya Savaşı çıkacaktı. Bu arada konuyla alakalı pek konuşturulmayan bir noktayı da hatırlatalım. Altmış iki yılındaki gelişmeler salt Küba’yı değil, Türkiye’yi de kapsıyordu. Yapılan anlaşmada salt Küba’daki füzeler değil, Türkiye’deki benzer silahlar da çekildi. Fakat Kennedy’nin isteğiyle konu ilk başta gizlenmişti.
Küba hep “öcü” olarak, altmış başından beri propagandalaştırıldı. Hatta Kıbrıs da nasibini aldı. O dönemi yaşayanlar bunları bilir. Kıbrıs için sırf korkutma ve adayı denetim gerekçeli propagandada “Akdeniz’in Kübası” imgesi hep kullanıldı. Hatta Makarios’a da Castro benzetmesi ekleniyordu.
Sonuçta Küba baskılar ve ambargolarla yaşamaya alıştı. Ancak ilk önemli fırtınayı Doğu Bloku’nun dağılmasıyla yaşadı. Epey zorlandı. Ancak yaratıcı önlemlerle Küba, çok fazla zarar görse de bunu atlattı. Hele de Venezuela ile başlayan Pembe sosyalizmin Latin Amerika yükselişi iyi bir nefes getirdi.
Eklenmeden olmaz: Küba, tüm baskı ve ambargolara karşın özellikle eğitim ve sağlık uygulamalarıyla dünyanın önemli ülkelerinden biri olarak kabul ediliyor. Karşıtları dahi Küba rejiminin yıkılmasına karşın eğitim ve sağlığa dokunulmaması yönünde öneriler sundu.
Şimdi iş kritik: Amerika açık oynuyor. Gerçi U dönüşleri de bol. Fakat dibindeki sosyalist adanın yok edilmesi hep hedefinde. Şimdi Küba hem kaybettiği Venezuela petrolü hem de açık askerî müdahale kıskacında nasıl bir yöntem uygulayacağını korkarak da beklemektedir. Net olan şudur: Trump, kapitalist dünyada gericilikle karanlığı ekonomi üzerine koyup ayakta kalma ve hegemonyasını sürdürme peşindedir. Bakalım Küba bunu da atlatmayı başarabilecek mi?



