Kötülük düzeni koskoca insanlıkla bir oyuncak gibi oynuyor. O zaman insanlığın da kendi planını yapmasının zamanı gelmiş de geçiyor olabilir.
Bu düzen savaşsız yapamıyor. Savaşlar olacak ki aşağılanan ve sömürülen sınıflar, ezildiklerini fark edemesinler.
Aldatılıyorlar. İnsanların algıları daraltılıyor, kendi doğrularını değil iktidarların doğrularını normal sayıyorlar. Dünya sermayesinin istikbali, enerji rekabetleri, karları ve savaşları sıradan bir insanın derdiymiş gibi anlatılıyor.
Yetersiz beslenmeye, kötü atmosfere, yetersiz sağlık imkânlarına, özgür olmayan eğitim imkanlarına ve sosyal varlığa, bu rekabet düzeni yüzünden sahip olamayanlar, bu savaşlar yüzünden daha da kötü şartlara itiliyorlar. Kazanan yine en üsttekiler oluyor.
Ortadoğu’da oldum olası, işbirlikçi olmayanlar sefalet içindeler. Bölge kaynakları, dünyanın zengin sınıfını büyütüyor. Sınırsız servet sahibi yapıyor. Buraların toplumları, bu varlıklardan hiçbir zaman fayda görmediler. Kendi topraklarındaki zenginlikler, o halklara ait olsaydı kendi zengin işbirlikçileri ve emperyalist hâkimiyetler olamazdı. Bu bir güç dengesidir. Çoğunluk sefalet çekecek ki azınlığın iktidarı sürsün.
Savaş ve düşmanlıklar peydahlanmazsa, ‘mademki ekonomiler büyüyor, ne zaman güzel günler göreceğiz?’ soruları sorulmaya başlarlar. İktidarlar bu sorunun sorulmasından hoşlanmaz. İnsanların, bunun yerine, devletlerinin, iktidarlarının istikbalini düşünmeleri daha makbuldür. Değil mi ki ‘Allah devletimize zeval vermesin.’ denir?.. ‘Ben, kendim önemli değilim!’.. Bu cümle yetmiş yıl öncesinin anlamlarını taşımıyor. İkinci dünya savaşı sonrası, sosyalizm etkisi ile büyüyen, sosyal yanları da olan devlet, artık aynı anlama gelmiyor. O zaman ne gördükse devletten gördük diyebilirlerdi. Zeval vermesin diyebilirlerdi belki. Kapitalizm, artık sosyallik üretemiyor. Saf bir yaptırım gücü olarak varlığını sürdürüyor. Mesela artık ücretsiz sağlık, eğitim devletin asıl işi değildir. Devlet toplumun temel sorunlarını gideren bir şey değildir. Devlet, sermayeye hizmeti ölçüsünde varlığını sürdürebilmektedir. Onun hizmetindedir.
Kapitalizm yalnızca bir sınıfı ezmekle meşgul olmuyor. Aşağılıyor ve yaratılan değerlere el koyuyor. Fakat yalnızca sömürmekle kapitalizm olunamıyor. Sömürenlerin rekabetleri de olmak zorundadır. Rekabet ise savaşlara zemin hazırlar. Savaşlar insanların görme yeteneklerini aşındırır. Sermaye özgürleşir.
Herkes bunu görüyor da neden dünya değişmiyor?..
‘Şu Kıbrıs meselesi çok kolay. İsteseler bir günde çözerler’ denmiyor mu? Öyle ya, herkes her şeyi biliyor. Demek ki sonlandırılmayan sorunlar da bir rekabetin ve saldırının ürünü olsa gerek. Yani her şey aldatmacalardan ibaretmiş. Sizin altmış yıl görüşme yapıp aradığınız çözüm meğer başka yerdeymiş. Kar düzeni değişmesin, barışık ve adaletli bir yaşam oluşmasın diye sorunlar çözümsüz kalsın diye yaratılıyor düşmanlıklar. İnsanları ayırıyorlar. Savaştırmak istiyorlar.
Kadınlar, çocuklar, gençler, hastalar, açlar, çalışanlar, işsizler ve diğerleri herkes bir mutluluk arar. Bir gün güzel günlere ulaşacaklarını hayal ederler. Fakat çoğunluk için bu hayal gerçek olmaz. Çünkü çarklar mutluluk için değil yalnızca bir sınıfın zenginleşmesi için döner. Kar düzeninin başka da bir marifeti yok. Sonuca bakılınca gerçek görünüyor. Dünyanın varlıklarını, yüzde seksen çoğunluk üretiyor. Varlıkların yüzde seksenine sahip olanlar ise yüzde beş. Bu saçmalık böyle olduğu sürece zengin sınıf mutlu, diğerleri umutsuz olmaya mahkum. Mademki her şey yüzde seksenin omuzlarında, çoğunluk durduğunda, rıza göstermediğinde, kötüler için bir şey yapmayı kabul etmediklerinde, birlik olduklarında, bu düzen değişecek. Artık buraya kadar denildiğinde, kötüler adını bile söyleyemeyecek hale gelirler.
Emperyalizm dünyayı yeniden işgal etmek istiyor. Her başı sıkıştığında bunu yapıyor. Sonuç ise ölüm, yokluk, gözyaşı oluyor. Bu kötülük düzeni, dünyanın tamamına yayılmadığı dönemlerde, ekonomik kriz olduğu zaman, kapitalizm çirkefine henüz bulaştırılamamış yerleri de ele geçiriliyorlar, sömürüyü büyütüp ömürlerini uzatıyorlardı. Buraları da sömürü üretim ağlarına katıyorlardı. Bu çirkefin bulaşacağı başka yerler kalmadığı günümüzde, işgal edilmişler yeniden işgal edilmeye başlıyor. Bu şekilde insanoğlu yeniden razı edilmeye çalışılıyor. Düzeni yeniden inşa etmeye çalışıyorlar. Fakat bir türlü olmuyor. Yeniden istikrar yakalanamıyor. Yani toplumlara, temel yaşam koşulları önerilemiyor.
Kötülük düzeni koskoca insanlıkla bir oyuncak gibi oynuyor. O zaman insanlığın da kendi planını yapmasının zamanı gelmiş de geçiyor olabilir.



