Hiç de uzun uzun ön giriş yapacak değilim. Fazla teorik derinliklere de dalmayacağım. Çok basit düşünmekle veya yapılacak gözlemle ulaşılacak gerçeklerle sınırlı kalacağım. Yeter ki algı tutsaklığı ile tabusal sihirli alanda kalmamış olasınız.
Bölgemiz yangın yerine çevrildi. Emperyalist, bölgesel ile genel savaşın gelgitleri yaşatılmaktadır. Krizlerin, rekabetin savaşla sürdürüldüğü günlerden geçiyoruz. Ama unutmadan: emperyalist ağda olduğumuzu akıldan çıkarmayın. Biliyorum, fazla bir şey istiyorum. Çünkü gelişmelerde ne emperyalizmi, ne kapitalizmi ne de faşizmi kullanmadan soyutlama yapılıyor. Sankileştirilen bakış ile kişiselleştirilen olgularla kıskaca alınıldı. Olaylar ise algı operasyonu propagandası tuzaklarıyla doludur. Hele de savaşın nedeni olarak ileri sürülenlerin pervasızlığı oldukça fazladır.
Fazla uzatmayacağımı ve basit konumlarla kalacağımı söyledim. Öyle de yapıyorum. İran suçlanmalar arasında; her an başka bir argüman öne çıkarılıyor. Bunlardan biri de nükleer silahlardır. Benzeri Irak’tan Suriye’ye dek oldu. Oysa basit pratik senelerin örneği şu: dünyada nükleer silaha tek başına vuran ülke Amerika. Üstelik hiç yargılanmadı. Ama ötekileri hep nükleer silah sahibi olma korkusu veya kullanma tehlikeleriyle örüyor. Belirttiğim gibi, ilk nükleer silah kullanan, şimdiye dek de tek olan Amerika. Üstelik savaşı kazanmasına rağmen.
Başka açıdan yaklaşalım: örneğin Pakistan ve İsrail nükleer silaha sahip. Ama uluslararası kontrolü ret ediyorlar. Hâlbuki İran uluslararası kontrolü çoktan kabul etti. Hatta nükleer bomba yapmayacağını da belgelerle imzaladı. İsrail ise imzalamama bir yana, hâlâ sıkıştığı zaman nükleer silah kullanımını da tehdit ile duyuruyor. Sicili ise tıpkı Amerika gibi uluslararası anlaşmalara uymama karnesi çok kabarık. En sonuncusunu belirtelim: yerle bir etmek için bombalanan Lübnan’a, yasak olmasına rağmen fosfor bombası yine kullandı.
Daha genel basit örneğe gelelim: yine fazla geriye gitmeden, son saldırıların neredeyse tümünü Amerika başlattı. Bazen açıkça tehditlerle, uydurulan gerekçeler veya provokasyon yaparak kendine haklı zemin oluşturma tekniklerini bolca kullandı. Irak’tan İran’a nükleer veya tehlikeli silahlar denilirken, Vietnam savaşında da yapılmayan saldırının olduğunu açıklayıp işgale girişti. Ama net olan, Amerika tüm saldırıları şu veya bu şekliyle kendi başlattı. Karşıtın tehdidi değil, kendi stratejik hesaplarıyla bunu hayata geçirdi.
Son İran olayı da senelerin birikimiyle günümüze geldi. Doksanlar ortasında daha hiçbir şey yokken, emperyalist yapının yeni düşman oluşturma stratejik arayışıyla konulan “şer ekseni” ile başlandı.
Fazla dalmadan, Suriye krizinin daha başlarken sıranın İran’da olacağını birçok bağımsız yorum yapanlarca defalarca tekrarlandı.
Madalyonun öteki eksenine de değinelim: İsrail daha kurulurken terörist devlet şekliyle kurumsallaştırıldı. Siyonizm ideolojisi devletin ideolojik aygıtı gibiydi. Nitekim ister adı sosyal demokrat ister aşırı sağ olsun, hep yayılma oluyordu. Temel referans ise asırlar öncesi dinî kitap Tevrat’tı.
İsrail kurulurken emperyalizmin Orta Doğu merkezi idi. İlk kurbanı da Filistinliler oldu. İsrail ve Amerika’nın ortak noktası, kendileri anlaşma imzalasa da uymamaktır. Herkesi anlaşmaya uymuyor diye saldıranlar, aslında kendileri uymamaktadır.
Yine fazla geriye gitmeyelim: konumuz olan konularla da sınırlı tutalım. Amerika İran’la anlaşma imzaladı. Denetimi de Uluslararası Atom Örgütü yaptı. Fakat anlaşmadan bizzat üç yıl sonra Amerika çekildi. Çekilmekle kalmayıp İran’ı anlaşmaya uymamakla da suçladı. Yoğun propaganda aygıtları sonucu da dünyayı arkasında sıraladı.
İsrail ise en son Hizbullah ile ateşkes yaptı. Oysa şimdi Lübnan yanıyor. Aynen Gazze’de olduğu gibi.
Bir ortak yön daha: Amerika’da Kennedy ve İsrail’de Rabin bizzat kendi ülkelerinde katledildi. Amaç, Kennedy Küba ve Vietnam savaşına karşıydı. Rabin ise Filistin ile barış anlaşması imzaladı. Bunların hâlâ cinayetleri aydınlatılamadı.
Sonuca doğru yaklaşalım: gerek Amerika gerek ise İsrail Orta Doğu politikasında çakışıyor. Ne uluslararası anlaşmaları ne de ilkeleri tanıyorlar. Ama karşıtları uymamakla da suçlayıp savaşlar çıkarıyorlar. Tabii ki Orta Doğu’da birçok Amerikan üssü vardır. Bunlar son dönemde olduğu gibi de kullanılıyor. Ama ardından da tehdit yağdırılıyor. Hâlbuki BM ilkelerine göre de siz bir yere saldırdığınız zaman, sizin askerî üssünüz de hedef olması gayet doğaldır. Bu dahi insanların kafasından sildirildi.
Ne dersiniz: bu basit gerçekler size bir şey anlatıyor mu? Unutmadan, NATO üyesi olmak veya adadaki üslerin kullanımı hedef olmaya yetmiyor mu? Alıştık; burası kullanılınca başkalarına zarar verse de umurumuzda değildir. Ama laf dahi söylenince de şaşkın ördek gibi kurtarıcı da arıyoruz. Amerika ve İngiltere bölgede saldırılar yaparken onlara karşı olmamak da mümkün mü?



