yaklaşımlarÖzkan YıkıcıKısa hatırlatmalarla İsveç'ten Akşener'e - Özkan Yıkıcı

Kısa hatırlatmalarla İsveç’ten Akşener’e – Özkan Yıkıcı

Zaman zaman önceden yazıp önemle belirtiğimiz konularda, sonucuyla yeniden hat8rlatmak iyi gelecektir. Burada önemli noktayı da belirtecem: öngörü yaparken hep şu olguya dikat çekiyorum: gerçeklere karşın yine de siyasal kararları ben almıyorum. Bazen belirli zorlamalar veya taktiksel nedenlerle beklenenin de sapması gayet normaldır. Değişmeyecek öz, olayın temel konumudur. Bu yüzden gerçeklerle, arada siyasal kararlardaki etkilenmeler birlikte harmanlaşır. Ama, yine de değişmeyen gerçek gerçeklerin ta kendisi olur. Gerçekleri yok sayıp anlık algılarla hele de bunlara adeta kapılınarak konuşursak, yanılmadan başka sonuçda kalmaz. Hele gerçeğed ulaşmak iyice uzaklaştırma durumu da olur.***

Konuyu özellikle iki olay üzerinden yeniden kısaca yaşayalım. İsveç de Natoya girmek istedi. Normalde ABD kabul ediyorsa, önemli öteki güçler de onay veriyorsa, fazla sorun olması beklenemez. Tek bir olgu var, bazı şartların hazırlanması veya algı oyunlgı oyunlarıyla gerçejleri gizleme politikası olmadıkça. Çoğu defa hele son dönemde sistemin de soyutlandırılıp unutturulmasıyla adeta her konuda olduğu gibi, bu alanda da kolayca kandırmalar iyice yayıldı. Hat da buna politikacılara ek olarak akademisyenler de eklendi. Bunların üzerinden de idolojik yeni yeniden üretimle sistemin özü gizletilmeğe çalışılıyor. İsveç konusunda da aynen böyle oldu. İsveç Natoya girmek istedi. Türkiye hemen ayağa kalktı. Önce isveçle şartlar sıralandı. Birçok damgalarla belirli kesimlerin sürgünleştirilmesi talep edildi. Ardından yetmezmiş gibi Amerika ile karşılıklı sanki pazarlıklar diyaloğu başlandı. Ben ta baştan yazdım: isveç Nato üyesi olacak. Ek olarak şu uyarıyı da yaptım: hala Natonun ne olduğunu anlamadıysak, Türkiye Amerikan ağlarını bilmiyorsak, batıyla Türkiyenin nasıl bağımlı ilişkide olduğunu unutuysak, kolayca kulanılan aptal konumuna dahi geliriz diyordum. Ama, sanki Türkiye isveçi engeleyecek ve Amerikadan istedikleri olacak gibi algı çoğunu adeta tartışma kuşatması çenberine soktu. Yine, ayni şekilde sanki Nato içi eşit devletler ilişkisi varmışçasına olay siyasallaştırıldı. Erdoğan bu oyunu hep yaptı.

Konuşulmayan ve benim gibi bazılarının yazdığı gerçek de vardı. Algı oyunuyla değil de doğrularla hareket ederek, isveçteki faşist partinin güçlenme gerçeğpine de bakarak yorumluyordum. Aslında ilgili algı gerilimi, bir noktada bazı değişimlere de fırsat sağladı. İsveçte sağın ve hat da sosyaldemokratların sağa kayarak anti göççmen bazı kuralları değiştirmede Nato tartışması işe yaradı. İsveçin önce Natoya girme koşulları algılarla oluşturuldu. Peşinden, istenip de kamuoyu tepkisi nedeniyle dokunulamayan bazı yasalar da değiştirildi. Böylelikle eski bildik isveç yerine, daha sağa kayan, sermaye eksenli ve göçmenler alehine kuralları da Nato şemsiyesi altındaki giriş tartışmalarında gerçekleştirdi.

Sonuç mu: yine haklı çıktık. İsveçin Nato üyeliği hem de kükreyen Bahçelinin de dönüşüyle adeta meclisten geçti. Ayrıca CHP de Natonun gelişmesine resmen onay verip ulusalcılığın da nereye kadar sorusunun tekrardan yanıtını verdi. Peki onca isveç tartışması mı ne oldu? Sadece isveçte bildik isveçten daha anti demokratik yasalarla şekillenmesi dışında bir şey olmadı. Tabi bağımsızlık havarisi isveçin şimdi zamanında eleştirdiği Natoyu kurtarıcı görmesi de kapitalizmin nedenli iki yüzlü olduğunu da gösteriyor. Tabi sosyalist hareketlerin gerilediği döemdeki sosyal demokratların da sağa nasıl kayıp sermaye gerçeğini açığa çıkarması da acı tekrarın içilen ilacıdır. Ozaman, o kükreyen TC yetkilileri şimdi nasıl zamanı gelince tükürdüklerini yaladıklarını bir daha yaşadık. Tabi Nato gerçeği ile İMF bağımlılığın da akılda kalınması gerektiği uyarısı oldukça keskin buıçak gibi hayatda karşılığını yaşatı.***

Bir başka konu da Akşener konusunda türkiyede yaşanıyor. Belli ki aynisi bizde de değişik isimlerde veya partielrde yaşanıyor ve yaşanacaktır. Hep devlet analizlerinde öğrendik: devlet içi bloklaşma ve güçler dengesinin üstüne bir de idolojik aygıtları koyuyorduk. Türkiyede ve bizde olanlar hep merkezi eksendeki kırılma ve birleşmelerdir. Bunalr çatışma şeklinde yaşanır. Akşenerin idolojik gerçeği hep ayniydi. Doğru Yol partisinde dahi olurken, içişleri bakanıyken dahi MHP gerçeği hep suratlara vurulyordu. Hele dödnemindeki yaşananlar bir başkaydı. Ardından MHP evinde oldu. Sonra parçalanınca da devletin öteki eksenindeki CHP çizgisine kaydı. Orada yeniden hayat buldu.

Devşet düşümcesi olmayanlar veya idolojik bakmayanlar hep yanlış okumaya devam ediyordu. Tıpkı Bahçeliden demokrat çıkarma gibi. Nitekim bazı kesimler Meral AKşenere övgüler yağdırdı. Ama, bahar kısa geçti. Meral Akşener hemen kendini gösterdi. Bu defa on na demokrat ve kadın övgüsü yapanlar, birden onlar değilmiş gibi saldırmaya başladılar. Oysa gerek Bahçeli gerek se Akşener idolojik duruşlarını hiç imkar etmediler. Sonuçta şimdi bazı kesimler hala umut ederken, azıları da eleştirmeğe başladı. Bir anlamda siyasal okuma kısırlığı ve konuları devlet bloku içinde okumaları sonucu bu yanılgılara düştüler. Bu ne azık kronikleşip normalleşti. Tıpkı K. Kıbrısta tüm yaşanan lardaki gibi. Koltuğa oturma adına ki m yaklaşırsa hemen sarılınan durumdur. Onun için olmaz olmazdır. Olmayacak da yoktur.***

İki ufak hatırlatma yaptım. Dikat edin nasihatname veya demokratiklik kelimesi konularak çoğu zaman gerçekler örtülmeğe uğraşılır. Algı tutsaklığı da olunca, iş bitirilince de herkes şaşkın gibi olur. İsveç örneği, Türkiye devletindeki faşist gerçeklikler böylesi oyunda son dönemlerde hep gündemimizde gelip geçtiler. Ders mi; hiç sanmıorum. Hele de sosyaldemokratların sağa kayıp üstüne de ulusalcılık sosu koydukları yeni sermaye idolojikleşmesi de kurumsallaşınca.

Diğer yazıları

Konuyu ele alırken – Özkan Yıkıcı

Bilmem farkında mısınız: Hele de son yaşanan olayları da...

Yalaka yalan arenasından taktik ve psikolojik hamleler – Özkan Yıkıcı

Önceki yazımda, Kuzey Kıbrıs’taki genel grev eylemine dokundum. Sonucu...

Mart ayının son pazartesinden – Özkan Yıkıcı

Mart ayı da tamamlanmak üzere. Son haftanın pazartesine geldik....

İran’a saldırılar üzerinden bir ay tamamlandı – Özkan Yıkıcı

Bir ay önce gündem şöyle bir ikilem içindeydi: İran...

Savaş gerçeklerinde emperyalist propaganda kıskacına düşmek – Özkan Yıkıcı

İster şaka edin, isterse ilgisizliğe sığının: Değişmeyen net gerçekleriyle...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
3,977TakipçilerTakip Et
804AboneAbone Ol

Son eklenenler

Konuyu ele alırken – Özkan Yıkıcı

Bilmem farkında mısınız: Hele de son yaşanan olayları da...

Türkiye hâlâ “seçimli otoriter” mi? – Cansu Çamlıbel

Hükümet medyasının son bir haftadır kulağına fısıldanan üç senaryo...

Duvardaki tuğla İran mı? – Hediye Levent

Amerika-İran-İsrail savaşı birinci ayını doldurdu ancak hâlâ ne Amerika’nın...

Öldürmeyi reddedenler – Şendoğan Yazıcı

Anayasa Mahkemesinin önünde 30'dan fazla vicdani ret başvurusu yıllardır...

Katliam Teknolojileri: İran’a Emperyalist Saldırıda Yapay Zekâ Kullanımı – Davi Barbosa

LUCAS, geçen cumartesi İran semalarını istila eden Amerikan insansız...

Savaşın yayılması ve bölgesel yeniden dizayn politikasına etkileri – Yusuf Karadaş

ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş bir ayını...

Ahmad Kaabour’u uğurlarken: Sansür ve direniş – Kıvanç Eliaçık

“Almanya Filistinli yazarları sansürledi.”Geçtiğimiz hafta böyle haber başlıkları okuduk....

Bu grev ve emekçi eylemi, bir “hak” mücadelesidir ve haklıdır… – Hasan Kahvecioğlu

İtfaiye aracından kitle üzerine su fışkırtma…Yirmi yaşındaki çocuğun gözünün...

Canlı yayın