iktibasHediye LeventAmerika İran’ı vurursa ne olur? - Hediye Levent

Amerika İran’ı vurursa ne olur? – Hediye Levent

Orjinal yazının kaynağıevrensel.net

Trump’ın, Kuzey Çin Denizi’nden İran’a karşı konuşlandırmak üzere çektiği Abraham Lincoln adlı savaş gemisinin, Orta Doğu ülkelerinin olduğu sulara girdiği duyuruldu ancak bulunduğu yer tam olarak paylaşılmadı. Amerika’dan yapılan açıklamalara bakılırsa geminin Hürmüz Boğazı açıklarında konuşlanması bekleniyor. Bu gelişmeyle birlikte bölge ülkeleri İran’a yönelik bir saldırıya engel olabilmek için diplomatik girişimlerini oldukça artırırken olası savaş senaryolarına göre hazırlıklara da başladı.

Elbette cevap beklenen soruların başında Amerika’nın İran’ı vurma konusunda ciddi olup olmadığı var. Bu soru henüz kesin yanıt bulmamış olsa da Abraham Lincoln’ün yola çıkması bölgede alarm zillerinin çalmasına yetti.

Sonuçta söz konusu savaş gemisi, günlük ortalama 6 milyon dolar maliyeti olan ve 80’den fazla jet, savaş uçağı, saldırı helikopteri gibi hava araçları taşıyor. Gemiye nükleer başlık taşıyan denizaltılar dahil, hava radarları olan savaş araçları da eşlik ediyor. Konuşlandığı bölgede, gemi etrafındaki 10 millik bir alan tehlikeli olarak tanımlanıyor. ABD Başkanı Trump, İran’a karşı gerilimi yükseltmeye devam ederken, son olarak, yeni savaş gemilerinin de İran açıklarına gönderileceğini duyurdu.

Amerika’nın İran’a saldırma ihtimaline dair senaryolarda çoğunlukla “İran, Hürmüz Boğazı’nı kapatır mı?” sorusu soruluyor, ancak İran’ın Amerika ve Avrupa ülkeleri tarafından uygulanan siyasi, ekonomik, askeri izolasyon ağırlaşırken böyle bir adım atması pek olası görünmüyor. İran’daki yönetim açısından bütün ihtimallerin ortadan kalktığı ve “Benden sonrası tufan” noktasına gelindiği aşamada, Hürmüz Boğazı’nı kapatması söz konusu olabilir. Çünkü Körfez ülkeleri, dünya petrolünün ve sıvılaştırılmış doğal gazın yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’na muhtaç durumda. Irak, Kuveyt, Bahreyn, Katar, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman için Hürmüz Boğazı’nın kapatılması ekonomilerinin çok büyük darbeler alması demek, ki bu ülkelerin ekonomileri büyük ölçüde petrole bağımlı. Zaten Batı dünyasının ve Amerika’nın hamleleri ile yalnızlaşan İran, Hürmüz Boğazı’nı kapatırsa bu Körfez ülkelerini de karşısına alır.

Olası bir İran-Amerika-İsrail savaşında, mevcut duruma göre, saldırmaya niyetli taraf Amerika. Hürmüz Boğazı’nın çıkışına savaş gemileri yerleştiren de Amerika. Bu durumda boğazdaki petrol ve doğal gaz sevkiyatına dair riski ve buna bağlı olarak tanker gemilerinin sigorta bedellerini yükselten taraf da Amerika.

Diğer taraftan Körfez ülkeleri bu gerilime dair ortak bir politika belirlemiş değil. Suudi Arabistan İran’a yönelik yıkıcı bir saldırıya şiddetle karşı çıkarken Amerikan yönetimini saldırmaması konusunda ikna etmeye çalışıyor. Suudi Arabistan ve Katar olası bir saldırı durumunda topraklarını İran’a karşı kullandırmayacaklarını duyurdular. Birleşik Arap Emirlikleri henüz net bir çıkış yapmamış olsa da, İsrail’e daha yakın duran politikalar izliyor. Yine İsrail basınına göre olası bir saldırıda Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün Amerika’ya her türlü desteği vermeye hazır.

Türkiye de İran’a karşı saldırı ihtimalini engellemeye çalışan ülkeler arasında. Böylesi bir saldırının bölgeye maliyetinin çok yüksek olduğunu vurgulayan Türkiye, Suudi Arabistan, Katar, Mısır gibi ülkeler İsrail’in kontrol edilemeyecek kadar güçlenmesi ihtimalini ortadan kaldırmaya çalışıyor. Ancak İran’a yönelik bir saldırı konusunda uluslararası bir misyon ya da mutabakat arayışında olmayan Trump, emir verebilecek tek isim. Tek yetkili ve etkili ismin Trump olması, elbette durumu daha da öngörülemez hale getiriyor.

İsrail ise, Abraham Lincoln savaş gemisi daha yola çıkmadan “İran’da vurulacak noktalar” haritaları yayımlamaya başladı. Bu haritalara göre, İran’da nükleer çalışmaların yapıldığı tesislerden askeri sanayi ve güce dair her şey vurulacak noktalar arasında.

Elbette Amerikan yönetimi son günlerde İran’daki gösterileri ve -İran yönetimi tarafından net rakamlar verilmese de- binlerce insanın öldürülmesini gerekçe olarak kullanmaya başladı. Ancak İsrail’in bölgede izlediği politikalara bakılırsa İran’da, İran’ın çıkarlarına göre hareket eden, halkın beklentileri doğrultusunda ve milliyetçi saiklerle politikalar belirleyen bir hareketin desteklenmesi pek mümkün değil. Lübnan, Suriye ve Irak’ta olduğu gibi zayıf askeri yapılar, her türlü tavizi vermeye mecbur zayıf yönetimler, Amerika ve İsrail için çok daha faydalı. İran’da, İran’ın ve İranlıların çıkarları doğrultusunda bir hareketin, Amerika ve İsrail’den mevcut İran yönetiminin yapacağından çok daha sert ve kanlı bir karşılık bulması oldukça muhtemel.

Peki Amerika İran’ı vurur mu, vurursa ne olur?

Tahran merkezli olmak üzere on milyonları etkileyen dalga dalga bir kaos, çok geniş coğrafyalara yayılacaktır. On binlerin yollara düştüğü göç akınlarına hangi güvenlik tedbirleri ya da beton duvarlar engel olabilir ki? Üstelik İran’ın doğu komşusunun Afganistan olduğu da unutulmamalı. Keza güvenlik ve ekonomi boyutları ile istikrarsızlığı İran’ın dört tarafıyla birlikte bütün dünyayı az ya da çok etkilemesi oldukça muhtemel. Enerji hatları, ticaret güzergahları; Rusya’nın iyice izole edilmesi, Çin’e doğru ilerleyen yıkıma ön alma hamleleri…

Liste uzun ancak Amerika’nın İran’ı vurması Türkiye dahil bölge ülkelerinde İsrail lehine dengesiz şartlar doğurabileceği gibi zaten kanın durmadığı Irak, Suriye, Lübnan gibi ülkelerde fay hatlarını bir kere daha hareketlendirecektir.

Aslında Irak aylardır bu gerilim sebebiyle bıçak sırtı siyaset yürütmeye çalışıyor. Irak Amerika’nın ve İsrail’in hedef aldığı İran destekli direniş hattının son halkası durumunda. Ancak İran’a yönelik hamlelerin hedefindeki Haşd-i Şaabi’nin birçok örgütten oluşan bir
çatı yapı olması, Irak açısından olasılıkları daha da karanlık hale getiriyor. Haşd-i Şaabi içindeki silahlı grupların bir kısmı İran destekçisi olmadığı gibi, örgütün İran yanlısı kısmının seçimlere girip parlamentoda hatırı sayılır sayıda sandalye kazanması Irak açısından durumu daha da karmaşıklaştırıyor. Irak sahasında büyüyen radikalizm riskine paralel olarak Irak ordusunun hâlâ zayıf olması; Haşd-i Şaabi’nin ekonomik açıdan paralel ekonomi oluşturması gibi faktörler de var. Şimdilerde Amerika ve dolaylı olarak İsrail, Bağdat’a Haşd-i Şaabi’yi güvenlik, siyaset ve ekonomi alanlarından dışlaması için baskı yapıyor, bunun gerçekleşmemesi halinde yaptırımlar uygulanacağını açıkça söylüyor. Ancak bu durum Irak açısından o kadar da kolay değil. Üstelik İran yanlısı isimlerin başında gelen ve sert mezhepçi söylemleri ile bilinen Nuri El Maliki’nin siyaset sahnesine dönmesi, İran’ın Irak’ta cephesini tahkim etmesi olarak okunabilir.

Bölgede en çok konuşulan senaryoya göre Amerika İran’ı vurmadan önce Irak sahasındaki gücünü budayacak. Bu çerçevede Irak’ın bir kez daha Amerika-İran mücadelesinin sahası olması kaçınılmaz gibi görünüyor.

Görünen o ki Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan da, İsrail’in kontrol edilemeyecek güç kazanması senaryosundan oldukça tedirgin ve bu nedenle askeri iş birliğini öngören bir hat oluşturmaya çalışıyorlar. Elbette böyle bir hattın Amerika’dan bağımsız kurulması mümkün değil, ancak İran’da kaosun çok sayıda ülkeye yayıldığı bir senaryoda, İsrail’in önünün Pakistan’da alınması ya da en azından Amerika ile Çin’in karşı karşıya kalmasına engel olunması söz konusu olabilir.

Kısacası İran’a yönelik yıkıcı bir saldırı, Kuzey Afrika’dan Akdeniz’e, eski Sovyet ülkelerinden Afganistan-Çin sınırına kadar yüz milyonlarca insanı etkileyebilir.

Peki kırk katır ile kırk satır arasında tercih yapmaya zorlanan İran halkı ne yapacak? Umalım ki İran’da halkın gidişatı şekillendirdiği, kan dökülmeden ve tamamen kendi çıkarları doğrultusunda bir dönüşüm süreci gerçekleşsin. İran’da her ne kadar muhalif hareketler ve huzursuz kitleleri örgütleyip liderlik yapacak bir yapı olmasa da, halkın bunları ortaya çıkaracak potansiyeli var. İran bölgede eğitim seviyesinin ve politik bilincin en yüksek olduğu birkaç ülkeden biri.

Keza çeşitli sebeplerle ülke dışına çıkmış olan çok sayıda ekonomisti, siyaset bilimcisi, sosyoloğu, askeri uzmanı olan İran, dönüşüm için gerekli insan kaynağına da sahip. Elbette temennimiz İran’ı, İranlıların kurtarması!

Diğer yazıları

Ateşkes mi, mola mı? – Hediye Levent

ABD-İran-İsrail savaşına dair ateşkes açıklamalarını ve haberlerini okurken aklıma...

Duvardaki tuğla İran mı? – Hediye Levent

Amerika-İran-İsrail savaşı birinci ayını doldurdu ancak hâlâ ne Amerika’nın...

Irak bir kez daha uçurumun kıyısında! – Hediye Levent

ABD-İran-İsrail gerilimi tırmanmaya başladığından beri bölgenin en huzursuz ülkelerinden...

İsrail, Lübnan’ı işgal ediyor! – Hediye Levent

Lübnan’da ABD-İsrail-İran savaşının gölgesinde kalan çok önemli gelişmeler yaşanıyor....

Ankara’nın gözü Kamışlı-Şengal hattında – Hediye Levent

Bu yılki Münih Güvenlik Konferansına damgasını vuran iki konu...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
3,966TakipçilerTakip Et
807AboneAbone Ol

Son eklenenler

Seçimlerde sona gelirken – Özkan Yıkıcı

Artık dünya Orta Doğu savaşına yoğunlaşırken, arada gündem olacak...

Felaketten mücadeleye: Tarihsel Materyalizm İstanbul Konferansı – Ecehan Balta

Bu yıl üçüncüsü yapılan Tarihsel Materyalizm İstanbul 2026 konferansının...

İran savaşı bitti mi? – Evren Balta

Askeri gerilimde önümüzdeki günlerde bir gerileme yaşanması muhtemel. Ama...

Ateşkes mi, mola mı? – Hediye Levent

ABD-İran-İsrail savaşına dair ateşkes açıklamalarını ve haberlerini okurken aklıma...

Emperyalist yörüngede ateşkes ve Lübnan soyutlanması – Özkan Yıkıcı

Klasik bir yeni emperyalist kural işleyişini daha yaşadık. Trump,...

Peter İlkesi ve Artı Değer – Çağla Elektrikçi

Modern işyerlerinde kapitalizmin çelişkileri günlük hayatta en görünür hâlini...

Mum yakın: Dünyanın en “kirli” ve en “yolsuz” 32 ülkesinden biri olduk… – Hasan Kahvecioğlu

Ciddi bir anketin “taptaze” bulguları bunlar…Bu ülkede yaşayan insanların...

Üst-El – Şener Elcil

Başlığa bakıp, herkesin adanın kuzeyinde tüm olumsuz işlerden sorumlu...

Canlı yayın