iktibasYusuf GürsucuÊlih’te 40 yerel tohum kısırlaştırılıp patentlenecek - Yusuf Gürsucu

Êlih’te 40 yerel tohum kısırlaştırılıp patentlenecek – Yusuf Gürsucu

Orjinal yazının kaynağıyeniyasamgazetesi4.com

Batman Tarım ve Orman İl Müdürlüğü tarafından yürütülen ‘ata’ tohumlarının tespit çalışmaları kapsamında 40 farklı yerli tohuma ulaşıldığı bildirildi. Yapılan açıklamada, ata tohumlarının tespitinin ardından hazırlanacak proje ile isimlendirme, tescil ve çoğaltma işlemlerinin yapılacağı belirtildi. Bakanlığa bağlı ekipler Êlih’in köylerini gezerek çiftçilerin elinde bulunan pirinçten sumağa, cevizden incire, kavundan bibere kadar 40 farklı tohuma ulaşan ekiplerin çalışmalarını sürdürdüğü ve bugüne ulaşan tohumların çoğaltılarak ekonomiye kazandırılacağı aktarıldı.

Topladıkları tohumların ekimi yasak

Bu tohumların kaybolmasını istemediklerini söyleyen Tarım ve Orman İl Müdürü Mehmet Aydın, “Sason’da yüzyıllardır bulunan 2 çeşit cevizimiz var. Yine Sason ve Kozluk’ta yetişen bir sumağımız var. İlimize has iki çeşit incirimiz var Hasankeyf bölgesinde. Gercüş bölgesinde pirincimiz var. Kozluk’ta domatesimiz var. Bölgeye has biber ve fasulyemiz var. 40 civarında tespit ettiğimiz ata tohumlarımız var. Bunlar yıllardır doğada kendiliğinden yetişen ürünler” diye konuştu. Aydın’ın bu tohumların kaybolmasının istemiyoruz vurgusu, tohum aşkından değil bu tohumların patentlenerek kısırlaştırılıp ticarileştirimesinden kaynaklıdır. Binlerce yıldır günümüze kadar taşınmış olan tohumları ekiminin yasak olması perdelenerek, halk yararına bir çalışma yapıldığı imajı yaratılmak isteniyor.

Yurttaşa değil şirketlere

Tarım ve Orman İl Müdürü Mehmet Aydın, ata tohumunun önemine ilişkin şunları kaydetti: “Bu tohumların çoğaltılması ve adaptasyonu sorunu olmaz. Yeni bir tohum geldiği zaman adaptasyon sorunu oluyor, uzun yıllar araştırma ve deneme yapmak gerekiyor. Bunlar doğallığı bozulmamış bitkiler. Ata tohumlarıyla elde edilen ürünlerin çoğalmasıyla vatandaşlar daha sağlıklı gıdalar tüketecek. Ata tohumları Batman adına tescillenecek ve tüm vatandaşların istifadesine sunulacak” dedi. Tohumların çiftçiye sunulacak iddiası içi boş bir iddia. Patentlenen ve genleriyle oynanıp kısırlaştırılacak olan tohumların şirketler tarafından köylüye satılacağı açık bir gerçek.

Tohumda tekelleşme

25-30 yıl önce dünyada 7 bin civarında tohum üreticisi vardı ve her birinin piyasadaki payı yüzde 1’den azdı. Bugün çok uluslu 10 büyük biyokimya şirketleri (Monsanto-Bayer, DuPont/Pioneer, Sygenta, Limagrean, BASF and Dow Agrosciences) tohumluk piyasasının yüzde 70’den fazlasını kontrol ederlerken hibrit ve GDO’lu (Genetiği Değiştirilmiş Organizma) tohum üretimleri yapıyorlar. Küresel ölçekte GDO’lu tohum sektöründe ise Monsanto, Du Pont/Pioneer, Sygenta,Limagrean ve Dow/Mycogen olmak üzere başlıca 5 küresel şirket yer alıyor. Yeşil devrim olarak nitelendirilen hibrit yani kısır tohumlarla şirketlerin bu sektördeki etkisi artırılmış, GDO’lu tohumlarla ise tarımın kontrolü tamamen birkaç şirketin eline bırakılma sürecine geçilmiştir.

Şirket çıkarları güvenceye alındı

Tohum satan şirketler pazarlamalarında tohumla birlikte ilaç, gübreleme ve sulama tekniklerini de paket halinde sunmaktadırlar. Aynı zamanda patent sistemiyle tohum firmalarının ticari hedeflerinin güvence altına alınmasının, yerel gen kaynaklarının çok uluslu firmaların eline geçmesi ve dışa bağımlılığın artması genişlemiştir. Özellikle son yıllarda başta temel gıda ürünleri olmak üzere her türden ürünün ithalata bağlanmasıyla üretimlerde düşüşler yaşanmaktadır. Türkiye’de bütün illerde biyoçeşitlilik tespitleri yapılarak bu bitkilerin küresel gen şirketlerinin hizmetine sunuluyor olması, Türkiye’de AKP iktidarı için tarım politikalarının hangi amacı taşıdığını açıkça ortaya koyan olgulardır.

Tohumlar patent şirketlerine

Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Genel Müdürlüğü tarafından sürdürülen ‘biyolojik çeşitliliğin kayıt altına alınarak bu bilgilere erişimin düzenlenmesi’ amacıyla yürütülen çalışma tüm Türkiye coğrafyasında büyük ölçüde tamamlandı. Êlih’te yapılan tespit çalışması da bunun bir parçasıdır. Meclis gündemine gelmesi beklenen biyoçeşitlilik yasa tasarısının ana fikri olan ve birçok vurguda bulunulan tespit edilen tohumların ‘uluslararası patent şirketlerine’ açılma ibaresi, biyoçeşitliliğin gen ve tohum şirketlerinin emrine verileceğinin en bariz göstergesidir.

Tohum kimin atası, şirketlerin mi?

Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) ile Dünya Fikir Mülkiyeti Örgütü (DFMÖ) arasında yapılan bir anlaşma ile Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Anlaşması (TRIPS) tesis edilmiştir. Bu durum ise her türden tohumun ve hayvanın patentlenmesi yolunu açmıştır. Bu süreçle birlikte tarımın tekelleşmesi tek seçenek olarak uygulamaya konmuştur. Küçük çiftçiler ya tekellerin ürettiği tohumlarla tarım yapabilecek ya da topraklarını tarım tekellerine terk edecek, başka bir seçenek yasal anlamda bırakılmamıştır. Bundan yaklaşık 10 bin yıl önce tarımın ortaya çıkışıyla birlikte bugün kullandığımız kültür bitkilerini çiftçiler ve özellikle kadınlar tarafından geliştirilerek insanlığa miras bırakmışlardır. Ancak son 50 yılda tohum şirketleri tohumları patentlemeye başladılar.

Dünya Bankası ve FAO

Günümüzde ise patentsiz tohumun kullanımını yasaklatmayı başardılar. Tohum ve gen şirketlerinin bütün dünya üzerinde genişleyerek hakimiyet kurmalarıyla birlikte biyoçeşitlilik büyük bir darbe aldı. FAO’nunda belirtiği gibi dünya üzerindeki biyoçeşitliliğin yaklaşık yüzde 75’i kapitalist yağmayla yok edildi. Diğer yandan tohumun patentlenmesiyle birlikte mono kültürel üretim biçimi dayatılmıştır. 1971 yılında Dünya Bankası ve FAO tarafından Rockefeller ve Ford Vakıflarının desteği ile kısa adı CGIAR olan Uluslar arası Tarım Araştırmaları Danışma Grubu adıyla bir kuruluş oluşturulmuştu. CGIAR’ın görevi ise bütün dünyadan canlı genleri toplamak ve ‘insanlık’ adına saklamak iddiasıyla tohumlar şirketlerin hizmetine sunuldu.

Mezopotamya’nın mirası

Geçmişte arpa, buğday gibi yabanıl olan bitkiler ile koyun, keçi, inek gibi yaban hayvanlarının dünya da ilk evcilleştirilmesi ve beslenme amaçlı üretilip yetiştirilmesi kadim Mezopotamya coğrafyasında gerçekleşmiştir. Böyle bir geçmişe sahip olan bölge halklarının geleneksel yolla üretim yapamaz hale getirilmesi trajik bir durum. 2003 yılında Irak’ı işgal eden ABD’nin genel valisi olan Paul Bremer, Irak’taki tarımsal üretimin hangi koşullarla yapılabileceğini düzenledikten Irak’tan çekilmişlerdi. Yukarıda sözünü ettiğimiz TRIPS kapsamında ABD valisinin hazırladığı 100 maddeden oluşan belgeyle Irak’ta çiftçilerin patentli tohum dışında tohum kullanması yasaklanmıştı. Petrolün dışında bugün Irak halkının gıda egemenliği ortadan kaldırılmış ve tekellerin emrine sunulmuştur. Türkiye’de ise bu durum sermaye iktidarı olan AKP eliyle yerleştirilmiştir.

Masallarla uyumamız isteniyor

Bugün köylünün elinde bulunan herhangi bir tohumla üretilen ürün ticari olarak pazara sunulması yasaklanmıştır. Patentli tohumların kullanımı zorunlu hale getirilmiş ve patentlenen yerel tohum yıllar içinde şirketlere verilmiştir. Tohumlar şirketlerin çıkarları uğruna kısırlaştırılmış ve köylünün ürettiği üründen tohumluk ayırması olanaksız hale getirilmiştir. Her üretim yılında tohumculara giderek tohum satın almak zorunda kalan çiftçiler, artık topraklarını terk etmeye başlamış ve terk edilen topraklar ise büyük tarım şirketlerinin elinde toplanma süreçleri hızlandırılmıştır. Êlih’te ele geçirdikleri tohum Kürdün atalarından kalan tohumdur. Kürt düşmanlığının azı gemiye aldığı günümüzde bu tohumlara ‘ata’ tohumu vurgusu yapılması sıradan bir yaklaşım değildir.

Diğer yazıları

Mısır’la enerji mutabakatı! – Yusuf Gürsucu

Cumhurbaşkanı R. T. Erdoğan, Ankara’ya resmi ziyaret gerçekleştiren Mısır...

Yenilenebilir enerji masalı ve Çin! – Yusuf Gürsucu

İklim zirvelerinin 29’uncusu yaklaşırken zirveler sermaye ve ona hizmet...

Su savaşları kapıda! – Yusuf Gürsucu

ABD merkezli Dünya Kaynakları Enstitüsünün verilerine göre, dünya üzerindeki...

Susuzluğun nedeni küresel ısınma öyle mi? – Yusuf Gürsucu

1964 yılı Berlin film festivalinin büyük ödülü olan ‘Büyük...

Savaş mı? Barış mı? – Yusuf Gürsucu

Savaşlar sadece insan yaşamına kast etmekle kalmamaktadır. Doğada yaşayan...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
3,977TakipçilerTakip Et
804AboneAbone Ol

Son eklenenler

Konuyu ele alırken – Özkan Yıkıcı

Bilmem farkında mısınız: Hele de son yaşanan olayları da...

Türkiye hâlâ “seçimli otoriter” mi? – Cansu Çamlıbel

Hükümet medyasının son bir haftadır kulağına fısıldanan üç senaryo...

Duvardaki tuğla İran mı? – Hediye Levent

Amerika-İran-İsrail savaşı birinci ayını doldurdu ancak hâlâ ne Amerika’nın...

Öldürmeyi reddedenler – Şendoğan Yazıcı

Anayasa Mahkemesinin önünde 30'dan fazla vicdani ret başvurusu yıllardır...

Katliam Teknolojileri: İran’a Emperyalist Saldırıda Yapay Zekâ Kullanımı – Davi Barbosa

LUCAS, geçen cumartesi İran semalarını istila eden Amerikan insansız...

Savaşın yayılması ve bölgesel yeniden dizayn politikasına etkileri – Yusuf Karadaş

ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaş bir ayını...

Ahmad Kaabour’u uğurlarken: Sansür ve direniş – Kıvanç Eliaçık

“Almanya Filistinli yazarları sansürledi.”Geçtiğimiz hafta böyle haber başlıkları okuduk....

Bu grev ve emekçi eylemi, bir “hak” mücadelesidir ve haklıdır… – Hasan Kahvecioğlu

İtfaiye aracından kitle üzerine su fışkırtma…Yirmi yaşındaki çocuğun gözünün...

Canlı yayın