yaklaşımlarÖzkan YıkıcıTeknolojik gerekçeden sorunları yazamama gerçeğine - Özkan Yıkıcı

Teknolojik gerekçeden sorunları yazamama gerçeğine – Özkan Yıkıcı

Yaşadığınız ülke önemlidir. Gerek haber açısından yasallıkla başlayan kriterler, sonrasında akla pek gelmeyen gerekçelerle de karşınıza engeller çıkar. Kuzey Kıbrıs’ta yaşamanın da hem genel hem de kendine özgü oluşan engel koşulları vardır. Örneğin, elinizde teknolojik cihaz var. Gelişmiş olsa da en ufak arızada tamiri günler alır. Hatta arıza için ilgilenilir gibi olunup aslında tamirle ilgilenilmez. Bir anlamda arada boş zamandan sonra sizi yeni cihaz almaya zorlar hâldedir. Bilgisayar dünyası da bizde öyledir. Yaşadıkça da yeni gerçeklerle eskilerinin harmanlanma sonuçlarıyla karşılaşırsınız. Daha kötüsü, alışırsınız. Önemsenmeyerek bekleme moduna, sanki ölüm uykusuna girer hâle sokulursunuz. Sonuçta aradan geçen zamandan sonra, arada sizi uyaran arkadaşınız da olunca, yenileme veya başka çarelerle yeniden teknolojiyle yaşamaya uyanarak devam edersiniz. Tabii ki eğer benim gibi makale yazıyorsanız da arıza dönemini yazmayarak geçirirsiniz. Nasıl olsa düzelip yazarım tembelliği kültürleşmesinin kıskacına takılıp kalırsınız.

Yaklaşık bir haftayı geçen makale yazmama gerekçelerini kısaca özetledim. Buna bir de okuyucu tutumları var elbet. Tembellik kıskacı nedeniyle de kimisi “nasıl olsa yazar”, kimisi “herhâlde vakit bulamadı veya hasta olabilir” tahminleriyle veya tamamen umursamayarak bu boşluk okuyucu ekseninde de geçer. K. Kıbrıs kültürelleşme sömürgesel teslimiyet tüketimli insan tipinin sonucudur.

Neyse, arızalı cihazın yerine daha yeni modern parça alarak boşluğu sonlandırdım. Sonra şöylesine bir açlık giderme haber dolaşımı da gerçekleştirdim. Gerçi televizyonla veya daha sık kullandığım radyolarla konuları izlemekteydim. Ama nasıl olsa yazamam tembelliği ile dikkatim hep başka alana kayıyordu.

Bir baktım ki epey konu kaçırdım. Üstelik bazısı da oldukça önemli. Hele de adamızda hiç konu olmayıp aslında dünya politik denklemine etki yapan durumlar da oldu. Örneğin, Japonya seçimlerine burada pek dokunulmadı. Oysa Japonya seçimleri yeni Demir Leydi dönemini başlatıyordu. Liberal Partinin hem de anayasa değişikliği yapacak güce ulaşması, en başta ülkedeki otoriter militarizmin de yükselmesini hızlandıracaktı. Bu da dünya krizlerinde Trump’ın yanına yeni bir güç daha katıldığı sonucu oluşturdu.

Benzer önemli gelişmeler oldu. Tabii ki ülkemizde de sarsıntı ama yeniden ilhaklaşmanın üretilme davranışları da biraz daha çeşitlenme sıklığında yaşandı. Ben aradan geçen zamanla da bağlantılı olarak konuyu fazla dünyalaştırmadan, ülkemizde hâlâ konuşulan iki gelişmeye şöyle dokunarak arayı yeniden devamlaştırmadan yazmaya başlıyorum.

Bilindiği gibi Tufan sonrası, şimdilik fazla tufanlık değil, donuk Kıbrıs denkleminde imaj kuralları öne çıktı. Nitekim görüşmeler de oldu. Ama bildik ezberler yeni ama tekrarlanan algı şeklinde yaşandı. Bırakın genel Kıbrıs sorununu, kapı açma konusunda dahi sonuçta uzlaşma çıkmadı. Ama sonradan Tufan ta Amerika’ya gidip genel sekreterle yaptığı görüşmeyi hem “yapıcı” hem de “verimli” diye anlatıyor. Laf çok da pratik sorusu hep havada dolaşıyor.

Konuyu genelde soyutlayıp ufak bir alana çekelim. Sık sık bazı medyacıların da laf yükseltip içi boş lafazanlık yapıp kapı açma konusuna çekelim. Yine kapı açma hikâyesi masal olmanın ötesine geçmedi. Üstelik bildik dil de var. Tabii bildik dilde hep karşı tarafa suçlama gönderme oluyor. Suçlama yaparken Tufan dönemindeki dil farklılığı ise baştan sırıtıyor. Sert kelime değil, yumuşak ama vurucu söz seçimi vardı. Ama değişmeyen durum, hâlâ aynı yerde dönülmesiydi.

Tam da sırasıdır: Hep uyarıyordum; gerçeklerle konuşmak önemlidir. Gerçeklerden kopuk, kendine göre sanal gerçek oldukça, çözümleri de doğru konuşamayacağımızı defalarca uyardım. Şimdi de öyle. İki lider denilip yük sırtlarına konuluyor. Oysa gerçekte Kıbrıs’ta bazı konularda, hele de Kuzey’de bırakın konuşmayı, dokunulamayacak dereceler var. Bunlar hep yok sayılıyor. Öyle olunca da olayın kendisi değil de algı kuralına sarılınıyor. Kapı açma durumu da nasibini alıyor. Bir zamanlar Maraş durumu da aynı algının terkisine taktırılmıştı.

Tufan, Rumların uzlaşmazlığı üzerinde duruyor. Oysa konu basit. Kapı açılması isteniyor. Bu durumda iki taraf olunca da her kesimi önemseyen yerler vardır. Öyle de oldu. Bizim “liderlik” iki kapı önerisini yaptı. Kıbrıs için Güney pek de karşı çıkmadı. Ama kendisi de kendine göre önemli olan, bölge halkının da baskı yaptığı iki kapı önerdi. Burada su bulanıklaşıyor, kirlenerek çamurlaşma dönemine geçiyordu. Ama algı hazırdı: Uzlaşamadık. Rumlar hep uzlaşmazdı. Oysa sunulan karşılıklı iki kapı seçeneği vardı. Ama tabular vardı. Dahası, istenen kapı konusunda aslında K. Kıbrıs masadaki temsilcinin yetkisi yoktur. Daha gerçek olan K. Kıbrıs durumuydu. Ne çabuk unutuldu: Düne dek şu laf hep söylenirdi: Kapı açmak için veya kapıdan geçmek için liderden daha fazla askerî çavuşun sözü geçiyor, yetkisi konuşulurdu. Güney Kıbrıs Dilirgâ’daki Erenköy Kapısı’nın da açılmasını istiyor. Burası askerî bölge. Ama insani yönden düşünecek olursak bölge halkı başta olmak üzere ulaşımda önemli bir zamanı kısaltıyor. Fakat zaten sözü olmayan konuda bizimkiler laf diyemezdi. Oysa insani yönden önemli bir kapıdır.

Kapı, bırakın günümüzü, altmış üçten beri Rumlara kapalı. Altmış yedi döneminde yumuşama adına adanın ulaşıma açılımı gerçekleşirken bazı yerler içinde Erenköy’e geçiş açılmadı. Çünkü durum böyle idi; zira Kıbrıs Cumhuriyeti dışında bir yer kuralına dayanılıyordu.

Şimdi tıkanma yine var. Ama olan değil, algı; siyasal hamasi kural oynanıyor. Anlaşamadılar. Kim anlaşamadı veya nerede anlaşılamadı ayrıntısına girmek yok. Basit ilke kullanılıyor: Konu ne isterse olsun, “bir kapı dahi açamadılar” algısı herkesi kurtarıyor. Hele bizim tarafı çok mükemmel şekliyle yağın üstüne çıkarıyor.

Hafta başında iyice ısınan “Hitro optik” konusuna gelelim. Grevler oldu. Meclis içi karıştı. Belirli kesimler nedenlerini sıraladı. Olay yine yapılan protokol. Konu tamamıyla öne çıkmasa da sonuçta ulaşım teknolojisindeki dijital ağ alanındaki resmen yeniden ilhaklaşma adımıydı. Kimse doğru dürüst adını koymasa da tepki bu endişenin aynasıydı. Ama öyle yanlışlar oldu ki herkes karşı çıkarken dilediği bir kolay gerekçeye sarılma zenginliği vardı. Olayın geneline dokunulurken daha somutlaşan durum ise resmen ek protokol dahi olmaması, eksiklikler net sırıtıyorken bunların yokmuşçasına davranılmasıydı. Ama emri alan koltukçular mutlaka yapacaklardı. Koltukta kalmanın ayağı hâlindeydi. Zaten atanma şeklinde son olanlara dek hep teslimiyetin rant gerçekleriyle karşı karşıya kalmak zorundaymışız gibi kaldık.

Hâl böyleyken, yetki devri daha ilk uygulama ile teslim edilip önemli bağımlı ağ hâline geldi. Özelleştirme falan da değil. Yetkinin devri oluyordu. Öyle bir şekilde oldu ki yerel en ufak ilkeye dahi uyulmadı. İhaleye dahi çıkılmadı. Hâlbuki ihalede dilenen oyunla yine istenene verme yetkisi zaten vardı. Bu arada söz konusu olan şirketin durumu pek konuşulmadı. Hariri gerçeği, vakıftaki rolü, oluşan birçok durum birlikte konuşulmadı. Hâlbuki devredilenin niteliği de önemlidir. Ama yukarıda özetledim: Karşı çıkış net. Ama öyle çok olumsuzluk var ki temel noktasına dokunulmadan da birçok gerekçe bulunması kolaydır. Usule uymamak, ek protokol gibi söylemler egemen blok içindeki kırılmayı anlatmaya yetiyordu. Hâlbuki devrediliş nedeni ile gelecek durumu oldukça önemlidir. Hâlâ anlaşmanın içeriği bir başka hikâyedir.

Genel gerçek ise K. Kıbrıs’ın Türkiye gerçeğidir. Olay salt şirket değildir. Zaten adına yapılan protokol şekliyle aktarılıyor. O zaman da genel politikanın aynasıdır. Fakat teslimiyet kültürü oldukça faydalı görülüyor. Takkeci gazeteci gibileri, var olan koşulları eleştirip yapılan protokol ile güllük gülistanlık ilan ediyorlar. Adanın önemli şekline dem vuruluyor. Biz yönetemedik deniliyor. Ama yapılan örnekler hiç akla gelmiyor. Devredilecek yapının Türkiye’deki tartışılan biçimi akla taşınmıyor. Ama bir K. Kıbrıs-Türkiye gerçeği yeniden gözlerimizin önünde yaşanıyor. Oluşan sömürgesel siyasal gerçeğinin aynasıdır. Hele şu laf artık koktu: Neden sendikalar grev yaptı? “Sendikaların görevi mi?” sorusu da ekleniyor. Kendine bir de unvanla savunuyor. Dünyayı gezdiği hâlde bir habersiz gibi davranıp hizmete kusur koymayan takkeci efendiler de böyle oynuyor. Bakalım bu gelişmeden sonra ne olacak?

Diğer yazıları

Kıbrıs ekseninden bir NATO makalesi – Özkan Yıkıcı

Son gelişmeler eğer yetmişlerin ortasında olsaydı, hele de Türkiye...

Viktor Orban dönemi noktalanırken – Özkan Yıkıcı

Pazartesi sabahı, bizim gibi yerel medya dışında kalanlar önemli...

Gelgit pazarından damlalar – Özkan Yıkıcı

Pazar öğleden sonrası ortamındayım. Öyle ki, Kuzey Kıbrıs’ta hayat...

Son savaşta fazla öne çıkamayan üç ülke: Lübnan, Macaristan ve İngiltere – Özkan Yıkıcı

Bu savaş cenderesinde başka öne çıkarılmayan ülkeler de vardı....

Seçimlerde sona gelirken – Özkan Yıkıcı

Artık dünya Orta Doğu savaşına yoğunlaşırken, arada gündem olacak...
4,157BeğenenlerBeğen
947TakipçilerTakip Et
3,969TakipçilerTakip Et
810AboneAbone Ol

Son eklenenler

Trump’ın Hürmüz ablukası ve bumerang etkisi – Yusuf Karadaş

ABD ve İran heyetleri arasında Pakistan’da yapılan görüşmelerden bir...

Hindistan’dan Kıbrıs’a dijital sansür operasyonu! – Gözde Bedeloğlu

Kuzey Kıbrıs’ta yaklaşık bir haftadır devam eden siber saldırıların...

Ödemekle Bitirilemeyen Borç – Şener Elcil

Kıbrıslıların, Türkiye’ye borç ödemeye başlama tarihi, 1517 Ridaniye Savaşı ile Mısır’ın Osmanlı Padişah’ı Yavuz Sultan Selim tarafından...

Savaşların ekonomik maliyeti – Hayri Kozanoğlu

Savaşların yıkımı sadece cephede değil bütçelerde de büyüyor. ABD...

Macaristan ve Biz: Orbán’ın Yenilgisi üzerine Düşünceler – Fabrizio Burattini

Sonuçlar artık kesinleşti. Katolik muhafazakâr Peter Magyar, Viktor Orbán’ın...

Kıbrıs ekseninden bir NATO makalesi – Özkan Yıkıcı

Son gelişmeler eğer yetmişlerin ortasında olsaydı, hele de Türkiye...

ABD-İran ateşkesi ne anlama geliyor? – Doç. Dr. Mustafa Çıraklı

Diplomatik söylemin fazlasıyla gelgitli, sahadaki gelişmeler bağlamında ise tarafların...

Duyduk, duymadık demeyin: Komünizmden başka bir gelecek yok… – Fikret Başkaya

“İnsanlık ancak çözümleyebileceği sorunları görev olarak önüne koyar. Çünkü...

Canlı yayın